femdom-mania.net femdom-scat.net hot-facesitting.com
Türk-Rus ilişkilerinin Kırım sınavı Reviewed by Momizat on . Ukrayna’da siyasi sarsıntıların başladığı Şubat ayının ikinci yarısından beri Türkiye Ukrayna’daki olayları yakından takip ediyor. Şubat sonu- Mart’ta Kırım’da Ukrayna’da siyasi sarsıntıların başladığı Şubat ayının ikinci yarısından beri Türkiye Ukrayna’daki olayları yakından takip ediyor. Şubat sonu- Mart’ta Kırım’da Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Türk-Rus ilişkilerinin Kırım sınavı

Türk-Rus ilişkilerinin Kırım sınavı

Ukrayna’da siyasi sarsıntıların başladığı Şubat ayının ikinci yarısından beri Türkiye Ukrayna’daki olayları yakından takip ediyor. Şubat sonu- Mart’ta Kırım’da yaşanan olaylar onu çok zor durumda bıraktı. Ankara’nın Ukrayna krizinde karşı taraf tutan ABD-AB ile Rusya’ya bağımlılığı onun Kırım’daki olaylar konusunda tutumunu belirlemesini zorlaştırıyordu. Bu koşullarda Türkiye’nin Kırım olaylarına siyasi yaklaşımını kendi stratejik vizyonu ve ulusal çıkarlarına göre oluşturdu.

 

Türkiye’nin bağımsız Ukrayna’nın Kırım dahilinde onun eski devlet sınırları içinde bulunmasının onun çıkarlarına uyduğu bellidir. Bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin 1991 yılının Aralık ayında Ukrayna’nın bağımsızlığını tanıyan ilk devletlerden biri olduğunu, ertesi yıl ise onunla diplomatik ilişkiler kurup büyükelçiliğini açtığını hatırlatmak yerinde olur.

 

Kuzey Karadeniz bölgesinde Ukrayna devletinin oluşması Rusya’nın elinden Karadeniz’de kendi askeri ve jeopolitik hakimiyetini yeniden kurma fırsatını almıştır. Bunun sayesinde Türkiye bölgede konumunu güçlendirmiş ve on yıllık dönem içinde etkili bölgesel lider statüsünü elde etmişti. Ukrayna’nın Rusya’dan uzakta kalmasını sağlamak Ankara’nın işine yarar, ama Rusya’yı kızdırmak istemediği için bunu gizlice ve yavaş yavaş yapmaya çalışıyor. Kırım’ın Rusya’ya bağlanması Karadeniz’de Türkiye’nin bölgedeki lider rolünü olumsuz şekilde etkileyen durum yaratmıştır. Rusya’nın, Kırım ve Sivastopol’un onun içine girmesiyle Karadeniz’de jeostratejik ve askeri varlığının önemli ölçüde güçlendirilmesi Türkiye’yi rahatsız ediyor. Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ayrıca Ukrayna’nın doğu bölgelerinde protesto gösterileri ve ayrılıkçı hareketlerinin meydana gelmesine neden olmuştur, bu da Türkiye’yi endişelendiren faktörlerden biridir.Çünkü Ukrayna devletinın dağılması halinde 20’den fazla yıl boyunca Rusya’nın Karadeniz bölgesinde hakimiyetini yeniden kurmasını engelleyen duvar ortadan kaldırılmış olacaktır.

Kırım’ın Türkiye’nin dış politika stratejisinde yerine gelince Ukrayna’nın sınırları içinde bulunduğu sürece yarımada Ankara tarafından Kiev yönetimine giden yolun başladığı bir kapı olarak algılanıyordu. Bu algılama Kırım’ın Türkiye’ye yakın olması ve Kırım Tatar faktöründen kaynaklanıp Türkiye’nin Kırım’a sürekli olarak dikkatle ve ilgiyle bakmasının sebebidir. Rusya’nın bir parçası olduğunda bile bu ilgi azalmıyor.

