Cuellar’dan Gutteres’e

43

Doç. Dr. N. BERATLI

Mustafa Akıncı ve ekibinin Berlin şovundan sonra, durumun bir hilâsasını yapmak gerekiyor. Nerede idik? Nereye geldik? Ortada bir başarı öyküsü var mı? Varsa, destekleyelim…

Bilindiği üzere, Kıbrıs Sorunu’nun “BM Parametreleri” ile çözülmesine ilişkin girişimlerin doruğu, Annan Planı’dır ki Türk tarafının %65 kabul oyuna karşılık, Rum tarafının % 75 red oyu ile kabul edilmemiştir. Parametre ise işte parametre…

649 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı ile başlayan bir süreçte ele alırsak, bütün bu “Parametreler”, 1977 tarihli Denktaş- Makarios ve 1979 tarihli Denktaş- Kiprianu Doruk Anlaşmaları’na dayandırılıyorlar, onu da hiç akıldan çıkarmayalım. İlgili kararları gözden geçirenler, hepsinde de “ Genel Sekreterin ilgili Raporu” atıf yapıldığını görebileceğine göre, yeri geldikçe onları da hatırlatalım ki ne konuştuğumuz, belli olsun…

649 Numaralı Güvenlik Konseyi kararı, 1. Paragrafta denir ki:… ” başka herhangi bir ülkeyle tamamen veya kısmen birleşmeyi ve her türden taksimi veya ayrılmayı dışlayan iki toplumlu federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmasını öngören, iki toplum lideri arasında 1977 ve 1979 tarihinde varılan doruk anlaşmalarına desteğini yineler;” İKİ TOPLUM LİDERİ arasında…

Dayandırıldığı Genel Sekreter Raporu da denir ki:

“Kıbrıs, Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının ortak evidir. Bu iki toplumun arasındaki ilişkiler azınlık-çoğunluk ilişkisi değil, Kıbrıs devletinin iki toplumu arasındaki ilişkilerdir… İki toplum bu sürece eşitlik temelinde katılmalıdır…”(12 Temmuz 1990 tarihli rapor) Cuellar, Aralık 1991’de sunduğu son raporunda ise, “Kıbrıs’ta siyasal bakımdan iki eşit toplum bulunduğunu, siyasal eşitliğin her alanda uygulanması için devletin her organına etkin katılımın gerektiğini, garanti sisteminin 1960 düzeninin aynısı olacağını vurgulamış” ve ilk kez egemenlikten söz ederek, “Kıbrıs’ta iki toplumun egemenliği paylaşacağı” belirtilir. 11 Şubat 2014 Eroğlu- Anastasiadis Mutabakat Belgesi’nde de açıkça yazılır ki “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenliği, Türk ve Rum halklarının egemenliklerinden, eşit olarak neş’et eder”!

716 numaralı karar 649’a, 750 numaralı karar da 716’ya gönderme yapa yapa, sonuçta iş gider, 1977/79 Doruk Anlaşmaları’na dayanır. Arada Türk tarafınca kabul edilmiş olan üç genel sekreter çözüm planı da üstüne tuz biber eker. Bunca BM parametresine göre, adada bulunacak bir çözüm, iki eşit toplum arasında, iki bölgeli, iki toplumlu, eşitliğe dayalı bir federasyon olacaktır! Bu federasyonda, toprak bakımından herkese ekonomik ihtiyaçlarını karşılayabileceği kadar toprak (77 Doruk anlaşması) bırakılacak, yönetim bakımından Türkler de kendilerini eşit olarak temsil edebilecekler, bunun için her devlet organında eşit olarak bulunabilecekler (649  ve Cuelların Temmuz 1990 Raporu), garanti sistemi 1960’daki gibi devam edecek, (Cuellar’ın Aralık 1991 Raporu), devletin iki halktan eşit olarak neş’et eden bir tek egemenliği bulunacaktır. (11 Şubat Mutabakat Belgesi)

1977 Doruk Anlaşması çerçevesinde Türk Tarafına bırakılacak toprak oranı da 1991’de Rauf Denktaş’ın ağzından %29+ olarak kabul edilmiştir ki şu anda elimizde olan toprak, %36’dır…

***

Şimdi gelelim, Gutteres Çerçevesine, ki aslında açıkca ne olduğunu bilen de yoktur! Duyabildiğimiz kadarı ile altı başlıktan oluşan bu sözde çerçeve, gene bizim taftan kimsenin bilmediği ama %25’e inildiği söylenen cumhurbaşkanının kimseye sormadan verdiği haritada verileni az bulmakta, “daha verin” demektedir.  Yani, %29+’dan %25-‘ye…

İkinci başlıkta Etkin Katılım ele alınarak, Cuellar Raprorundaki “eşit katılım”ın yerine, her organda “bir de Türk’ün bulunması yeterlidir” noktasına çekilmektedir.

Üçüncü başlıkta, Cuellar Raprun’nda “ 60daki Garanti Sistemi aynen devam edecek” denilirken, “ İsterse şimdiki garantörlerin de yer alacağı uluslar arası bir garanti sistemi” vaz edilmektedir. Sanki biz 63-74 dönemini yaşamadık ve Bosna’da olanları görmedik!

Dördüncü başlık, zaten artık bir anlamı kalmamış olan “eşitlik”in ifadesi olarak Dönüşümlü Başkanlık’ı silmekte…

Mülkiyet konusu, sanki de bu memlekette sadece Rumlar, 1974’ten sonra göçmen düşüp de mallarını mülklerini kaybetmişler gibi, sadece onların haklarını konuşuyor.

Asker konusu da “imzanın ertesi günü tümü ile gitsin” derken, sadece adadaki Türkiye askerini konuşuyor! Ötekiler?

Sayın Akıncı’nın rica minnet, yalvar yakar, “ben bu çerçeveye razıyım, gel görüşelim” dediği çerçeve, budur!

Ve bu daha da görüşme zeminidir! Görüşülünce daha da ne kabul edileceği, belli değildir…

***

Şimdi yıldızla ayırdığım yukarıdaki bölüm ile aşağıdaki yıldızlar arasındaki bölümü, kıyaslayın! “Sayın Akıncı bizi daha avantajlı bir konuma getirdi, destekleyelim devam etsin” diyecek olan var

mı?

Ondan geçtim! “ Şimdi barışa daha yakınız” diyebilen biri var mı?

İşin başından beri savunduğumuz gibi, verdikçe adam daha istiyor…

www.kibrispostasi.com/c1-KIBRIS_POSTASI_GAZETESI/j57/a35341-cuellardan-gutterese