femdom-mania.net femdom-scat.net hot-facesitting.com
Türk medyasının çöküşü ve Öztürk Yılmaz’ın partisinin manifestosu Reviewed by Momizat on . Atatürk’ün yoktan var ettiği cumhuriyet rejiminin 16 Nisan referandumu sonrası yıkılması sonrası Türkiye’de her alanda çöküş tüm hızıyla devam ediyor. Atatürk’ü Atatürk’ün yoktan var ettiği cumhuriyet rejiminin 16 Nisan referandumu sonrası yıkılması sonrası Türkiye’de her alanda çöküş tüm hızıyla devam ediyor. Atatürk’ü Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Özel Haberler » Türk medyasının çöküşü ve Öztürk Yılmaz’ın partisinin manifestosu

Türk medyasının çöküşü ve Öztürk Yılmaz’ın partisinin manifestosu

Atatürk’ün yoktan var ettiği cumhuriyet rejiminin 16 Nisan referandumu sonrası yıkılması sonrası Türkiye’de her alanda çöküş tüm hızıyla devam ediyor. Atatürk’ün kurduğu, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti artık yok.16 Nisan referandumuyla Atatürk’ün kurduğu rejimin yıkılmasını önlemeyenler ve seyredenler hala ortalıkta geziyor.Bilhassa Atatürkçü olduğunu iddia eden medya organları ise CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu yere göğe sığdıramıyorlar.

Arkadaşlar siz hangi gezegende yaşıyorsunuz? 16 Nisan sonrası Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet yok.Kim verecek bunun hesabını? Bu işin en büyük  sorumlularından birisi Deniz Baykal ile Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibidir.17 Yılda Atatürk’ün kurduğu rejimin yıkılmasını önleyemeyenler sadece koltuklarını korumuşlardır. Türkiye’de din nasıl dolgu malzemesi olarak kullanılmışsa Atatürkçülük,cumhuriyet,laiklik…vs dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır.Kılıçdaroğlu yönetiminden memnun olanlar, ve bunları destekleyenler Cumhuriyet rejimi ve Atatürkçülük konusunda samimi olmayanlardır.Bunun hiç tartışması yoktur.Herşey net bir şekilde ortadadır.

Türkiye’de artık iktidar ve muhalefetin havuz medyası vardır.Sözüm ona Atatürkçü olduğunu iddia eden muhalefetin havuz medyası sabah akşam Kılıçdaroğlu ve ekibini öve öve bitirememektedir.Aynen Kongo’da Mobutu,Zimbabwe’de Mugabe rejiminin medyası gibi.Utanmadan Kılıçdaroğlu’nun dinamizminden dem vurup  köşelerinde methiyeler düzüyorlar.

Sayfalarını ve ekranlarını Öztürk Yılmaz’a açmayan Atatürkçü
medya sabah akşam Davutoğlu ve Babacan’ın reklamını yapıyor. Atatürkçü olduğunu
iddia eden sayfalarını ve ekranlarını Davutoğlu’na açan muhalefetin havuz
medyasına sadece İngiliz İndependent gazetesindeki İran meclisi başkanının mülakatından
bir kesit aktaralım.

‘’İran Meclis Başkanı Ali, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet
Davutoğlu’nun Suriye savaşının başlarında Tahran’a yaptığı ziyaretlerle ilgili
şu görüşleri dile getiriyor:

”Bazı devletler Suriye’deki olayların başlangıcında İran’a
geldi. Bu devletler Suriye’yi desteklediğimiz için bizi eleştiriyordu.İki hafta
içinde Emevi Camisi’nde namaz kılacaklarını söylüyorlardı. Ona dedim ki ‘emin
ol böyle bir olay (Emevi Camisinde namaz kılma) olmayacak.O gelişmelerin üzerinden
birkaç yıl geçti ve o kadar kan döküldü.Suriye meselesinin askeri yöntemlerle
değil siyasi uzlaşı ile çözüleceğini söyledik.Suudiler ve bazı bölge ülkeleri
yanlış yaptı. Bu ülkeler Suriye rejimini askeri yollarla devirebileceklerini
düşünüyordu, fakat zannediyorum ki şimdi yanlış yaptıklarını anladılar.”

Evet sevgili ABHaber okurları bu yazdıklarımızı kolay kolay kimse yazamaz.Bunların Atatürkçülük,cumhuriyet ile uzaktan yakından alakası yok.Siz Öztürk Yılmaz’a ambargo uygulayacaksınız,Davutoğlu’na ekran ve sayfalarınızı sonuna kadar açacaksınız,sonrada çıkıp Cumhuriyet rejimini savunuyoruz Atatürkçüyüz diyeceksiniz.Zavallılar.

