Prof. Dr. Yücel Vural: Kıbrıs’ta Taraflar kapsamlı çözüm söylemine esir oldu Reviewed by Momizat on . DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vural, Kıbrıs müzakere sürecinin başarısızlığa uğramasının ardından, Güven Yaratıcı DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vural, Kıbrıs müzakere sürecinin başarısızlığa uğramasının ardından, Güven Yaratıcı Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Özel Haberler » Prof. Dr. Yücel Vural: Kıbrıs’ta Taraflar kapsamlı çözüm söylemine esir oldu

Prof. Dr. Yücel Vural: Kıbrıs’ta Taraflar kapsamlı çözüm söylemine esir oldu

DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vural, Kıbrıs müzakere sürecinin başarısızlığa uğramasının ardından, Güven Yaratıcı Önlemelerin (GYÖ) önemini KIBRIS’a değerlendirdi:
DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yücel Vural, tarafların ‘kapsamlı çözüm’ söylemine esir olduğunu ve karşılıklı bir suçlama oyununa başvurarak, çöküşün sorumluluğunu ‘öteki tarafa’ atmaya çalıştığı bir dönemden geçildiğini söyledi.
Kıbrıs müzakere sürecinin başarısızlığa uğramasının ardından, Güven Yaratıcı Önlemelerin (GYÖ) önemini KIBRIS’a değerlendiren Vural, kapsamlı çözümü savunanların benzer bir duyarlılığı, iki taraf arasında güvenin tesis edilmesinde niçin göstermediklerinin yeterli düzeyde sorgulanması gerektiğini belirtti. Bu sorgulama yapılmaksızın sağlıklı yeni bir dönemin başlatılmasının ya da yeni bir girişim yapılsa bile bunun başarıya ulaşmasının ciddi derecede kuşkulu olacağı uyarısında bulunan Vural, Crans Montana’da elde edilen başarısızlığın tüm ilgili tarafların başarısızlığı olarak ele alınması halinde çıkış yolunun bulunması kolaylaşabileceğine dikkat çekti.
Vural, mobil telefon ve benzeri örneklerde siyasi liderler tarafında benimsenen ortak bir siyasi çerçeve olmadan, konunun teknik düzeyde sonuçlandırılmasının mümkün olmadığını kaydetti.
Vural, Kapalı Maraş, Mağusa Limanı ve Ercan’da federal yapıya uygun bir normalleşme sağlanıp, iki tarafın bu konuda yapıcı bir işbirliği başlatıp sonuçlandırabilmesi halinde, Kıbrıs sorununun temel dinamiklerinin değiştirilmiş olacağını ifade etti.
“Çıkmazdan ‘parça parça’ yöntemiyle kurtulmak mümkündür”
Vural, tarafların içine girdiği bu çıkmazdan kurtulmaları için ‘parça parça’ yönteminden yararlanmalarının mümkün olduğunu söyledi. Tarafların bazı konularda tek yanlı olarak bunu gündeme getirdiklerini belirten Vural, Kıbrıs Türk tarafının belirli bir süredir mülkiyet konusunu adını açıkça ifade etmese de ‘parça çözüm’ mantığıyla ele aldığı örneğini verdi.
Vural buna rağmen, konunun siyasal çerçevesinin eksik bırakılması ve iki tarafın işbirliği yapmaması nedeniyle bu alanda ciddi ilerleme sağlanmadığını ifade etti. Vural, parça çözümün gerçekleştirilmesi için tarafların önceden elde ettikleri siyasi mutabakatları, BM Güvenlik Konseyi kararları temelinde detaylandırmaları gerektiğini vurguladı.
SORU: Kıbrıs sorununa çözüm bulma sürecinin başarısızlığa uğramasının ardından neler yapılabilir? Güven Yaratıcı Önlemler konusu yeniden hızlanabilir mi?
