Türk medyasının çöküşü ve Öztürk Yılmaz’ın partisinin manifestosu

46

Atatürk’ün yoktan var ettiği cumhuriyet rejiminin 16 Nisan referandumu sonrası yıkılması sonrası Türkiye’de her alanda çöküş tüm hızıyla devam ediyor. Atatürk’ün kurduğu, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti artık yok.16 Nisan referandumuyla Atatürk’ün kurduğu rejimin yıkılmasını önlemeyenler ve seyredenler hala ortalıkta geziyor.Bilhassa Atatürkçü olduğunu iddia eden medya organları ise CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu yere göğe sığdıramıyorlar.

Arkadaşlar siz hangi gezegende yaşıyorsunuz? 16 Nisan sonrası Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet yok.Kim verecek bunun hesabını? Bu işin en büyük  sorumlularından birisi Deniz Baykal ile Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibidir.17 Yılda Atatürk’ün kurduğu rejimin yıkılmasını önleyemeyenler sadece koltuklarını korumuşlardır. Türkiye’de din nasıl dolgu malzemesi olarak kullanılmışsa Atatürkçülük,cumhuriyet,laiklik…vs dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır.Kılıçdaroğlu yönetiminden memnun olanlar, ve bunları destekleyenler Cumhuriyet rejimi ve Atatürkçülük konusunda samimi olmayanlardır.Bunun hiç tartışması yoktur.Herşey net bir şekilde ortadadır.

Türkiye’de artık iktidar ve muhalefetin havuz medyası vardır.Sözüm ona Atatürkçü olduğunu iddia eden muhalefetin havuz medyası sabah akşam Kılıçdaroğlu ve ekibini öve öve bitirememektedir.Aynen Kongo’da Mobutu,Zimbabwe’de Mugabe rejiminin medyası gibi.Utanmadan Kılıçdaroğlu’nun dinamizminden dem vurup  köşelerinde methiyeler düzüyorlar.

Sayfalarını ve ekranlarını Öztürk Yılmaz’a açmayan Atatürkçü medya sabah akşam Davutoğlu ve Babacan’ın reklamını yapıyor. Atatürkçü olduğunu iddia eden sayfalarını ve ekranlarını Davutoğlu’na açan muhalefetin havuz medyasına sadece İngiliz İndependent gazetesindeki İran meclisi başkanının mülakatından bir kesit aktaralım.

‘’İran Meclis Başkanı Ali, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Suriye savaşının başlarında Tahran’a yaptığı ziyaretlerle ilgili şu görüşleri dile getiriyor:

”Bazı devletler Suriye’deki olayların başlangıcında İran’a geldi. Bu devletler Suriye’yi desteklediğimiz için bizi eleştiriyordu.İki hafta içinde Emevi Camisi’nde namaz kılacaklarını söylüyorlardı. Ona dedim ki ‘emin ol böyle bir olay (Emevi Camisinde namaz kılma) olmayacak.O gelişmelerin üzerinden birkaç yıl geçti ve o kadar kan döküldü.Suriye meselesinin askeri yöntemlerle değil siyasi uzlaşı ile çözüleceğini söyledik.Suudiler ve bazı bölge ülkeleri yanlış yaptı. Bu ülkeler Suriye rejimini askeri yollarla devirebileceklerini düşünüyordu, fakat zannediyorum ki şimdi yanlış yaptıklarını anladılar.”

Evet sevgili ABHaber okurları bu yazdıklarımızı kolay kolay kimse yazamaz.Bunların Atatürkçülük,cumhuriyet ile uzaktan yakından alakası yok.Siz Öztürk Yılmaz’a ambargo uygulayacaksınız,Davutoğlu’na ekran ve sayfalarınızı sonuna kadar açacaksınız,sonrada çıkıp Cumhuriyet rejimini savunuyoruz Atatürkçüyüz diyeceksiniz.Zavallılar.