CHP bölünüyor, kurumsal kimliğine zarar veriliyor diyenler
Atatürkçülük karşıtlarıdır

CHP’nin kurumsal kimliğine zarar veriliyor veya CHP bölünüyor, Atatürkçüler ve Atatürkçü değiller gibi ayrıştırma yapılıyor diyenlerin hepsi saray rejiminin destekçileridir. Tüm bu argümanlar başarısızlıkları örtmek ve tartışmayı başka yöne çevirmek için CHP’de ipleri elinde tutan oligarşik yapı tarafından sürekli gündeme getiriliyor.Atatürk’den miras kalan CHP artık yoktur.17 Yıl gibi kısa bir sürede Cumhuriyetin yıkılmasını önleyemeyenlerin tek amaçları koltuklarını korumaktır.

Baykal’ın öğrencisi Kılıçdaroğlu girdiği tüm seçimleri kaybetmesine rağmen delege ve milletvekillerinin ezici çoğunluğunu biat anlayışıyla seçerek kurultayları kazanmaktadır.Bunlar iktidara gelmeyi Davutoğlu ve Babacan’a bağlamışlardır.

Türkiye kurtuluş savaşı ortamındadır.Atatürk’ün kurduğu rejimi ancak yeni oluşum ve gerçek Atatürkçü genç siyasetçiler tekrar sağlayacaktır.

Son olarak muhalafetin havuz medyasına iki konuyu hatırlatmadan geçmeyelim. Suriye krizini nasıl CHP yönetimi salon siyaseti yaparak seyretmişse, Kanal İstanbul projesini de aynı şekilde seyretmiştir.Kanal İstanbul projesi yıllardır gündemdedir.Bu konuda muhalafet doğru dürüst hiç bir şey yapmamıştır.Bunların tek dertleri koltuklarını Atatürkçüyüm diye korumaktır.

ABHaber Öztürk Yılmaz’ın Partisinin Manifestosunu yayımlıyor:

İŞTE ÖZTÜRK YILMAZ’IN PARTİSİNİN MANİFESTOSU!

HEPİMİZ BURADAYIZ OLUŞUMU OLARAK PARTİLEŞME SÜRECİNİ SÜRDÜREN ÖZTÜRK YILMAZ VE EKİBİNDEN TÜM TÜRKİYE’YE ÇAĞRI YAPILDI.

YÖNETİM MODELİ ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ ÇERÇEVESİNDE SİL BAŞTAN
DEĞİŞTİRİLİYOR,

HER ALANDA ÜRETİM BİR NUMARALI GÜNDEM MADDESİ OLUYOR,

DİJİTAL PARAYA GEÇİLİYOR,

TÜRKİYE ENERJİ, GIDA, TOHUM, ARAÇ, İLAÇ VE SİLAHTA  MİLLİ ÜRETİMİ GERÇEKLEŞTİRİYOR,

TOKİ YAŞANABİLİR KÖYLER YAPIYOR,

EĞİTİM ANAOKULUNDAN ÜNİVERSİTE BİTİMİNE KADAR ÜCRETSİZ
OLUYOR.

SURİYELİLER ÜLKELERİNE GERİ GÖNDERİLİYOR.

İŞTE HEPİMİZ BURADAYIZ OLUŞUMUNUN HALKA SESLENİŞ ADINI
VERDİKLERİ MANİFESTOSUNUN TAM METNİ

HALKA SESLENİŞ

19 Mayıs 1919’da başlayan milli mücadelenin 100. Yılında,
yeniden çok yönlü bir saldırıya maruz kalan Türkiye Cumhuriyeti’nin
vatandaşları olarak asil Türk Milletine çağrımızdır.

Yüce Atatürk’ün kurduğu ve halkımızın sahiplendiği Türkiye
Cumhuriyeti’nin geleceği tehlikededir.

Yakın zaman içinde rejim kökten değişmiş,  halkımız ayrıştırılmış,  fakirleştirilmiş, özgürlüğü elinden alınmış
ve zaten kısıtlı olan demokrasimiz tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Büyük Türk Milleti alt kimliklere bölünmüş, halkı
birleştireceği iddiasında olan siyasi partiler bile alt kimlik siyasetiyle
toplumu parçalamış ve kavgalı hale getirmiştir.

