femdom-mania.net femdom-scat.net hot-facesitting.com
‘Terörle mücadele’nin başarısızlık sırrı.Arap coğrafyasında güvenlik odaklı, yozlaşmış ve beceriksiz yönetimler hüküm sürdükçe… Reviewed by Momizat on . Arap coğrafyasında güvenlik odaklı, yozlaşmış ve beceriksiz yönetimler hüküm sürdükçe, bu coğrafyada yaşayan insanlar yoksulluk, kırılganlık, dışlanma ve ümitsi Arap coğrafyasında güvenlik odaklı, yozlaşmış ve beceriksiz yönetimler hüküm sürdükçe, bu coğrafyada yaşayan insanlar yoksulluk, kırılganlık, dışlanma ve ümitsi Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » ‘Terörle mücadele’nin başarısızlık sırrı.Arap coğrafyasında güvenlik odaklı, yozlaşmış ve beceriksiz yönetimler hüküm sürdükçe…

‘Terörle mücadele’nin başarısızlık sırrı.Arap coğrafyasında güvenlik odaklı, yozlaşmış ve beceriksiz yönetimler hüküm sürdükçe…

Arap coğrafyasında güvenlik odaklı, yozlaşmış ve beceriksiz
yönetimler hüküm sürdükçe, bu coğrafyada yaşayan insanlar yoksulluk,
kırılganlık, dışlanma ve ümitsizlik pençesinde yaşamaya devam edecek – bu
coğrafya terör örgütleri, insan tacirleri, suç örgütleri ve milisler için
‘verimli toprak’ olmayı sürdürecek

RAMİ G. KHOURİ

Terörizm, kök saldığı ülkeler için de, saldırılara maruz
kalan ülkeler için de felaket bir şey. Bu yüzden, IŞİD lideri Bağdadi’nin
ölümüyle sonuçlanan operasyonun ABD medyasında işlenişi ve çevresinde
şekillenen siyasi diyaloglar karşısında bir kez daha büyük endişeye kapıldım.

Endişelendim çünkü IŞİD’in ve terörizmin analiz edilme
şekli, IŞİD ve el-Kaide benzeri ‘Müslüman ülke menşeili’ terör örgütlerine
karşı 40 yıldır yürütülen savaşta Amerikalı, Avrupalı, Arap ya da diğer siyasi
liderlerin ısrarla düştükleri hataları devam ettiren nitelikte.

Son 40 yıldır Ortadoğu’da ve dünyada terörün sonu gelmedi.
Durumdan endişelenen siyasi aktörler tekrar tekrar bu çirkin olguyu besleyen,
‘küresel’ bir olguya dönüşmesine sebep olan hatalar yaptılar. Üstelik terörün
küreselleşmesi sürecek çünkü kimse terörün merkezindeki itici güce
odaklanmıyor; geniş kitlelerin hoşnutsuzluğunun sürmesi ve canavarlaştırılması
yangına körükle gitmek anlamına geliyor.

‘MEDENİYETLER ÇATIŞMASI’ YANLIŞ TEŞHİS

Birinci hata şu: Terör oluşumlarının doğası ve dürtüleri
yanlış teşhis ediliyor; bunların ‘kültürler ve medeniyetler arası
çatışmalardan’ ve dini aşırılıklardan kaynaklandığı düşünülüyor.

Bu etmenlerin rolü olsa da, terör örgütlerinin yerel ve
küresel ölçekte 40 senedir hayatta kalabilmesinin sebebi bunlar değil.

İkinci hata ise terörde İslam’ın rolünün haddinden fazla
vurgulanması. Son günlerde Batı medyasında gördüğümüz analizlerin çoğu
Bağdadi’nin ‘dini bir lider olarak’ güçlü ve zayıf yanlarına yoğunlaşıyor,
IŞİD’in doğuşu ve yükselişinin 2003 Irak işgalinden sonraya tekabül ettiğini
hemen hemen hiç kimse dillendirmiyordu.

Hoşnutsuz durumdaki insanları ve genellikle genç yaşta olup
yaşamdaki amaçlarını bulamamış insanları, şiddet kullanmayı meşru göstererek
peşinizden sürüklemek istiyorsanız din (tüm dinler) iyi bir araçtır. Fakat asıl
etki sahibi olan, birçok Arap’ın mustarip olduğu psikolojik ve maddi
çöküntüdür. İnsanlar, ülkelerini yöneten yozlaşmış, otoriter ve kabiliyetsiz
elitler karşısında çaresiz hissediyorlar. Bu elitler ise daima güçlü
devletlerin desteğine sahip; Arap devletleri, İran, Avrupa, Rusya, İsrail,
Türkiye, Amerika… herkese pay edilecek suç var.

ŞİDDET ÜRETEN EKONOMİK BUNALIM

Üçüncüsü; terörist ‘üreten’, sıradan yurttaşları masum
sivilleri öldüren acımasız katillere dönüştüren coğrafyalardaki sosyoekonomik
ve siyasi koşullar neredeyse tamamen görmezden geliniyor.