CHP bölünüyor, kurumsal kimliğine zarar veriliyor diyenler Atatürkçülük karşıtlarıdır

CHP’nin kurumsal kimliğine zarar veriliyor veya CHP bölünüyor, Atatürkçüler ve Atatürkçü değiller gibi ayrıştırma yapılıyor diyenlerin hepsi saray rejiminin destekçileridir. Tüm bu argümanlar başarısızlıkları örtmek ve tartışmayı başka yöne çevirmek için CHP’de ipleri elinde tutan oligarşik yapı tarafından sürekli gündeme getiriliyor.Atatürk’den miras kalan CHP artık yoktur.17 Yıl gibi kısa bir sürede Cumhuriyetin yıkılmasını önleyemeyenlerin tek amaçları koltuklarını korumaktır.

Baykal’ın öğrencisi Kılıçdaroğlu girdiği tüm seçimleri kaybetmesine rağmen delege ve milletvekillerinin ezici çoğunluğunu biat anlayışıyla seçerek kurultayları kazanmaktadır.Bunlar iktidara gelmeyi Davutoğlu ve Babacan’a bağlamışlardır.

Türkiye kurtuluş savaşı ortamındadır.Atatürk’ün kurduğu rejimi ancak yeni oluşum ve gerçek Atatürkçü genç siyasetçiler tekrar sağlayacaktır.

Son olarak muhalafetin havuz medyasına iki konuyu hatırlatmadan geçmeyelim. Suriye krizini nasıl CHP yönetimi salon siyaseti yaparak seyretmişse, Kanal İstanbul projesini de aynı şekilde seyretmiştir.Kanal İstanbul projesi yıllardır gündemdedir.Bu konuda muhalafet doğru dürüst hiç bir şey yapmamıştır.Bunların tek dertleri koltuklarını Atatürkçüyüm diye korumaktır.

ABHaber Öztürk Yılmaz’ın Partisinin Manifestosunu yayımlıyor:

İŞTE ÖZTÜRK YILMAZ’IN PARTİSİNİN MANİFESTOSU!

HEPİMİZ BURADAYIZ OLUŞUMU OLARAK PARTİLEŞME SÜRECİNİ SÜRDÜREN ÖZTÜRK YILMAZ VE EKİBİNDEN TÜM TÜRKİYE’YE ÇAĞRI YAPILDI.

YÖNETİM MODELİ ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ ÇERÇEVESİNDE SİL BAŞTAN DEĞİŞTİRİLİYOR,

HER ALANDA ÜRETİM BİR NUMARALI GÜNDEM MADDESİ OLUYOR,

DİJİTAL PARAYA GEÇİLİYOR,

TÜRKİYE ENERJİ, GIDA, TOHUM, ARAÇ, İLAÇ VE SİLAHTA  MİLLİ ÜRETİMİ GERÇEKLEŞTİRİYOR,

TOKİ YAŞANABİLİR KÖYLER YAPIYOR,

EĞİTİM ANAOKULUNDAN ÜNİVERSİTE BİTİMİNE KADAR ÜCRETSİZ OLUYOR.

SURİYELİLER ÜLKELERİNE GERİ GÖNDERİLİYOR.

İŞTE HEPİMİZ BURADAYIZ OLUŞUMUNUN HALKA SESLENİŞ ADINI VERDİKLERİ MANİFESTOSUNUN TAM METNİ

HALKA SESLENİŞ

19 Mayıs 1919’da başlayan milli mücadelenin 100. Yılında, yeniden çok yönlü bir saldırıya maruz kalan Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları olarak asil Türk Milletine çağrımızdır.

Yüce Atatürk’ün kurduğu ve halkımızın sahiplendiği Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği tehlikededir.

Yakın zaman içinde rejim kökten değişmiş,  halkımız ayrıştırılmış,  fakirleştirilmiş, özgürlüğü elinden alınmış ve zaten kısıtlı olan demokrasimiz tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Büyük Türk Milleti alt kimliklere bölünmüş, halkı birleştireceği iddiasında olan siyasi partiler bile alt kimlik siyasetiyle toplumu parçalamış ve kavgalı hale getirmiştir.

Bugün ne devletin adaletinden, demokratik karakterinden ve kurumsallığından, ne de halkımızın zenginliğinden, özgürlüğünden ve bütünlüğünden söz edilebilir.

Cumhuriyetimizin bütün ekonomik değerleri tek tek yabancılara ve yandaşlara peşkeş çekilmiş ve halen çekilmektedir.