Bugün ne devletin adaletinden, demokratik karakterinden ve
kurumsallığından, ne de halkımızın zenginliğinden, özgürlüğünden ve
bütünlüğünden söz edilebilir.

Cumhuriyetimizin bütün ekonomik değerleri tek tek yabancılara
ve yandaşlara peşkeş çekilmiş ve halen çekilmektedir.

Milyonlarca işsizler ordusu, yüzbinlerce atanamayan
öğretmen, geleceği konusunda umutsuz milyonlarca genç, kredi borcunu ödeyemeyen
milyonlarca vatandaş, iflas eden sayısız şirket, yüksek vergi ve zamların
altında ezilen milyonlarca yurttaş, kadın cinayetleri, EYT’li mağdurlar, açlık
sınırının altında yaşayan 10 milyondan fazla emekli ve yoksulluk sınırının
altında yaşayan milyonlarca çalışan sorunlarına çözüm beklerken, birilerinin
kamu kaynaklarını bencilce ve şahsi çıkarları için saçıp savurması ve
sorunların çözümüne kayıtsız kalması bizleri çileden çıkarmaktadır. Bu düzen
adaletsizdir ve baştan aşağı değişmelidir.

Türkiye, jeostratejik konumu, doğal ve insan kaynakları
açısından bir hazinenin üzerine oturmuş olmasına rağmen, içinde bulunduğu
mevcut yapısıyla maalesef büyük potansiyeliyle eşdeğer bir üretim yapamamakta,
gençlerine güzel bir gelecek hazırlayamamakta, teknoloji üretememekte,
dijitalleşme çağının gereğini yapamamakta, kaynak ve insan kitlesinin
envanterini bilmemekte ve yönetememektedir. Bu durum ise, Türkiye’yi iç ve dış
borç sarmalıyla boğmakta, iğneden ipliğe ithalatçı politikalara mahkum
kılmaktadır. Hal böyle olunca, ülkemiz teknolojide, gıdada, ilaçta, araçta,
enerjide, savunma sanayinde ve pek çok diğer alanda ithalatçı ve tüketici bir
ülke sınıfına sokulmuştur. Bu yüzyıl yüksek teknolojiyi, ilacı, iletişimi,
enerjiyi, gıdayı ve silahı elinde bulunduranların dünyaya hükmedecekleri bir
yüzyıl olacaktır. Ancak, ne hükümet ne de muhalefet bu durumun ciddiyetinin
farkında değildir.

Öte yandan, yolsuzluk, yoksulluk, adam kayırma, eşitsizlik,
ayrımcılık ve adaletsizlik hiçbir dönemle kıyaslanamayacak kadar yaygınlaşmış
ve sıradan hale dönüşmüştür.  Şeffaflık
ve hesap verme tarih olmuştur. Güçlüler, güçsüzleri ezmekte, sosyal barış ve
adalet iyice yok olmaktadır.

İktidar ve muhalefette yer alan partiler, ülkemizin ve
halkımızın gerçek gündeminden uzak, faydasız tartışmalar içindedir. Siyaset
aynılaşmıştır. İktidar ve muhalefet el birliğiyle ülkeyi zora sokmuştur.  Siyasette koltuk ve rant kavgası, ülke ve
millet için verilen kavganın önüne geçmiştir. Kin ve nefret dili ile yalan ve
iftira siyaset kültürü haline dönüşmüştür.

Ülkede halkı bilgilendirmesi gereken medya da ikiye bölünmüş
ve halkımız üzerinde algı manipülasyonları yapılmaktadır. İktidar ve muhalefet
medyası,  mevcut kilitlenmeyi aşabilecek
fikirlere ve kişilere özellikle yer vermeyerek bu sorumluluğa ortak olmaktadır.

Gelinen aşamada ne iktidar ne de muhalefet ülkemizi içine
sürüklendiği çıkmazdan kurtarabilecek bir vizyona sahip değildir.

Artık sözün bittiği noktadayız. Geçmişimize, tarihimize ve
her şeyden önce Yüce Atatürk’ün manevi mirasına ve ideallerine aykırı olan bu
durumun sürdürülmesi mümkün değildir. Herkesin düşündüğü ama cesaret edip
söyleyemediği konuları hep birlikte çözme zamanı gelmiştir.

Köklü değişiklikler yaparak modern, demokratik, güçlü ve
güvenli Türkiye’nin inşası mümkündür. Halkımızın ihtiyaç ve özlem duyduğu da
budur.