 

Bir taraftan, Türklerin Kırım Tatarlarıyla etnik, dil, tarihsel ve dinsel bağları nedeniyle Türkiye kendisini Kırım Tatarlarının kaderinden sorumlu tutuyor. Bu sorumluluk duygusu Türkiye’de yaşayan birkaç milyonluk Kırım’lı Tatar diasporası tarafından besleniyor.

Öbür taraftan, Türkiye Kırım Tatarları’nı geleneksel olarak Kırım’ın ait olduğu devlette etki aleti olarak kullanır. Bu etkinin ana kaynağı ise Kırım Tatar Milli Meclisi’dir. Bu kurum Kırım Tatar milli hareketinin ana gücüdür.

Ankara, Rusya ile ilişkilerini ekonomik çıkarlarına göre geliştiriyor. Bunun nedeni Türkiye’nin herşeyden önce enerji, ticari-ekonomik ve turizm alanlarında Rusya’ya bağımlılığıdır.

 

Geçen yılda Rusya ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi 32,7 milyar dolar bulmuştur. 2012 yılında Rusya 33,3 milyar dolar ile Almanya’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük ticaret ortağı olmuştu. Bütün bunlar Ankara’ya Rusya ile işbirliğinin aktif şekilde gelişmesinin önemini gösteriyor. Ayrıca Türkiye Almanya’dan sonra ikinci büyük Rus doğalgaz ve petrol alıcısıdır. Bu nedenle Ankara, Ukrayna krizinin enerji alanındaki Rus-Türk ilişkilerini etkilememesi gerektiğine özel vurgu yapıyor.

İki devletin enerji alanında başarılı işbirliğinin başka örnekleri de vardır.

Onlardan biri, Mavi Akım Doğalgaz Boru Hattı’nın inşa edilmesidir. Başka bir başarı örneği, Türkiye’nin Güney Akım boru hattının onun özel ekonomik bölgesi üzerinden döşenmesine razı olmasıdır. Bu arada Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasının ardından Güney Akım hattının Kırım üzerinden döşenmesi ile ilgili öneri ileri sürüldü. Bunun gerçekleşmesi halinde projenin deniz dibinden geçen kısmının uzunluğu kısaltılabilir, maliyeti de azaltılabilirdi.

Ayrıca, her yıl yaklaşık 4 milyon Rus turistin Türkiye’yi ziyaret ettiği de unutulmamalıdır.

Türk yetkililerinin bütün bu faktörleri göz önünde bulundurması Nisan başı Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşme yapan Kırım Tatar Meclisi Eski Başkanı Mustafa Cemilev’in açıklamasıyla kanıtlandı. Cemilev’in sözlerine göre Türkiye Kırım olayları yüzünden Rusya’ya karşı aktif hareketlerde bulunmayacak, çünkü onun Rusya’ya ikili ticaret ve enerji alanında bağımlılığı var. Ayrıca Türk bakanı eski meclis başkanına onun Boğaz’ın Rus gemileri için kapatılması ve Türk filosunun Kırım kıyılarına gönderilmesi ile ilgili ricalarının gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığını belirtti. Birincisi uluslararası deniz hukuku kurallarına aykırı, ikincisi ise NATO’nun özel kararını gerektiriyor.

Bu arada, şu an Ukrayna’nın doğu bölgelerinde yaşanan gerginlik koşullarında Karadeniz’e kıyısı olmayan NATO üye ülkelerinin savaş gemilerinin Karadeniz’e giriş sayısında artış gözleniyor. Gemilerin Boğaz’dan geçişini kontrol eden Türkiye’nin bundan habersiz olması mümkün değildir. Gerçi, Türkiye Dışişleri Bakanı, Rusya Dışişleri Bakanlığı’na yaptığı açıklamada Türkiye’nin Montrö Sözleşmesi’ni asla ihlal etmediği konusunda teminat verdi. Türkiye Dışişleri Bakanlığı Basın Dairesi’nden yapılan açıklamada ABD’ye ait olan Taylor savaş gemisinin karaya oturması yüzüden onarılması gerektiği ve bu nedenle Karadeniz’de bulunma süresini aşmış olduğu belirtildi.