1980’lere kadar Arap coğrafyasında 50 yıl boyunca istikrarlı
büyüme yaşanmıştı. Terörizm nadir görülen, tekil ve küçük gruplarla ilgili bir
sorundu. Çünkü yurttaşların büyük bölümü yaşam koşullarının iyileştiğini
hissediyor, çocuklarının geleceğine umutla bakıyordu.

1980’lerden bu yana sosyal-ekonomik-siyasi ve çevresel
koşullar çoğu Arap ülkesinde gitgide kötüleşti ve bugünkü noktaya geldik: Nüfusun
yüzde 66’sı yoksul ya da kırılgan durumda, birçok ülke elektrik ve su kıtlığı
çekiyor, gençlere sunulan istihdam olanakları ihtiyacın ancak dörtte birini
karşılayabiliyor. Yoksuzluk algısı zirvede ve insanların yaşam koşullarını
belirleyen başlıca unsur göç etme arzusu. Tunus’un genç demokrasisi hariç, Arap
coğrafyasında insanlar siyasi süreçlerden dışlanmış durumda; güç sahiplerinden
hesap sorulamıyor, öncelikler ve politikalarda söz sahibi olunamıyor.

SORUNUN ASKERİ ÇÖZÜMÜ YOK

Dördüncü hata ise George W. Bush’un 2001’de el-Kaide’ye
savaş ilan etmesinden bu yana Amerika önderliğinde yürütülen “Terörle Savaş”
sürecinde, başlıca mücadele aracı olarak askeri gücün kullanılması.

Askeri güç kullanılarak birçok eğitim kampı yıkıldı, örgüt
liderleri öldürüldü ve terör örgütleri dağıtıldı. Fakat terör tehdidi ortadan
kaldırılamadı ve terör örgütlerinin büyümesi, budaklanması engellenemedi.
Askeri güç kullanılması, terör örgütlerinin üye bulmasını da muhtemelen
kolaylaştırdı.

Arap ülkelerinde yapılan askeri operasyon sayısı arttıkça
(Yemen ya da Libya’daki BAE-Suudi savaşı, Türkiye, İsrail ve İran’ın askeri
operasyonları gibi), Arap toprakları gitgide yönetimden yoksun metruk alanlara dönüştü.

El-Kaide ve IŞİD gibi grupların yeşerip büyüdüğü koşullar
tam da bu kaos ortamının koşulları. Bunun en hazin örneği Suriye olsa da Yemen,
Irak, Libya ve Somali gibi ülkelerde de durum kötü.

Beşinci ise ‘Şiddet Yanlısı Dini Aşırılığın Engellenmesi’
çerçevesinde uygulanan onca programa rağmen kısıtlı başarı sağlanması. Başarılı
olunamadı çünkü ağırlıklı olarak internet kaynaklı ‘örgüte katılım’
yöntemlerine yoğunlaşıldı. Mutlak çaresizlik neticesinde son eşiği de aşarak
terörün fantezilerine kurban giden genç erkeklerin zihinlerine ve kalplerine
yeterince bakılmadı.

GÜVENLİK ODAKLI BECERİKSİZ YÖNETİMLER

Son olarak ise; hükümetlerin askeri kuvvetler tarafından
devralınması birçok Arap ükesini harap etti; Irak, Suriye, Libya, Cezayir,
Yemen, Mısır, Somali… Bu rejimler varlıklarını sürdürüyor ve genellikle
çeşitli dış devletlerin desteğini görüyor.

Arap coğrafyasında güvenlik odaklı, yozlaşmış ve beceriksiz
yönetimler hüküm sürdükçe, bu coğrafyada yaşayan insanlar yoksulluk,
kırılganlık, dışlanma ve ümitsizlik pençesinde yaşamaya devam edecek – bu
coğrafya terör örgütleri, insan tacirleri, suç örgütleri ve milisler için
‘verimli toprak’ olmayı sürdürecek.

Tüm bunlar yaşanırken, insanlar reform, sosyal adalet ve
çocuklarına iyi bir gelecek talepleriyle seslerini yükselttiklerinde
iktidardaki elitler onlara tepeden bakıyor. Çoğu zaman samimiyetsiz vaatlerde
bulunuyorlar, ya da insanlar başka çare bulamayıp sokağa döküldüğünde şiddete
başvuruyorlar.

Acı gerçek şu ki, yukarıda saydığımız altı etmenin her biri,
Batı’da ve Arap coğrafyasında terörün algılanış biçimini şekillendiriyor. Arap
coğrafyası siyasi karmaşalara ve kitlesel acılara sahne oluyor, kronik savaş
hali dış güçlerin de desteğiyle sürüp gidiyor.

Bu yüzden, uluslararası seviyede ve Arap dünyasında
Bağdadi’nin ölümüne verilen tepkileri gördüğümde bir kez daha büyük hayal
kırıklığına uğradım.

Her şeyin üstüne bir de Arap ve Batılı hükümetlerin
yarattığı bu terörü yaşıyoruz; koydukları yanlış teşhislerin ve peşi sıra
gelen, 40 senedir devam eden askeri operasyonların sonuç vermesini beklememiz
söyleniyor.

Çeviren: Fatih Kıyman

Kaynak: The New Arab

www.birgun.net/haber/terorle-mucadele-nin-basarisizlik-sirri-275040

Scroll to top