O nedenle Hepimiz Buradayız oluşumu, ülkesi ve milleti için
deli olanların, cesur yüreklilerin, yurt severlik damarı şaha kalkmış
bilgelerin oluşumudur.

Büyük Türk Milleti tarihin her döneminde içeride düzen ve
barışı sağladığında, dünyada lider olmuş ve tarihin akışına yön vermiştir.

Bu tarihi görevi hep birlikte, omuz omuza sırtlanmamız
gerekmektedir. Bu, bir tercih değil, artık mecburiyettir.

Hepimiz Buradayız oluşumu bundan böyle vatandaşlarımızın
ortak sesi ve milli irademizin simgesidir. Çanakkale ruhu ve Kuvayi Milliye
ruhunun bugünkü temsilcisi, tam bağımsız milli bir çıkıştır.

Bu yapı, klasik bir siyasi partiden beklenen misyonun çok
ötesinde tarihi bir görev üstlenecektir. Bu oluşum, ortak aklı ve devlet aklını
kullanarak, şahsi çıkarlar ve parti yandaşlarının çıkarları için değil, bütün
vatandaşlarımızın ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkarı ve selameti için
yola çıkmıştır. Bu oluşum, halkımızı ortak bir ideal etrafında birleştirerek,
devrim niteliğinde, yeni bir vizyonla partileşecektir.

Hepimiz Buradayız oluşumunun amacı;

Bireyin özgürleştirilmesi ve zenginleştirilmesi

Devletin adalet, liyakat, demokrasi temelinde
kurumsallaştırılmasıdır.

Bu çerçevede;

16 Nisan 2016 tarihinde yapılan Anayasa değişikliği ile
demokratik sistemi ortadan kaldıran ve tüm güçleri tek bir kişide toplayan TEK
ADAM yönetimini red ediyoruz. Rejimin A’dan Z’ye demokrasi, güçler ayrılığı,
adalet, hukukun üstünlüğü ve özgürlük temelinde yeniden düzenlenmesini,
devletin şeffaf ve hesap verebilir olmasını savunuyoruz.

Üniter yapımızı aşındıracak her türlü girişimin
karşısındayız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlığı en büyük ortak
paydamızdır. Vatandaşlarımız eşittir ve herhangi bir ayrımcılığı red ediyoruz.

Ülkemizin birliğine ve halkımızın güvenliğine yönelik her
türlü şiddet ve terörü kınıyoruz. Terörle mücadeleyi destekliyoruz.

Bölgesel ve küresel işbirliği ve barış ekseninde çok boyutlu
bir dış politika uygulanacaktır. Bu çerçevede, dış politikamız ülkemizin
dostlarını arttıracak, ekonomisini ve güvenliğini güçlendirecek, devletin
itibarını yükseltecektir.

Türkiye’nin mülteciler ve göçmenler ülkesine dönüşmesine
izin verilmeyecektir. Mart 2011’den bu yana Türkiye’ye gelen bütün göçmenler,
kayıtsız şartsız, 3 ay içerisinde ülkelerine geri gönderilecektir.

Ekonomide serbest teşebbüsü destekliyoruz, bununla birlikte
enerji, gıda, ilaç, madenler, tohum, limanlar, uzay çalışmaları, savunma
sanayii gibi stratejik önemi haiz, devletin ve milletin bekasıyla ilgili
alanlarda, devletin doğrudan rol alması gerektiğine inanıyoruz.

Yabancı sermayenin ülkeye girişi önem taşımaktadır ve bu
teşvik edilecektir. Ancak bu, var olan stratejik milli varlıkların satışı
şeklinde değil, yeni üretim alanlarına yatırım yaparak, ülkemize istihdam ve
katma değer sağlamaları şeklinde olacaktır.

Enerjide dışa bağımlılık kırılacaktır. Türkiye milyarlarca
dolar kaynağını her yıl yabancı ülkelere akıtmayacaktır. Nükleer enerji dahil
yerel bütün alternatif enerji kaynakları devreye sokulacak ve enerji
ucuzlatılacaktır. Alternatif enerjiyle çalışan araçlar üretilecektir. Yeni ve
yerel enerji politikamız toplumla paylaşılacaktır. Her yıl dışarıya verdiğimiz
milyarlarca dolar paramızın bir kısmı, kuracağımız Alternatif Enerji Üretimi ve
ARGE Merkezi için harcanacak ve Türkiye enerji ithal eden değil, enerji ihraç
eden ülke konumuna kavuşturulacaktır.