Milyonlarca işsizler ordusu, yüzbinlerce atanamayan öğretmen, geleceği konusunda umutsuz milyonlarca genç, kredi borcunu ödeyemeyen milyonlarca vatandaş, iflas eden sayısız şirket, yüksek vergi ve zamların altında ezilen milyonlarca yurttaş, kadın cinayetleri, EYT’li mağdurlar, açlık sınırının altında yaşayan 10 milyondan fazla emekli ve yoksulluk sınırının altında yaşayan milyonlarca çalışan sorunlarına çözüm beklerken, birilerinin kamu kaynaklarını bencilce ve şahsi çıkarları için saçıp savurması ve sorunların çözümüne kayıtsız kalması bizleri çileden çıkarmaktadır. Bu düzen adaletsizdir ve baştan aşağı değişmelidir.

Türkiye, jeostratejik konumu, doğal ve insan kaynakları açısından bir hazinenin üzerine oturmuş olmasına rağmen, içinde bulunduğu mevcut yapısıyla maalesef büyük potansiyeliyle eşdeğer bir üretim yapamamakta, gençlerine güzel bir gelecek hazırlayamamakta, teknoloji üretememekte, dijitalleşme çağının gereğini yapamamakta, kaynak ve insan kitlesinin envanterini bilmemekte ve yönetememektedir. Bu durum ise, Türkiye’yi iç ve dış borç sarmalıyla boğmakta, iğneden ipliğe ithalatçı politikalara mahkum kılmaktadır. Hal böyle olunca, ülkemiz teknolojide, gıdada, ilaçta, araçta, enerjide, savunma sanayinde ve pek çok diğer alanda ithalatçı ve tüketici bir ülke sınıfına sokulmuştur. Bu yüzyıl yüksek teknolojiyi, ilacı, iletişimi, enerjiyi, gıdayı ve silahı elinde bulunduranların dünyaya hükmedecekleri bir yüzyıl olacaktır. Ancak, ne hükümet ne de muhalefet bu durumun ciddiyetinin farkında değildir.

Öte yandan, yolsuzluk, yoksulluk, adam kayırma, eşitsizlik, ayrımcılık ve adaletsizlik hiçbir dönemle kıyaslanamayacak kadar yaygınlaşmış ve sıradan hale dönüşmüştür.  Şeffaflık ve hesap verme tarih olmuştur. Güçlüler, güçsüzleri ezmekte, sosyal barış ve adalet iyice yok olmaktadır.

İktidar ve muhalefette yer alan partiler, ülkemizin ve halkımızın gerçek gündeminden uzak, faydasız tartışmalar içindedir. Siyaset aynılaşmıştır. İktidar ve muhalefet el birliğiyle ülkeyi zora sokmuştur.  Siyasette koltuk ve rant kavgası, ülke ve millet için verilen kavganın önüne geçmiştir. Kin ve nefret dili ile yalan ve iftira siyaset kültürü haline dönüşmüştür.

Ülkede halkı bilgilendirmesi gereken medya da ikiye bölünmüş ve halkımız üzerinde algı manipülasyonları yapılmaktadır. İktidar ve muhalefet medyası,  mevcut kilitlenmeyi aşabilecek fikirlere ve kişilere özellikle yer vermeyerek bu sorumluluğa ortak olmaktadır.

Gelinen aşamada ne iktidar ne de muhalefet ülkemizi içine sürüklendiği çıkmazdan kurtarabilecek bir vizyona sahip değildir.

Artık sözün bittiği noktadayız. Geçmişimize, tarihimize ve her şeyden önce Yüce Atatürk’ün manevi mirasına ve ideallerine aykırı olan bu durumun sürdürülmesi mümkün değildir. Herkesin düşündüğü ama cesaret edip söyleyemediği konuları hep birlikte çözme zamanı gelmiştir.

Köklü değişiklikler yaparak modern, demokratik, güçlü ve güvenli Türkiye’nin inşası mümkündür. Halkımızın ihtiyaç ve özlem duyduğu da budur.

O nedenle Hepimiz Buradayız oluşumu, ülkesi ve milleti için deli olanların, cesur yüreklilerin, yurt severlik damarı şaha kalkmış bilgelerin oluşumudur.

Büyük Türk Milleti tarihin her döneminde içeride düzen ve barışı sağladığında, dünyada lider olmuş ve tarihin akışına yön vermiştir.