VURAL: Güven Yaratıcı Önlemlerin önümüzdeki süreçte yararlı olup olmadıklarını ele alırken, Kıbrıs sorununa “kapsamlı” bir çözüm bulma çabasının niye başarısızlığa uğradığının irdelenmesi gereklidir. Kıbrıs’taki mevcut şartlar ve bir barış sürecinin izlemesi gereken doğal yol ve yöntemler dikkate alınmadığı için süreç çıkmaza sokulmuş ve adeta başarısızlığa davetiye çıkarılmıştır. Kıbrıs sorununun çözümünde hedefin ne olduğunun çok iyi bilinmesine ve bu hedefin taraflarca kabul edildiğinin defalarca ifade edilmesine rağmen, o hedefe doğru gerekli adımların atılmadığı bir gerçekliktir. Bunun tersine tarafların ‘kapsamlı çözüm’ söylemine esir olduğu ve nihayetinde karşılıklı bir suçlama oyununa başvurarak çöküşün sorumluluğunu‘öteki tarafa’ atmaya çalıştığı bir dönemden geçiyoruz. “Kapsamlı” çözümü hararetle savunanların, benzer bir duyarlılığı iki taraf arasında güvenin tesis edilmesinde niçin göstermedikleri ya da gösteremedikleri yeterli düzeyde sorgulanmalıdır. Bu sorgulama yapılmaksızın sağlıklı yeni bir dönemin başlatılması ya da yeni bir girişim yapılsa bile bunun başarıya ulaşması ciddi derecede kuşkuludur. Aynı sorgulama, sorumluluk bilinciyle ve geçmişten ders çıkarmak amacıyla Annan Planı’nın çöküş sürecine kadar uzatılmalıdır. Her önerilen yapıcı adımı, ‘bu kapsamlı çözümün parçasıdır’ diyerek geri çevirmek, kapsamlı çözüm yaklaşımının ciddi bir handikabıdır. Crans Montana’da elde edilen başarısızlık tüm ilgili tarafların başarısızlığı olarak ele alınabilirse çıkış yolunun bulunması kolaylaştırılabilir. Ama şu anda tarafların gösterdiği tepkilere bakıldığı zaman, çıkış yolu oluşturmanın oldukça zor olduğu anlaşılacaktır. Bu zorluk maalesef güven yaratıcı önlemler için de geçerlidir. Eğer Sayın Akıncı’nın seçildiği dönemde yaratılan hava, şu ya da bu şekilde yeniden elde edilebilirse, o ortamda üzerinde ısrarla durulması gereken konu güven yaratıcı önlemler olmalıdır.
SORU: GYÖ’lerin ne gibi avantajları olabilir? Cep telefonları ile ilgili sorun henüz aşılamadı, dolayısıyla GYÖ’lere karşı bazı olumsuz yaklaşımlar var. Ne düşünüyorsunuz?
VURAL: GYÖ’lerin önemi şundan kaynaklanıyor. İlk olarak tarafları işbirliğine yöneltiyor ve her düzeyde iki toplum ilişkilerinin normalleşmesine hizmet ediyor. Yani doğrudan çözümle alakalı etkiler söz konusudur. İki toplum ilişkileri normalleştikçe, daha başka adımların atılması mümkün oluyor. İkincisi, GYÖ’ler çözümsüzlüğün yarattığı psikolojik-ideolojik ortamı dönüştürmeye hizmet ediyor. Üçüncüsü, GYÖ’ler çözüm talebini, sadece teorik, yaşamla bağı olmayan bir söylem olmaktan çıkarıp, güncel yaşamla ilişkilendiriyor. Yani halkı ve yöneticileri çözüm koşullarına hazırlıyor. Halkın önüne binlerce sayfadan oluşan, çoğu zaman ciddi teknik yönler içeren metinler koyarak, bunların kabullenilmesini beklemek, belki de bazıları için kolaya kaçma anlamına da gelmektedir. GYÖ’ler aracılığıyla sağlanacak normalleşme muhtemelen tarafların tutumlarında yeni açılımlara zemin hazırlayacaktır. Bugün birbirine karşıt olan tutumların yerine bir üçüncü yolun da var olduğu, tarafların çeşitli konulara farklı açılardan yaklaşmasının mümkün olduğu anlaşılacaktır.