Gıda üretimi ve tohumda Türkiye bölgenin ve dünyanın en
büyük arz merkezi haline dönüştürülecektir. Bunun için atıl durumda bulunan
tarıma elverişli arazilerin envanteri çıkarılacak ve özellikleri belirlenecektir.
Bu çerçevede, il bazlı ve ürün bazlı, devlet ile arazi sahiplerinin ortak
işletmesine dayanan yeni bir tarım politikası devreye sokulacaktır. Her ilde o
ilin özelliklerine göre Ortak İşletme ile Ortak Pazarlama şeklinde iki ayrı
birim kurulacaktır. Bir metrekare tarıma elverişli arazi boş bırakılmayacaktır.
Tarım arazilerinin, her ne maksatla olursa olsun, yabancılara satışı
yasaklanacaktır. Ortak işletme politikasında devletin görevi, üretilecek
alternatif enerji ile, sulama, ilaçlama, gübreleme ve diğer hususları
işletmelere ücretsiz temin etmek olacaktır. Çiftçi sadece üretecek ve pazarlama
ile uğraşmayacaktır. Pazarlama için yine ayrı bir ajans oluşturulacaktır. Bu
işletme modelinde halihazırda 17 milyar dolar olan ihracat 150 milyar dolara
çıkacak, kırsalda yaşayan 4,5 milyon nüfus 20 milyona yükselecek, 7 milyon yeni
istihdam alanı yaratılacak, işsizlik sona erecektir. Tarımsal ihracatı
kolaylaştırmak için, Hatay’dan Ardahan’a kadar sınır boyunca mayınlar değil,
sınır komşularımızla ortak üretim alanları oluşturulacak, tarıma elverişsiz
Ortadoğu çölünün gıda ihtiyacı ile; petrol, doğalgaz ve savunma sanayi dışında
üretimi olmayan Rusya’nın gıda ihtiyacı ülkemiz tarafından karşılanacaktır.
Böylece devlet kazanacak, çiftçi ve üretici kazanacak ve işsizlik tarih
olacaktır.

Hayvancılıkta yeni bir politika uygulanacaktır. Et ve canlı
hayvan ithalatına son verilecektir. Canlı hayvan ithalatı ancak, yeni ırkların
geliştirilebilmesi maksadıyla yapılabilecektir.

TOKİ’nin görevi kırsalda modern, yaşanabilir köyler inşa
etmek olacaktır. Ucuz enerji, yeni tarım il üretim ve pazarlama idareleri ve
kazanç artışıyla birlikte, kırsala dönük ters göç başlayacak ve şehirlerin yükü
azalacak, hem yaşanabilir köyler, hem yaşanabilir şehirler ortaya çıkacaktır.
Bölgesel gelişmişlik farklılıkları azaltılacak, köyde yaşamak hem rahatlık hem
kazanç açısından avantajlı hale gelecektir.

Yerel tohum merkezleri oluşturulacaktır. Bir şey Türkiye’de
üretiliyorsa, onun ithalatı gümrük vergileriyle zorlaştırılacaktır. Böylece
yerel üretici korunacaktır. Yabancı tohum ancak Türkiye’de olmayan yeni bir
ürünün üretimi için getirilecektir.

Enerji ve gıda gibi bir diğer hayati konu ilaçtır. Türkiye
ilaçta tamamen ithalata ve yabancı şirketlere bağlıdır. Aynen enerji ve gıdada
olduğu gibi ilaçta da yabancı bağımlılığının kırılması gerekmektedir. Bu amaçla
milli ilaç endüstrisi kurulacaktır. Bu gerçekleştirilince Türkiye bölgesel tıp
merkezi haline dönüştürülecektir. Böylece her yıl milyarlarca dolar paramız
ithal ilaca ve yabancı ilaç firmalarına gitmeyecektir.

Madenlerin yabancılara satışına yasak konulacaktır. Yeni bir
madencilik kanunuyla maden alanları millileştirilecek ve çevreyle uyumlu bir
madencilik politikası yürürlüğe konulacaktır. Türkiye ham maden değil, işlenmiş
katma değeri yüksek maden satacaktır.

Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili stratejik bir ülkedir.
Liman ve tersanelerin yabancılara satışına son verilecektir. Bu konuda yeni bir
yasa çıkarılıp bu alanlar millileştirilecek ve Türkiye dünyanın en stratejik ülkesi
haline dönüştürülecektir. Ayrıca akarsularımız, göllerimiz ve denizlerimizden
yararlanarak yeni bir balıkçılık stratejisi geliştirilecek, ülkede balık
üretimi ve tüketimi artacak ve Türkiye bölgesinin ihraç üssüne
dönüştürülecektir.