Bu tarihi görevi hep birlikte, omuz omuza sırtlanmamız gerekmektedir. Bu, bir tercih değil, artık mecburiyettir.

Hepimiz Buradayız oluşumu bundan böyle vatandaşlarımızın ortak sesi ve milli irademizin simgesidir. Çanakkale ruhu ve Kuvayi Milliye ruhunun bugünkü temsilcisi, tam bağımsız milli bir çıkıştır.

Bu yapı, klasik bir siyasi partiden beklenen misyonun çok ötesinde tarihi bir görev üstlenecektir. Bu oluşum, ortak aklı ve devlet aklını kullanarak, şahsi çıkarlar ve parti yandaşlarının çıkarları için değil, bütün vatandaşlarımızın ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkarı ve selameti için yola çıkmıştır. Bu oluşum, halkımızı ortak bir ideal etrafında birleştirerek, devrim niteliğinde, yeni bir vizyonla partileşecektir.

Hepimiz Buradayız oluşumunun amacı;

Bireyin özgürleştirilmesi ve zenginleştirilmesi

Devletin adalet, liyakat, demokrasi temelinde kurumsallaştırılmasıdır.

Bu çerçevede;

16 Nisan 2016 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile demokratik sistemi ortadan kaldıran ve tüm güçleri tek bir kişide toplayan TEK ADAM yönetimini red ediyoruz. Rejimin A’dan Z’ye demokrasi, güçler ayrılığı, adalet, hukukun üstünlüğü ve özgürlük temelinde yeniden düzenlenmesini, devletin şeffaf ve hesap verebilir olmasını savunuyoruz.

Üniter yapımızı aşındıracak her türlü girişimin karşısındayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığı en büyük ortak paydamızdır. Vatandaşlarımız eşittir ve herhangi bir ayrımcılığı red ediyoruz.

Ülkemizin birliğine ve halkımızın güvenliğine yönelik her türlü şiddet ve terörü kınıyoruz. Terörle mücadeleyi destekliyoruz.

Bölgesel ve küresel işbirliği ve barış ekseninde çok boyutlu bir dış politika uygulanacaktır. Bu çerçevede, dış politikamız ülkemizin dostlarını arttıracak, ekonomisini ve güvenliğini güçlendirecek, devletin itibarını yükseltecektir.

Türkiye’nin mülteciler ve göçmenler ülkesine dönüşmesine izin verilmeyecektir. Mart 2011’den bu yana Türkiye’ye gelen bütün göçmenler, kayıtsız şartsız, 3 ay içerisinde ülkelerine geri gönderilecektir.

Ekonomide serbest teşebbüsü destekliyoruz, bununla birlikte enerji, gıda, ilaç, madenler, tohum, limanlar, uzay çalışmaları, savunma sanayii gibi stratejik önemi haiz, devletin ve milletin bekasıyla ilgili alanlarda, devletin doğrudan rol alması gerektiğine inanıyoruz.

Yabancı sermayenin ülkeye girişi önem taşımaktadır ve bu teşvik edilecektir. Ancak bu, var olan stratejik milli varlıkların satışı şeklinde değil, yeni üretim alanlarına yatırım yaparak, ülkemize istihdam ve katma değer sağlamaları şeklinde olacaktır.

Enerjide dışa bağımlılık kırılacaktır. Türkiye milyarlarca dolar kaynağını her yıl yabancı ülkelere akıtmayacaktır. Nükleer enerji dahil yerel bütün alternatif enerji kaynakları devreye sokulacak ve enerji ucuzlatılacaktır. Alternatif enerjiyle çalışan araçlar üretilecektir. Yeni ve yerel enerji politikamız toplumla paylaşılacaktır. Her yıl dışarıya verdiğimiz milyarlarca dolar paramızın bir kısmı, kuracağımız Alternatif Enerji Üretimi ve ARGE Merkezi için harcanacak ve Türkiye enerji ithal eden değil, enerji ihraç eden ülke konumuna kavuşturulacaktır.

