30 aydından “Avrupa evi alevler içinde” bildirisi

84

İçlerinde Milan Kundera, Orhan Pamuk, İsmail Kadare, Ian McEwan gibi edebiyatçıların da bulunduğu farklı ülkelerden 30 aydın, mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi “Avrupa Yurtseverlerinin Manifestosu” başlıklı bir bildiriyle Avrupalıları popülist hareketlere karşı, liberal demokrasi ve değerlerine sahip çıkmaya çağırdı.

Avrupa tehlikede. Her taraftan eleştiriler, hakaretler, kopuşlar geliyor. Avrupa’nın inşası dursun artık! “Milli ruhumuz”u yeniden bulalım! “Yitirdiğimiz kimliğimiz”i yeniden keşfedelim!

Kıtayı sarıp sarmalayan popülist güçlerin ortak gündeminde bu var. Ruhun ve kimliğin çoğu kez sadece demagogların hayallerinde var olduğu kimin umurunda? Fikir, irade ve temsil olarak Avrupa, içeride hınçtan sarhoş olup tüm gözlerin yeniden kendi üzerlerinde olduğuna inanan yalancı peygamberlerin saldırısı altındayken, dışarıda biri Manş’ın, öbürü Atlantik’in ötesinde bulunan, yirminci yüzyılda kendisini iki defa intihardan kurtaran iki büyük müttefikince terkedilmiş; Kremlin’in efendisinin gün geçtikçe daha çok açığa vurduğu dalaverelere açık hedef haline gelmiş bir halde gözümüzün önünde dağılıyor.

Avrupa Parlamentosu seçimleri 2019’un Mayıs ayında böylesi zehirli bir havada geçecek. Bir şeyler değişmezse eğer, bir şeyler çıkıverip büyüyen, kabaran, zorlayan bu dalgaya set çekmezse eğer, kıtayı derhal yeni bir direniş ruhu sarmazsa eğer, bu seçimler şimdiye kadar görülenlerin en vahimi olacağına benziyor: Yıkıcıların payına zafer, Erasmus’un, Dante’nin, Goethe’nin ve Comenius’un mirasına inançlarını kaybetmeyenlerin payına ise utanç düşecek; zekâ ve kültür hor görülecek; yabancı düşmanlığı ve antisemitizm patlayacak – bir felaket. Biz aşağıda imzası olanlar, eli kulağında bekleyen faciayı kabullenmeyi reddediyoruz.

Faşizm yenilgisinden 75 yıl, Berlin Duvarı’nın çöküşünden ise 30 yıl sonra uygarlık için yeni bir mücadelenin söz konusu olduğunun farkında olan (ve sayıları genelde düşünüldüğünden çok daha kabarık olsa da çoğu defa ne yazık ki fazlasıyla sessiz, fazlasıyla mütevekkil olan) Avrupa yurtseverlerinden sayıyoruz kendimizi.

Avrupalı hafızamız; zamanında Avrupa halklarını kendisinin ve savaş dolu geçmişinin ötesine taşıyacak tek güç olarak gördüğümüz, dahası günümüzde de peşinden Karanlık Çağların eski sefaletlerini sürükleyen totalitarizmin yeni ihlallerini defedebilecek kadar erdemli tek güç olan büyük Fikir; miras aldığımız bu büyük Fikir’e olan inancımız – bütün bunlar bizi vazgeçmekten men eder.

Yeni bir dalgaya katılmaya davetimiz bundandır.

Mezar kazıcılarına bırakmayı reddettiğimiz seçimlerin arifesinde eylem çağrımız bundandır.

Tüm hatalarına, kusurlarına ve zaman zaman gösterdiği korkaklığa rağmen yeryüzünde yaşayan her özgür erkeğin ve kadının ikinci evi olmaya devam eden Avrupa için meşaleyi bir kere daha kaldırmak için ısrarımız bundandır.

Bizim kuşağımız hata yapmıştır.

On dokuzuncu yüzyılda Italia se fara da se sözlerini mantra gibi tekrarlayıp duran Garibaldi taraftarlarının yaptığı gibi, biz de irademizi kullanmadan, çaba harcamadan kıtanın kendiliğinden birleşeceğine inanıyorduk.

Olmazsa olmaz bir Avrupa, olağan akışında yazılmış bir Avrupa, bizden herhangi bir şey istemeden kendi kendini inşa eden bir Avrupa yanılsamasıyla yaşıyorduk; kendimize hep şunu dedik: “Nasılsa, tarih oraya doğru akıyor.”

Böylesi bir kayracılığa sünger çekmek zorundayız.

Bu düşünmeyen, düşünülmemiş, ruhtan yoksun Avrupa’yı savmak zorundayız.

Başka seçeneğimiz yok artık.

Şimdi ya Avrupa için irade göstereceğiz ya popülizmin dalgaları arasında can vereceğiz.

Çok cepheli egemenlikçi, kimlikçi hücuma karşı ya siyasal iradeciliği yeniden keşfedeceğiz, ya şu hıncın, nefretin ve beraberinde getirdikleri hazin tutkuların bizi sarıp içine çekeceğini kabulleneceğiz.

Bugün, Paris’ten Roma’ya kadar, hatta Barselona, Budapeşte, Dresden, Viyana ve Varşova’da da, özgürlüklerimizin ateşiyle oynayan ruh ve can kundakçılarına karşı acilen alarm vermek zorundayız.

Söz konusu olan şu: Avrupa’nın eli kulağında olan tuhaf yenilgisinin arkasında, Avrupa bilincinin, toplumlarımızı büyük, saygın ve müreffeh kılan her şeyi yıkacağa benzeyen bu yeni krizinin arkasında 1930’lardan bu yana duyulmamış derecede zorlu bir işe çağrı, liberal demokrasi ve değerlerine yönelik zorlu bir işe çağrı bekliyor.

Vassilis Alexakis (Atina)

Svetlana Aleksiyeviç (Kiev)

Anne Applebaum (Varşova)

Jens Christian Grøndahl (Kopenhag)

David Grossman (Kudüs)

Ágnes Heller (Budapeşte)

Elfriede Jelinek (Viyana)

Ismaïl Kadaré (Tiran)

György Konrád (Debrecen)

Milan Kundera (Prag)

Bernard-Henri Lévy (Paris)

António Lobo Antunes (Lizbon)

Claudio Magris (Trieste)

Ian McEwan (Londra)

Adam Michnik (Varşova)

Herta Müller (Berlin)

Lioudmila Oulitskaïa (Moskova)

Orhan Pamuk (İstanbul)

Rob Riemen (Amsterdam)

Salman Rushdie (Londra)

Fernando Savater (San Sebastián)

Roberto Saviano (Napoli)

Eugenio Scalfari (Roma)

Simon Schama (Londra)

Peter Schneider (Berlin)

Abdulah Sidran (Saraybosna)

Leïla Slimani (Paris)

Colm Tóibín (Dublin)

Mario Vargas Llosa (Madrid)

Adam Zagajewski (Kraków)

ABHaber-Medyascope