 

Büyük bir ihtimalle Türkiye birkaç Amerikan ve Fransız savaş gemisinin Karadeniz’e girmesine izin vermeye mecbur kaldı. O, Batı’nın Rusya ile ilişkilerinde yaşanan büyük kriz koşullarında müttefiklerine baskı arttıran ABD’nin ilgili talebini yerine geitrmek zorunda kaldı.

Bu arada Türkiye ile Rusya arasında çok önemli işbirliği alanı daha var, o da Karadeniz bölgesinde güvenliğin ve istikrarın sağlanmasıdır. Moskova ve Ankara, bölgedeki kriz ve sorunların çözümünü sadece bu bölgede bulunan devletlerin araması gerektiği konusunda hemfikir. Bu nedenle her iki devlet başta ABD olmak üzere Karadeniz bölgesine ait olmayan ülkelerin bölgenin işlerine artan karışmasından endişe duyuyor. Hem de Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen bu endişe içinde.

 

***

Türk yetkililerinin Kırım olayları konusunda bazen sert söylem kullanıyorlardı, ama Türkiye’nin NATO’nun önemli üyesi, geçmişte Rusya’nın tarihsel rakibi, Kırım Tatarları’nın koruyucusu ve Karadeniz bölgesinin lideri olarak farklı şekilde davranamazdı. Aynı anda önemli olan Türkiye’nin Rusya’ya karşı somut adım atmadığıdır.

Türkiye’nin Kırım konusundaki tutumu Türk yetkililerinin açıklamalarında belirttikleri üç temel unsurdan ibaret. Birincisi, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün korunması ve Kırım meselesinin diyalog yoluyla çözülmesidir. İkincisi, Kırım referandumu ve onun sonuçlarını tanımamasıdır. Üçüncüsü, Kırım Tatarları’nın güvenliğinin sağlanması ve haklarının korunmasıdır.

 

Mart başında Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde Rusya’nın Kırım’daki Ruslar ve azınlıkların haklarını koruduğu gibi Kırım Tatarlarının haklarını da koruması gerektiğini ifade etmişti. Erdoğan’ın Kırım’ın Rusya’ya bağlanmasını tanımadığı halde yarımadada yaşayan Kırım Tatarlarının haklarını korumakla Moskova’yı görevlendirdiği dikkat çekicidir. Bir sürü analistler bu açıklamasını Türkiye’nin Kırım’ın yeni statüsünü resmen tanıması olarak değerlendirdiler.

***

Türkiye yetkilileri, ülkesinin Batı ile Rusya arasındaki jeopolitik çatışmaya sürüklenmesine izin verilmemesi gerektiğini net bir şekilde görüyorlar. Mesela, 3 Mart’ta Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Kırım’daki olayların Rusya ile ilişkilerini olumsuz şekilde etkilemesine izin vermeyeceklerini açıklamıştı. Başka sözlerle Türkiye Kırım yüzünden Rusya ile ilişkilerini tehlikeye atmak niyetinde değildir.

Bu arada endişe verici eğilimler ortadadır. Şimdiki koşullarda Türkiye’yi Rusya’ya karşı kışkırtmak ABD başta olmak üzere Batı devletlerinin işine yarardı. Birincisi bu, Rusya’nın ilerlemesini engelleme stratejisi çerçevesinde yapılacak etkili adım olurdu. İkincisi, ABD ve AB böylece Türkiye’nin ilgisini Orta Doğu ve Balkan bölgelerinden başka yere çekmiş olurdu. Çünkü Türkiye’nin dış politikasında uyguladığı strateji çoğu zaman onların bu bölgelerde planlarını gerçekleştirmesine engel oluyor.

