Dinselleşmiş medya

58

Örsan K. Öymen

Türkiye’de AKP iktidarı döneminde, eğitimle birlikte, medya da dinselleşti. Ulusal ve yerel televizyon ve radyo kanalları, sabah akşam din içerikli yayın yapıyorlar. Yüzlerce ulusal ve yerel televizyon ve radyo kanalı, İslam dininin misyonerliğini üstlenmiş durumda. Medya, kamu hizmeti sorumluluğunu bir kenara bırakarak yayın stüdyolarını tekkelere, zaviyelere, dergâhlara ve medreselere dönüştürdü. Halkı aydınlatmak, bilinçlendirmek ve bilgilendirmek görevini üstlenmesi gereken medya, kendi ilkelerini bertaraf ederek, halkı karanlıkta oyalamaktadır. İmam hatip okullarının, camiye imam yetiştirmek yerine, herkesi imam yapmak amacının bir sonucu olarak, medya da imamların istilasına uğramıştır.

Medya elbette, halkı aydınlatmak, bilinçlendirmek ve bilgilendirmek için kendisini sadece güncel siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel olaylarla sınırlamamalıdır. Ancak bunun alternatifi olarak din propagandası yapmak da, bu ülkeyi cehalete sürüklemekten başka hiçbir işe yaramamaktadır.

Halkı aydınlatacak, bilinçlendirecek ve bilgilendirecek olan şey din değil, bilim ve felsefedir. Medya güncel siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel olayların ve sorunların dışına çıkmak istediği anlarda, yayınlarını din içerikli programlar yerine, doğa bilimi, sosyal bilim ve felsefe içerikli programlarla takviye etme yolunu seçse, halka büyük bir hizmet sunmuş olur, okulların eğitim yoluyla yapamadığını, kitle iletişim araçları üzerinden, belli bir ölçüde de olsa, gerçekleştirmiş olur.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için öncelikle AKP iktidarının dinci baskılarının bertaraf edilmesi, yani bir iktidar değişikliğinin gerçekleşmesi gerekmektedir. Ayrıca, medyada çalışanların, bilimin ve felsefenin önemi konusunda bir bilinç geliştirmeleri, dinin hem bilimden hem de felsefeden neden ve nasıl ayrıldığını kavramaları gerekmektedir.

İslam dini, Musevilik ve Hıristiyanlık gibi, kozmolojik ve ahlaki konulardaki gerçeklerin, bir Tanrı tarafından, mucizevi bir biçimde, vahiy yoluyla, peygamber olarak nitelendirilen seçilmiş elçilere aktarıldığını iddia eder. Bu dinlere göre, her şeyin yaratıcısı olup kendisi yaratılmamış olan, maddeyi yaratan ama kendisi maddeden oluşmayan, mükemmellik seviyesinde zeki, bilgili, tasarımcı, yaratıcı, adil, merhametli, ödüllendirici ve cezalandırıcı olan bir Tanrı vardır. Bu dinler aynı zamanda ruhun ölümsüz olduğunu varsayarlar ve Tanrı’nın istenci doğrultusunda yaşayanların Tanrı tarafından sonsuz mutluluk ile ödüllendirileceğini, Tanrı’nın istencine aykırı davrananların da sonsuz acı ile cezalandırılacağını savunurlar.

Dinlerin bu iddiaları ateistler, agnostikler ve bazı deistler tarafından reddedilmektedir. Başka bir deyişle, bunlar bizim medya organlarının varsaydıkları gibi mutlak gerçekler değildir, tartışma konusu olan şeylerdir.

Bilimde ve felsefede ise bir iddianın, bir tezin kaynağı vahiy olamaz. Bilim insanı ve filozof, kendi bağımsız zihniyle gerçeklere ulaşmak için mücadele verir, sözde bir vahyin ve din kitaplarının ayetlerinin arkasına sığınmaz. Teokratik dönemlerde, örneğin ortaçağda ve onu izleyen yüzyıllarda oluşan dini baskı dönemlerinde, bilim ve felsefe de dinin etkisi altına girmiştir, ancak dinsellik, felsefenin ve bilimin özünde olan bir şey değildir. Bunu anlamak için antikçağdan günümüze, felsefe tarihini ve bilim tarihini incelemek yeterlidir.

Bilim ve felsefe, yöntem bağlamında birbirlerinden ayrılsalar da, ikisi de kuramsal ve rasyonel alanlardır. Bilim, gözlem ve deney üzerinden kuramlar geliştirir, felsefede ise gözlem ve deneyle kurama ulaşma önkoşulu yoktur; ancak felsefe yine de, kendi kuramlarını oluştururken, bilimsel kuramlardan da yararlanabilir.

Bilim ve felsefe, tez ve anti-tez ilişkisi bağlamında, diyalektik ve çoğulcudur. Felsefede ve bilimde mutlakçı bir anlayış yoktur. Bilimde ve felsefede kuramlar, yanlışlanmaya ve çürütülmeye de açıktır.

Karanlığı temsil eden dogmatik yapılar, bu nedenle bilimi ve felsefeyi, din üzerinden baskı altında tutmaya çalışırlar!

Cumhuriyet