Varna’da ne oldu? En önemli kazanım o fotoğraf… Reviewed by Momizat on . Aslı Aydıntaşbaş Avrupa Birliği sürecini iyi bilen dış politika yazarları bir bir tasfiye olduğu için, Bulgaristan’ın Varna kentinde yapılan AB zirvesiyle ilgil Aslı Aydıntaşbaş Avrupa Birliği sürecini iyi bilen dış politika yazarları bir bir tasfiye olduğu için, Bulgaristan’ın Varna kentinde yapılan AB zirvesiyle ilgil Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Varna’da ne oldu? En önemli kazanım o fotoğraf…

Varna’da ne oldu? En önemli kazanım o fotoğraf…

Aslı Aydıntaşbaş

Avrupa Birliği sürecini iyi bilen dış politika yazarları bir bir tasfiye olduğu için, Bulgaristan’ın Varna kentinde yapılan AB zirvesiyle ilgili yalan yanlış haberler okuyorum. Sanki Avrupa’da vizesiz seyahat hakkı kazanmamıza ramak kalmış, sanki Avrupa Birliği süreci yeniden ivme kazanmış gibi yorumlar var televizyonlarda. Oysa bakın Varna’da ne oldu, ne olmadı…
EN ÖNEMLİ KAZANIM, O FOTOĞRAF: Varna zirvesi, Ankara’nın ısrarı ve AB dönem başkanı Bulgaristan’ın çabalarıyla gerçekleşti. Avrupalılar, son derece düşük beklentilerle geldi görüşmeye. Avrupa Birliği’nde, Türkiye insan hakları ve hukuk devleti normlarına dönene kadar Türkiye’yle ilişkilerin ‘derin dondurucuda’ kalması konusunda kararlılık var. Türkiye ‘normalleşmediği’ sürece AB yolu kapalı. Varna’daki zirveden birkaç gün önce yapılan AB Konseyi toplantısında, tüm AB ülkeleri ortak karar alarak, Türkiye’nin Kıbrıs açıklarındaki tutumunu ‘yasadışı’ diye tanımladı ve tutuklanan Yunan askerlerinin bırakılmasını istedi. Haliyle Türkiye açısından bu zirvenin en önemli yanı, gerçekleşmiş olması.
MÜLTECİ ANLAŞMASINA DEVAM: Ankara açısından zirvenin diğer kazanımı da, AB’yle 2016’da yapılan mülteci anlaşması çerçevesinde vaat edilen ikinci 3 milyar Euro’luk dilimin yapılacağı sözünün alınmış olması. Bu anlaşma, zamanında çok eleştirildi. Malum, Türkiye Suriyeli mültecileri burada tutma karşılığında Avrupa’ya fatura kesiyor. Türkiye’nin
3.5 milyon mülteciyi barındırarak yaptığı fedakârlık karşısında Avrupa’dan maddi yardım alması, iyi. Ancak korkarım bu, Türkiye ve AB ilişkisinin yeni şeklini tanımlıyor. Avrupa’yla parasal bir al-ver ilişkisi olan bir komşuyuz; ancak AB kulübünde değiliz. Avrupalılar, bu meblağın ödenmesi için proje ve kalem kalem harcama görmek istiyor. Bizim hükümet buna itiraz ediyor, ‘Ben sana IBAN yollayayım sen havale yap’ demeye getiriyor. Ancak AB, eli sıkı bir yapı; Türkiye’nin ise bu paraya ihtiyacı var. Bu yüzden belli ki 3 milyar Euro’luk yardım paketi, Avrupa’nın kuralları çerçevesinde dağıtılacak.
AVRUPA YOLU KAPANDI: Benim için zirvenin en önemli yanı Türkiye ile kullanılan terminolojiydi. Doğrusunu söylemek gerekirse Varna’da net bir biçimde Türkiye’nin AB yolunun kapalı olduğunu işittik. Nasıl mı? Anlatayım. 2004’ten bu yana gazeteci olarak Türkiye’nin AB serüvenini takip ediyorum. Geçmişte bu tarz zirvelerde Türkiye’nin AB’ye ‘tam üyelik’ için ‘aday’ statüsünde olduğu teyit edilir, ‘genişlemeden’ söz edilir, Türkiye’den beklentiler sıralansa bile bunun ‘üyelik sürecinin’ bir parçası olduğu anlatılırdı. Bu sefer ne ‘tam üyelik’ ne de müzakere sürecinden söz edildi. AB Komisyonu Başkanı Jean Claude Juncker açıklamasında, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin ‘müttefiki’ ve ‘stratejik ortağı’ olduğunu söyledi. Bu ne demek? ‘Bizden biri değilsin ancak seninle yakın iş tutmak istiyoruz’ demek. ‘Üyelik kapısını kapattık’ demek. Bundan sonra Türkiye ve Avrupa arasında, Türkiye ve ABD arasındakine benzer bir stratejik ortaklık kurulabilir, ancak ‘üyelik’ olmaz demek. AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ise bir yerde Türkiye’nin ‘aday ülke’ olduğuna atıfta bulundu. (Türkiye aday ülke olarak demokrasisini en üst seviyeye çıkarmayı ve burada tutmaya söz vermişti.) Ancak daha sonra Türkiye’nin bunu yapmadığını anlattı. Sorulara cevap verirken net bir ifadeyle bu konuda hiçbir ‘ilerleme’ kaydedilmediğini söyledi. Kimse Türkiye’nin üyeliği ya da donmuş müzakerelerin açılmasıyla ilgili tek bir laf etmedi; yolun sonunda ‘tam üyelik’ olabileceğine dair bir söz telaffuz edilmedi.
ERDOĞAN’IN ÜSLUBU: Bütün bunlara karşın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üslubu, son dönemlerde hiç görmediğimiz şekilde mutedildi. Medyayı selamlarken, AB sürecini anlatırken, Türkiye’nin nihai hedefini belirtirken, miting meydanlarındaki Erdoğan değil, tatlı tatlı konuşan bir Erdoğan vardı karşımızda. Ancak sanırım bunun için artık çok geç. Cumhurbaşkanı’nın deyimiyle ‘Atı alan Üsküdar’ı geçti.’ Geçen yaz Almanya’yla yapılan kavgaların tortusu, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri ve demokrasiye dönmeme konusundaki ısrarı ve Avrupa kamuoyundaki Türkiye algısı, bu süreci bitirdi.
İşte bu yüzden, basın toplantısını izlerken hüzünlendim. Korkarım Avrupa kapısı, bir daha açılmayacak şekilde kapandı…

Cumhuriyet

Scroll to top