Basın Özgürlüğü Günü: Medya farklı düşünene saygı göstermeli Reviewed by Momizat on . DW Baş Editörü Ines Pohl, Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde medyaya çağrıda bulundu. Pohl, medyanın da farklı düşünenlere saygı göstermesi gerektiği görüşünde. Rak DW Baş Editörü Ines Pohl, Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde medyaya çağrıda bulundu. Pohl, medyanın da farklı düşünenlere saygı göstermesi gerektiği görüşünde. Rak Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Basın Özgürlüğü Günü: Medya farklı düşünene saygı göstermeli

Basın Özgürlüğü Günü: Medya farklı düşünene saygı göstermeli

DW Baş Editörü Ines Pohl, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde medyaya çağrıda bulundu. Pohl, medyanın da farklı düşünenlere saygı göstermesi gerektiği görüşünde.
Rakamlar hiç iç açıcı değil. Bütün dünyada gazetecilere yapılan baskılar artıyor, çalışmaları engelleniyor, en kötü durumda tehdit ediliyor, tutuklanıyor ya da öldürülüyorlar. Bütün uluslararası çabalara rağmen Mısır ve Burundi gibi ülkelerde hükümetlerin gazetecilere olan acımasızlığı artıyor.
Türkiye’deki darbe girişiminden sonra yoğun baskı altına giren gazeteci ve medya kuruluşlarının durumu dramatik şekilde kötüleşmeye başladı. 150’den fazla gazeteci tutuklandı. Suriye, Yemen, Irak ve Afganistan gibi kriz ve savaş bölgelerinde bu mesleğin mensupları dört bir yandan öldürülme tehlikesiyle yaşıyor. Sansür ülkelerine tarafsız bilgi aktarmayı görev seçen ve birden fazla yabancı dilden yayın yapan kuruluşların önemi daha da artıyor.

Medya düşmanı söylemler
Baskıcı rejimlerdeki uygulamalara vahim bir gelişmeyi daha eklemek gerekiyor. ‘Sınır tanımayan gazeteciler’ örgütünün son raporuna göre yerleşik demokrasilerde de basın özgürlüğü yoğun baskı altına giriyor. ABD ve Polonya gibi ülkelerde medya düşmanı söylemler politikacılar tarafından rahatlıkla dile getirilebiliyor ve muhbirleri tehdit edip gizli servislerin dinleme yetkilerini arttıran özgürlüğü kısıtlayıcı yasaların yolu böylelikle açılmış oluyor.
Donald Trump birkaç aylık seçim kampanyası sırasında yerleşik medya kuruluşlarının güvenilir haberlerini itibarsızlaştırmayı başardı. Oysa kendisi kısıtlama tanımayan Twitter üzerinden her gün milyonlarca insana kendi görüşlerini rahatlıkla aktarabiliyor. Yalan yaymayı adet edinen Trump, şahsının ve politikalarının eleştirildiği güvenilir haberciliği yalan habercilik yapmakla suçlayabiliyor.
Trump bu tutumuyla kendini beğendiriyor. Hem de sadece kendi taraftarlarına değil. ABD Başkanı’nı en ağır dille eleştirenler bile basının artık hür olmadığını, sermaye tarafından yönetildiğini ama en azından normal insanların gerçekliğine kısmen eğilip, haberlerine entegre ettiğini söylüyorlar.

İnandırıcılık kaybı
Bütün bunlar ABD ile sınırlı değil. Polonya, Hollanda, Fransa ve Almanya’da da profesyonel gazeteciliğe artık eskisi kadar değer verilmiyor. İnternet sayesinde belki de basın özgürlüğü karşısındaki en büyük tehlikeyi oluşturan bir gelişme başladı. Bu gelişmenin adı, inanırlık kaybıdır.
Etik prensiplere sadık, profesyonel eğitimden geçmiş gazeteciye inanılmaz ise özel çıkarları peşinde koşanların sosyal medyadaki görüş alışverişine yön vermeleri kolaylaşır. Yanlış bilgi yayarak, komplo teorileri uydurarak ya da siber mobinge başvurarak antipati duydukları insanları ruhen çökertebilirler. Kamuoyu nezdinde önemi giderek azaldığı için, ciddi habercilikle de bu olumsuz gelişmenin önüne geçilemez.

Demokrasileri bekleyen tehlike
Bu gelişme demokrasiler açısından son derece tehlikeli sayılmalıdır. Savuşturulması da sanıldığı kadar kolay olmaz. Bu gelişmede medya çalışanlarının da payının olduğu inkar edilemez. Gerçeğin tek adresi olma iddiası Trump gibilerinin işini kolaylaştırmıştır.
Yerleşik medya kuruluşları yeniden itibar kazanmak istiyorsa, kulak vermeyi, dinlemeyi öğrenmelidir. Öncelikle de farklı düşünenlere, endişe taşıyanlara, derdi olanlara, dikkate alınmadığı hissine kapıldığı için basit formüller sunan popülistlerin dümen suyuna girenlere mutlaka kulak verilmelidir. Gazeteci adını koymalı ama neyin iyi, neyin kötü olduğunun ahlaki tasnifini okuyucusuna, dinleyicisine, seyircisine bırakmalıdır. Hiç olmazsa Almanya’nın neyin söylenebileceğini, neyin ise söylenemeyeceğini düzenleyen bir hukuk sistemi var.

Scroll to top