Türkiye dış politikasında kendi milli çıkarları ve ‘büyük projeleri’ne dayanmaktadır. Bu projelerin temelini ‘stratejik derinlik’ ve ‘Yeni Osmanlıcılık’ kavramları oluşturmaktadır. Birinci kavram Türkiye’nin ‘komşularla sıfır sorun’ politikasını izlemesini ve etrafında istikrar ve güvenlik bölgesinin oluşturulmasını öngörmektedir. Yeni Osmanlıcılık ise, Türkiye’nin dış politikada başta Orta Doğu bölgesi olmak üzere Osmanlı coğrafyası üzerinde

daha etkin bir rol oynamasını ifade eder. Bu yüzden modern Türkiye kendisini her hangi jeopolitik güç merkezine katılmak isteyen ülke olarak değil Türk-Müslüman ve Osmanlı İmparatorluğu sonrası coğrafyasının olası merkezi olarak görüyor.

 

***

Kırım Rusya’ya bağlanmadan önce medya kuruluşları ve uzmanlar yarımadanın Türkiye’ye olası bağlanması konusunu tartışıyordu. Bu tartışmalarda Osmanlı İmparatorluğu’nun sadece Rusya’nın Kırım’da egemenliğini tanımasını öngören 1774 yılında imzalanmış Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan bahsediliyordu. Ama yine de Kırım’ın Türkiye’ye katılacağı iddiaları tamamen asılsızdı.

Birincisi, Ankara o halde Rusya’nın büyük tepkisiyle karşı karşıya gelirdi, bu da enerji, ticaret, turizm, Karadeniz’de güvenlik alanlarındaki ikili işbirliğinin dondurulmasına yol açardı. Böylece Kırım’a kavuşması Türkiye için Rusya ile işbirliğinin sağladığı kazançlardan çok daha az önemli olurdu. Ayrıca Kırım Yarımadası ile Türkiye arasında deniz yer aldığı için ekonomik bakımdan Türkiye’ye büyük yük olurdu. Türkiye’den uzakta bulunan ve Ankara iktidarının sadece çoğunluğa sahip olmayan etnik grup tarafından destekleneceği yarımadadaki durumun ne kadar ‘sakin’ ve ‘yönetilebilen’ olacağı bellidir. Böyle iktidar sadece askeri yöntemlerle korunabilirdi, ama Kuzey Kıbrıs ve Kürt sorunuyla uğraşan Ankara’nın Kırım’a ordu göndermek isteyeceği ve buna hazır olacağı çok şüphelidir.

 

Ama şu an en önemlisi Kırım’ın yine Rusya’nın parçası olduğudur. Bu da, Türkiye’nin yarımadanın kendisine verilmesini kanuni olarak talep edemediği anlamına gelir.

 

Bununla beraber Rusya’nın Karadeniz’de jeostratejik ve askeri gücünün artırılmasının Türkiye’yi korkutup ABD ve Avrupa müttefiklerinin kollarına atmaması için onun ölçülü ve dikkatli davranması lazım. Bunun için Moskova Ankara ile sürekli olarak kapsamlı diyalog içinde bulunmalı, onun jeopolitik endişelerini ciddiye almalı ve şimdiki Türk yetkililerinin ülke içinde istikrar ve güvenliğin sağlanmasına yönelik çabalarını desteklemeli. Eğer Rusya bunu yapmazsa Kırım’ın sınırları içinde bulunması bile Karadeniz bölgesinde kendisini rahat hissetmesine yardım edemez.

 

***

Kırım’ın jeopolitik yeri yeni koşullarda önemli ölçüde değişti. Evet, o artık Türkiye için ‘Kiev Kapısı’ olmaktan çıktı, ama Rus-Türk işbirliğinin eşsiz deneysel alan niteliğini kazanabilir. Belki de bu, Karadeniz bölgesinde yeni güvenlik ve istikrar sisteminin temelini atacak.

Rusya’nın Sesi

Scroll to top