Gıda üretimi ve tohumda Türkiye bölgenin ve dünyanın en büyük arz merkezi haline dönüştürülecektir. Bunun için atıl durumda bulunan tarıma elverişli arazilerin envanteri çıkarılacak ve özellikleri belirlenecektir. Bu çerçevede, il bazlı ve ürün bazlı, devlet ile arazi sahiplerinin ortak işletmesine dayanan yeni bir tarım politikası devreye sokulacaktır. Her ilde o ilin özelliklerine göre Ortak İşletme ile Ortak Pazarlama şeklinde iki ayrı birim kurulacaktır. Bir metrekare tarıma elverişli arazi boş bırakılmayacaktır. Tarım arazilerinin, her ne maksatla olursa olsun, yabancılara satışı yasaklanacaktır. Ortak işletme politikasında devletin görevi, üretilecek alternatif enerji ile, sulama, ilaçlama, gübreleme ve diğer hususları işletmelere ücretsiz temin etmek olacaktır. Çiftçi sadece üretecek ve pazarlama ile uğraşmayacaktır. Pazarlama için yine ayrı bir ajans oluşturulacaktır. Bu işletme modelinde halihazırda 17 milyar dolar olan ihracat 150 milyar dolara çıkacak, kırsalda yaşayan 4,5 milyon nüfus 20 milyona yükselecek, 7 milyon yeni istihdam alanı yaratılacak, işsizlik sona erecektir. Tarımsal ihracatı kolaylaştırmak için, Hatay’dan Ardahan’a kadar sınır boyunca mayınlar değil, sınır komşularımızla ortak üretim alanları oluşturulacak, tarıma elverişsiz Ortadoğu çölünün gıda ihtiyacı ile; petrol, doğalgaz ve savunma sanayi dışında üretimi olmayan Rusya’nın gıda ihtiyacı ülkemiz tarafından karşılanacaktır. Böylece devlet kazanacak, çiftçi ve üretici kazanacak ve işsizlik tarih olacaktır.

Hayvancılıkta yeni bir politika uygulanacaktır. Et ve canlı hayvan ithalatına son verilecektir. Canlı hayvan ithalatı ancak, yeni ırkların geliştirilebilmesi maksadıyla yapılabilecektir.

TOKİ’nin görevi kırsalda modern, yaşanabilir köyler inşa etmek olacaktır. Ucuz enerji, yeni tarım il üretim ve pazarlama idareleri ve kazanç artışıyla birlikte, kırsala dönük ters göç başlayacak ve şehirlerin yükü azalacak, hem yaşanabilir köyler, hem yaşanabilir şehirler ortaya çıkacaktır. Bölgesel gelişmişlik farklılıkları azaltılacak, köyde yaşamak hem rahatlık hem kazanç açısından avantajlı hale gelecektir.

Yerel tohum merkezleri oluşturulacaktır. Bir şey Türkiye’de üretiliyorsa, onun ithalatı gümrük vergileriyle zorlaştırılacaktır. Böylece yerel üretici korunacaktır. Yabancı tohum ancak Türkiye’de olmayan yeni bir ürünün üretimi için getirilecektir.

Enerji ve gıda gibi bir diğer hayati konu ilaçtır. Türkiye ilaçta tamamen ithalata ve yabancı şirketlere bağlıdır. Aynen enerji ve gıdada olduğu gibi ilaçta da yabancı bağımlılığının kırılması gerekmektedir. Bu amaçla milli ilaç endüstrisi kurulacaktır. Bu gerçekleştirilince Türkiye bölgesel tıp merkezi haline dönüştürülecektir. Böylece her yıl milyarlarca dolar paramız ithal ilaca ve yabancı ilaç firmalarına gitmeyecektir.

Madenlerin yabancılara satışına yasak konulacaktır. Yeni bir madencilik kanunuyla maden alanları millileştirilecek ve çevreyle uyumlu bir madencilik politikası yürürlüğe konulacaktır. Türkiye ham maden değil, işlenmiş katma değeri yüksek maden satacaktır.

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili stratejik bir ülkedir. Liman ve tersanelerin yabancılara satışına son verilecektir. Bu konuda yeni bir yasa çıkarılıp bu alanlar millileştirilecek ve Türkiye dünyanın en stratejik ülkesi haline dönüştürülecektir. Ayrıca akarsularımız, göllerimiz ve denizlerimizden yararlanarak yeni bir balıkçılık stratejisi geliştirilecek, ülkede balık üretimi ve tüketimi artacak ve Türkiye bölgesinin ihraç üssüne dönüştürülecektir.