Kâğıt ve madeni para kaldırılacak, dijital paraya
geçilecektir. Dijital paraya geçilince kayıt dışı para dolaşımına son
verilecek, böylece devlet harcamaları denetlenebilir ve şeffaf olacaktır.

Dijital parayla birlikte vergi sistemi de değişecektir.
Vergi oranları, gelir, harcama ve servet kategorilerinde belirli yüzdelere
düşürülecektir. Her dijital parasal işlemde belli bir oran otomatik olarak
kesileceği için, vergi kaybı veya kaçağı, dijital para sisteminde söz konusu
olamayacak, böylelikle vergi oranları düşmesine rağmen, devletin vergi
gelirleri artacaktır.

Dijital parayla birlikte, şirket kurma zorunluluğu olmadan
ticaret yapabilmek mümkün olacaktır.

Klasik mesai kavramı mantığı değiştirilecek ve bu bağlamda
iş alanlarının niteliğine göre, esnek ve uzaktan elektronik mesai uygulamasına
geçilecektir.

Eğitim anaokulundan üniversite bitimine kadar, servisler ve
yemek dâhil parasız olacaktır. Eğitimde dijital sistem uygulanacak; bilimsel,
uygulamalı, sorgulayıcı, soyut düşünebilmeyi esas alan bir müfredata geçilecektir.
Üniversite eğitiminin yarısı üniversitelerde, diğer yarısı ise her öğrencinin
bölümüne uygun alanlarda staj olarak yapılacaktır. Öğrencilere staj boyunca
devlet belli bir ücret verecek, böylece istihdam eden kuruluşlara bir külfet
oluşturulmayacaktır. Ayrıca, üniversite sistemi kökten değiştirilecek, farklı
üniversitelerdeki aynı bölümler birleştirilip ayrı birer üniversiteye
dönüştürülecek ve uzmanlık üniversiteleri oluşturulacaktır. Böylelikle,
kaynakların etkin ve verimli kullanımı sağlanacak, her dal kendi alanında
doğrudan üretimle ve hayatla ilişkilendirilecektir. Bu çerçevede taşımalı
eğitime son verilecektir.

Türkiye sanayii devrimini maalesef kaçırmıştır. Şimdi
dijitalleşmeyi de kaçırmaması için bu alanda radikal bir adım atılarak, Avrupa’nın
en büyük Dijital Kenti kurulacaktır. Dijitalleşme hayatın, üretimin ve
yönetimin her alanında yaygınlaştırılacaktır.

Dünyamızın gidişatı da dikkate alınarak, güçlü Türkiye’nin
altyapısının hazırlanabilmesi amacıyla Uzay ve Atom Ajansı kurulacaktır.
Türkiye’nin milli uzay çalışmaları ve nükleer enerji üretimi kapasitesi
hazırlanacaktır.

Yaşlı hakları yasası çıkartılacak ve istemeleri halinde
kimseye bağımlı olmadan yaşayabilecekleri sosyal merkezler kurulacaktır.

Çocuk hakları yasası çıkarılacak ve çocuklarımızın eğitim,
barınma ve beslenme konuları çözüme kavuşturulacaktır.

Hayatın her alanında cinsiyet eşitliği yasal düzenlemeyle
garanti altına alınacaktır.

Engellilerin önündeki bütün engeller kaldırılacak, iş ve
sosyal hayata katılabilmeleri konusunda somut bir plan sunulacaktır.

EYT sorunu kökünden çözülecektir. Bunun için yeni bir çözüm
planı sunulacaktır.

Hayvan hakları konusunda belediyelere ve devlete yeni bir
plan sunulacaktır. Hayvan severlerin kurulacak merkezlerde istihdam edilmeleri
sağlanacaktır.

Kadına, çocuğa ve hayvana şiddetin önüne geçilmesi konusunda
eğitim müfredatı çağdaş bir anlayışla ele alınacak ve yasal yeni düzenlemeler
getirilecektir.

Türkiye Yeşil Çevre Politikası uygulayacaktır. Bu noktada,
şehirlerin ve köylerin imar politikası yeniden şekillendirilecek, yeşil, çağdaş
ve yaşanabilir şehirler ve köyler dönemi başlayacaktır.

www.turkiyesiyaseti.com/iste-ozturk-yilmazin-partisinin-manifestosu/

Scroll to top