Türkiye’nin yeni AB-NATO ekseni Kıbrıs için ne demek? Reviewed by Momizat on . Vatan MEHMET Coğrafyamızın bütününde dış dinamikler, her zaman iç dinamikleri belirlemiştir. Bize nostalji olsun diye ifade etmek icap ederse mesela; 22 Kasım 1 Vatan MEHMET Coğrafyamızın bütününde dış dinamikler, her zaman iç dinamikleri belirlemiştir. Bize nostalji olsun diye ifade etmek icap ederse mesela; 22 Kasım 1 Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Türkiye’nin yeni AB-NATO ekseni Kıbrıs için ne demek?

Türkiye’nin yeni AB-NATO ekseni Kıbrıs için ne demek?

Vatan MEHMET

Coğrafyamızın bütününde dış dinamikler, her zaman iç dinamikleri belirlemiştir.

Bize nostalji olsun diye ifade etmek icap ederse mesela; 22 Kasım 1963 cuma günü saat 12.30’da Dallas’da gerçekleşen “Kennedy suikastı” olmasaydı Kıbrıs Sorunu diye de bir şey olmazdı.

**

Türkiye, yapılan ‘tekrar seçimle’ ortaya çıkan tablo içinde ‘fabrika ayarlarına’ dönüyor, döndürülüyor…

Bu da bir dış konjonktür.

Yeniden dinamiği körüklenen AB çizgisi…

Ve perçinlenen NATO ekseni…

Bir başka ifade ile: Mülteci krizi üzerinden AB’ye rücu…

Rusya uçağının düşürülmesi ile de NATO vurgusu…

**

Avrupa Birliği’nin ‘at pazarlığı’ yaptığı mülteci krizi ardından Türkiye, AB ile ilişkilerini yeniden dönüştürme fırsatı elde etti.

Bu kadrajda birden fazla yapısal sıkıntı var.

Bizi ve Türkiye’yi ilgilendiren en önemli bahis, Kıbrıs ve adayı yasal olarak birlik içinde temsil eden Kıbrıs Cumhuriyetinin Türkiye aleyhine bloke ettiği fasıllardır.

Türkiye Dışişleri, 17’sinde yapılacak ve masaya Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bloke ettiği fasılların da yatırılacağı –büyük zirve ardından- içeriği hazırlanan‘mini zirve’ öncesi “Rum vetosunun arkasına sığınmak AB’ye yakışmaz” mesajı veriyor.

Buna mukabil Rum lider Anastasiadis, Türkiye’nin müzakere sürecinde dondurulmuş başlıkların “Ankara’nın Kıbrıs Cumhuriyetini tanımadan” açılmasının söz konusu olmadığınısöylüyor… Bir de limanların açılması demek olan Ankara Protokolü iması var ki o da kısmen daha evvel temas ettiğimiz bambaşka bir bahis.

Bambaşka bir anormalleşme…

Bu karmaşada ortada duran -ve konu hakkında düşünen herkesin kafasını karıştırması gereken- güncel bir de mektup var piyasada…

AB Komisyonu Başkanı Junker’in Başbakan Davutoğlu’na yazdığı mektup…

Türkiye’nin paraya da tahvil ettiği AB-Türkiye Zirvesi sonunda yapılan ortak açıklamada, AB Komisyonu’nun Türkiye’nin katılım müzakere sürecini hızlandırmak amacıyla bazı başlıkların açılması için 2016 yılının ilk çeyreğinde hazırlıklarını tamamlayacağı kaydedilmiş ancak bu başlıkların neler olacağı Güney Kıbrıs’ın blokajı nedeniyle açıkça yazılmamıştı.

Türkiye de bahsi geçen başlıkların açıkça belirtilmesi için Brüksel’e baskı yapmıştı.

Yani Kıbrıs, Türkiye’nin birlik ile yakaladığı yeni dinamiğin yeniden esas krizlerinden biri…

Bu anlamda başa döndüğümüz söylenebilir.

Velhasıl Türkiye’nin ısrarları sonucunda, Juncker’in AB’nin yürütme erkinin başı sıfatıyla Davutoğlu’na hitaben bir mektup yazarak söz konusu başlıklarını bildirmesi konusunda anlaşma sağlandığı ifade ediliyor.

Ama Kıbrıs Cumhuriyetini temsil eden Rum lider Anastasiadis, pes etmeyeceğe benziyor…

Terörle mücadele bahanesi ile Rusya’nın Güney Kıbrıs’la yürüttüğü askeri üs görüşmeleri ile Atina’da geçtiğimiz gün yapılan enerji zirvesinde Sisi yönetimindeki Mısır’ın Güney Kıbrıs’a Afrodit gazı için önerdiği ‘Mısır’da sıvılaştırıp, AB’ye de biz taşırız. Kıbrıs’ta çözüme gerek yok’ mesajı da işte tam olarak bunu ifade ediyor…

Ayrıca önce seçimleri ertelemek isteyen ardından da ‘gerekli tavizleri sağlarsa yarın bile çözüm olur’ yaklaşımı ile Anastasiadis, dansına devam ediyor. Bir yandan da takvim olmaması vurgusu ile Akıncı’nın ‘beyaz duman’önerisine yanıt veriyor.

Çerçeve içinde kalırsak;

Şansölye Merkel’in birliğe almakla bin pişman olduğunu bilahir ifade ettiği ve daha sonra özel gayretlerle Rus kara parasına karşı ekonomik olarak çökertmeye çalıştığı Güney Kıbrıs’ı zapt etmek kolay değil!

Kıbrıs’ta çözüm olmazsa –ki dış gelişmeler bu hususta aleyhimize işliyor- birliğin Güney Kıbrıs’ı nasıl zapt-u rapt altına alacağı belirsiz ve asıl önemlisi: ‘yönetilemez bir metinler arası kriz’niteliğinde!

**

Gelelim Türkiye’nin düşürdüğü Rus uçağı ile NATO konseptine bağlılığını tazeleyişine…

Erdoğan’ın Putin’le farklı kategorilerde yakınlaşması, Kırım’ı ilhakına tepkisizliği ve Çin ile imzalanan füze ihaleleri nedeniyle Batı’da şüpheler bu konuda zaten derindi.

Ama arada bir şey oldu!

Rusya 40 yıl sonra Ortadoğu’ya girdi ve kategorik Batı dengelerin tamamen sarsılması ile şu sıralar yeniden bir şeyler planlamaya çalışıyor.

Türkiye tam bu arada bir şeye karar verdi.

Önce Çin ile füze ihalesini iptal etti.

Ardından da Rus uçağını indirdi…

Ama batı, Putin ile Erdoğan biraz birbirlerini yesinler, ziyanı yok görünümü sergiliyor.

Öte yandan Rusya, Güney Kıbrıs’la anlaşarak KKTC karasularını da ihlal eden NAVTEX’leriyle Doğu Akdeniz’de tatbikat yapmaya devam ediyor…

Rusya dengeleri alt-üst ile girdiği Ortadoğu’daSuriye’yi yâr etmeyecek.

Bilinmelidir ki aynı Rusya, 2014 Ortak Metnin Kıbrıs’ta zuhur edişinden bu yana da Ada’daki çözüm çabalarından dışlandığı için rahatsız…

**

Türkiye’nin döndüğü fabrika ayarlarına bakıldığında Kıbrıs’ta işler ‘aşağı tükürsen sakal; yukarı tükürsen bıyık’ deyimini hatırlatıyor…

Kıbrıs Postası

Scroll to top