Kâğıt ve madeni para kaldırılacak, dijital paraya geçilecektir. Dijital paraya geçilince kayıt dışı para dolaşımına son verilecek, böylece devlet harcamaları denetlenebilir ve şeffaf olacaktır.

Dijital parayla birlikte vergi sistemi de değişecektir. Vergi oranları, gelir, harcama ve servet kategorilerinde belirli yüzdelere düşürülecektir. Her dijital parasal işlemde belli bir oran otomatik olarak kesileceği için, vergi kaybı veya kaçağı, dijital para sisteminde söz konusu olamayacak, böylelikle vergi oranları düşmesine rağmen, devletin vergi gelirleri artacaktır.

Dijital parayla birlikte, şirket kurma zorunluluğu olmadan ticaret yapabilmek mümkün olacaktır.

Klasik mesai kavramı mantığı değiştirilecek ve bu bağlamda iş alanlarının niteliğine göre, esnek ve uzaktan elektronik mesai uygulamasına geçilecektir.

Eğitim anaokulundan üniversite bitimine kadar, servisler ve yemek dâhil parasız olacaktır. Eğitimde dijital sistem uygulanacak; bilimsel, uygulamalı, sorgulayıcı, soyut düşünebilmeyi esas alan bir müfredata geçilecektir. Üniversite eğitiminin yarısı üniversitelerde, diğer yarısı ise her öğrencinin bölümüne uygun alanlarda staj olarak yapılacaktır. Öğrencilere staj boyunca devlet belli bir ücret verecek, böylece istihdam eden kuruluşlara bir külfet oluşturulmayacaktır. Ayrıca, üniversite sistemi kökten değiştirilecek, farklı üniversitelerdeki aynı bölümler birleştirilip ayrı birer üniversiteye dönüştürülecek ve uzmanlık üniversiteleri oluşturulacaktır. Böylelikle, kaynakların etkin ve verimli kullanımı sağlanacak, her dal kendi alanında doğrudan üretimle ve hayatla ilişkilendirilecektir. Bu çerçevede taşımalı eğitime son verilecektir.

Türkiye sanayii devrimini maalesef kaçırmıştır. Şimdi dijitalleşmeyi de kaçırmaması için bu alanda radikal bir adım atılarak, Avrupa’nın en büyük Dijital Kenti kurulacaktır. Dijitalleşme hayatın, üretimin ve yönetimin her alanında yaygınlaştırılacaktır.

Dünyamızın gidişatı da dikkate alınarak, güçlü Türkiye’nin altyapısının hazırlanabilmesi amacıyla Uzay ve Atom Ajansı kurulacaktır. Türkiye’nin milli uzay çalışmaları ve nükleer enerji üretimi kapasitesi hazırlanacaktır.

Yaşlı hakları yasası çıkartılacak ve istemeleri halinde kimseye bağımlı olmadan yaşayabilecekleri sosyal merkezler kurulacaktır.

Çocuk hakları yasası çıkarılacak ve çocuklarımızın eğitim, barınma ve beslenme konuları çözüme kavuşturulacaktır.

Hayatın her alanında cinsiyet eşitliği yasal düzenlemeyle garanti altına alınacaktır.

Engellilerin önündeki bütün engeller kaldırılacak, iş ve sosyal hayata katılabilmeleri konusunda somut bir plan sunulacaktır.

EYT sorunu kökünden çözülecektir. Bunun için yeni bir çözüm planı sunulacaktır.

Hayvan hakları konusunda belediyelere ve devlete yeni bir plan sunulacaktır. Hayvan severlerin kurulacak merkezlerde istihdam edilmeleri sağlanacaktır.

Kadına, çocuğa ve hayvana şiddetin önüne geçilmesi konusunda eğitim müfredatı çağdaş bir anlayışla ele alınacak ve yasal yeni düzenlemeler getirilecektir.

Türkiye Yeşil Çevre Politikası uygulayacaktır. Bu noktada, şehirlerin ve köylerin imar politikası yeniden şekillendirilecek, yeşil, çağdaş ve yaşanabilir şehirler ve köyler dönemi başlayacaktır.

www.turkiyesiyaseti.com/iste-ozturk-yilmazin-partisinin-manifestosu/