Amin Maalouf: Dünyanın battığına inanıyorum ama yeni bir dünya kaçınılmaz olarak doğacak

36

Maalouf yeni kitabını anlatırken dünyadaki gelişmelere dair görüşlerini de paylaştı. Maalouf, dünyanın battığını, yeni bir dünyanın doğacağını ifade etti.

Dünya edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Amin Maalouf, dünyanın battığını ve yeni bir dünyanın kaçınılmaz olarak doğacağını söyledi.

“Biz ikisi arasındaki safhadayız şu an. Dünün dünyasının yok olduğunu görüyoruz, yarının dünyasının ne olacağına dair de fikirlerimiz var” diyen Maalouf, “Şu an bizim kuşağımızın yaşadığını bir ayrıcalık olarak da, bir lanet olarak da görebiliriz. Her halükârda iki dünya arasında kalmış bir kuşağız. Yarının dünyasının bugün hayal ettiğimizden çok farklı olacağına inancım yüksek” ifadesini kullandı.

Habertürk’ten Kürşad Oğuz’a konuşan Maalouf, son kitabı “Uygarlıkların Batışı”nı anlattı. Dünyadaki gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Macron’un beyin ölümü gerçekleşti” sözleri hakkında da değerlendirmede bulunan Maalouf, “Tabii 10 yıl önce kimse böyle şeyler söylemezdi. Bu, Trump etkisinin bütün yöneticilere yayıldığını gösteriyor. Ama Türkiye’den bağımsız olarak Macron’un bu cümlesini duyduğumda özellikle Rusya’yı düşündüm” ifadesini kullandı.

Maalouf’un Oğuz’un sorularına verdiği yanıtların bir bölümü şöyle:

Soru: Aslında senin hikâyenle Türkiye’nin hikâyesi örtüşüyor…

Ailemin, doğduğum ülkenin tarihinden bahsettiğimde kaçınılmaz olarak Türkiye’den, Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsetmiş oluyorum. Ben ailemde Osmanlı İmparatorluğu topraklarında doğmayan ilk kuşağım. Babamın 1914 tarihli doğum belgesi Türkçe’ydi. O zaman hâlâ Osmanlı İmparatorluğu vardı ve bütün belgeler Türkçe yazılıyordu. Yani tarihlerimizin iç içe olduğu kesin. Bu yüzden Türkiye’ye merakım doğal.

Soru: 1998’de ilk denemen “Ölümcül Kimlikler”i yazdın. Konuştuğumuzda “Bu ilk çığlığımdı” dedin. 10 yıl sonra, 2009’da “Çivisi Çıkmış Dünya” geldi. Daha da karamsardın. Yine 10 yıl sonra, 2019’da, “Uygarlıkların Batışı” diyorsun. Bu kez gemi battı, umudun tükendi mi? Dördüncü kitap olmayacak mı?

Elbette umudun biteceğini düşünmüyorum. İlk denemem çıkalı 20 yıl oldu. İkincisi 10 yıl sonra geldi. “Uygarlıkların Batışı” sonuncu kitap olmayacak. Bir sonrakini yazmak için 10 yıl geçer mi bilmiyorum ama ‘batış’tan sonra da bir yaşam vardır. ‘Batış’ dünyanın sonu değildir. Dünyanın battığına inanıyorum ama yeni bir dünya kaçınılmaz olarak doğacak. Biz ikisi arasındaki safhadayız şu an. Dünün dünyasının yok olduğunu görüyoruz, yarının dünyasının ne olacağına dair de fikirlerimiz var. Şu an bizim kuşağımızın yaşadığını bir ayrıcalık olarak da, bir lanet olarak da görebiliriz. Her halükârda iki dünya arasında kalmış bir kuşağız. Yarının dünyasının bugün hayal ettiğimizden çok farklı olacağına inancım yüksek. Çünkü çok hızlı bir dönüşüm var. Bizim gençliğimizden bu yana tanıdığımız dünya yok oluyor ama bu, dünyanın sonu değil. Yeni bir şey ortaya çıkacak. İnançlı olmamız ve yeni ortaya çıkacak şeyin çok daha iyi olacağını ummamız lazım.

Soru: Sen çok daha iyi olacağını mı düşünüyorsun?

Garantisi yok tabii ama çok mümkün. Bu bize bağlı. Değişmekte olan dünyayı, insanlığı oluşturan farklı unsurları, küreselleşmeyi ve teknolojik gelişmeyi iyi yönetmeyi başarırsak, yeni dünya şüphesiz çok daha iyi olacak.

Soru: Bugün bir NATO krizi var. Batı, Türkiye’ye füze savunma sistemi vermeyince Türkiye Rusya’dan S-400 aldı. Ancak Türkiye bir NATO ülkesi ve büyük sorun oldu bu. Macron, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” dedi. Erdoğan da “Macron’un beyin ölümü gerçekleşti” dedi. NATO dağılır mı? Yeni bir Soğuk Savaş mı başlıyor. Yeni bloklar mı oluşuyor? Yoksa tarihin gidişatında bu tür krizler normal mi?

Beyin ölümü diyaloğunu duydum. Tabii 10 yıl önce kimse böyle şeyler söylemezdi. Bu, Trump etkisinin bütün yöneticilere yayıldığını gösteriyor. Ama Türkiye’den bağımsız olarak Macron’un bu cümlesini duyduğumda özellikle Rusya’yı düşündüm. Gorbaçov zamanında Almanya’nın birleşmesi konusunda anlaşıldığında, Batı’nın verdiği bir söz vardı: NATO’yu eski SSCB topraklarına yaymamak. Gorbaçov bunun için kendisine söz verildiğini açıklamıştı ama bunu bir yazılı anlaşmaya dönüştürmeme ihtiyatsızlığında bulunmuştu. Ruslar buna çok üzüldü ve çok etkilendiler. NATO’nun Rusya’yı ablukaya almak için bütün toprakları fethetmeye çalıştığı izlenimine kapandılar. Ben Macron’un “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” sözünü duyduğumda onun Putin’e “NATO’nun tarihine takılmayın, bu önemli bir şey değil artık, NATO zaten etkin bir güç değil” mesajı verdiğini düşündüm.

Soru: Türkiye de artık eskisine oranla çok daha Rusya’ya yakın. Bu bağlamda Rusya da Batı’ya ve NATO’ya gözdağı amacıyla Türkiye’yi yanına çekmeye çalışıyor olabilir mi?

İki kutuplu dünya varken ülkelerin kendilerini ya Rusya ya da ABD/Batı yanında konumlandırmaları gerekiyordu. Bugün dünya çok farklı. Bazı ülkeler Çin veya Rusya’yla ilişki kurduklarında Amerikalılar, “Ne yapıyorsunuz, siz bizim müttefikimizsiniz” diyebilir. Ama bunun artık hiç anlamı yok. Kaçınılmaz olarak bugün her ülkenin farklı güçlerle ilişkisi var. Ve bu stratejik ittifak duygusundan ziyade ekonomik ve askeri menfaatlere göre şekilleniyor. Bugün herhangi bir ülkenin belli bir ittifaka tamamen bağlı kalması zor. Bütün ülkeler, liderleri kim olursa olsun, ana güçlerle iyi geçinmeye çalışacaktır, özellikle de bu ülkelerle sınırları varsa. Herkes Çin, Rusya, ABD, Avrupa ile ilişki kurabilir.

www.haberturk.com/yazarlar/kursad-oguz/2552500-yarinin-dunyasi-doguyor

Independent