GYÖ’ler çeşitli nitelikleri itibarıyla birbirinden farklılık gösterebilir. Mobil telefon konusunda öncelikle siyasi bir kararın verilmesi ve uygun bir modelin belirlenmesi gerekiyordu. Bu adım herhangi bir tarafın tek başına atabileceği türden bir adım değildir. Mobil telefon ve benzeri örneklerde siyasi liderler tarafında benimsenen ortak bir siyasi çerçeve olmadan, konunun teknik düzeyde sonuçlandırılması mümkün değildir.
Kıbrıs’ta kalıcı barışı arzulayanların GYÖ’leri ellerinin tersiyle itmeleri, ‘sorunu kapsamlı olarak çözüyoruz, GYÖ’lerle zaman kaybedemeyiz’ türünden söylemleri artık zararlı hale gelmiştir. Bunun terk edilmesi gerekir. Birtakım konuların birbiriyle ilişkilendirilmesi ve bu şekilde müzakere edilmesi anlaşılır bir durumdur ama kapsamlı bir çözüme ulaşmadan çok yakıcı konularda ve özellikle tarafların iyi niyetini ortaya koyacak adımların atılmasından niye kaçınılmaktadır? Örneğin çözümle birlikte Ercan havaalanı uluslararası trafiğe dahil olmayacak mıdır veya kapalı Maraş yasal mülk sahiplerine kapalı kalmaya devam mı edecektir? Kıbrıs sorununda nihai siyasi destinasyona, yani iki bölgeli, iki toplumlu federal bir devlet mantığına uygun olan bu adımlar şimdiden atılabilirse bunun kime zararı vardır?
SORU: Size göre ne gibi konular, içinde bulunduğumuz dönemde GYÖ paketi oluşturabilir? Geçmiş dönemlerde de zaman zaman ortaya gelen Kapalı Maraş karşılığında Mağusa Limanı ve Ercan’nın uluslararası dolaşıma açılması bir GYÖ olabilir mi?
VURAL: GYÖ’ler yaşamın her alanında uygulanabilir. Önemli olan, gidilecek hedefi bilmelerine rağmen, o hedefe doğru hareket etmeyen/edemeyen liderliklerin bu tutumunun sonlandırılmasıdır. Hem resmi çevrelerin bu ‘kapsamlı çözüm’ takıntısından kurtulmaları hem de sivil toplum başta olmak üzere diğer aktörlerin bu sürece aktif olarak dahil olmaları gereklidir. Eğer bahsettiğiniz adımlar atılabilirse, yani kapalı Maraş’ta, Mağusa Limanı’nda ve Ercan’da federal yapıya uygun bir normalleşme sağlanabilirse, iki taraf bu konuda yapıcı bir işbirliği başlatıp sonuçlandırabilirse Kıbrıs sorununun temel dinamikleri değiştirilmiş olur. Yaratılacak olan yeni koşullarda, güçlenen güven ve çözüm dinamikleri nedeniyle barış süreci ciddi bir ivme kazanır, geri dönüş yolları kapatılır yani çıkmaz sokaklar aşılmış olunur.
SORU: GYÖ’ler parça çözümün temelini teşkil eder mi?
VURAL: GYÖ’ler şimdiye kadar tarafların itibar ettikleri ‘kapsamlı çözüm’e olduğu kadar ‘parça parça’ ya da başka bir ifadeyle ‘adım adım çözüm’e de katkıda bulunabilir. Aslında taraflar bazı konularda güven yaratma yönünde başarılı, eksik ve başarısız denemelerde bulunmuşlardır. Örneğin geçiş noktalarının açılması, iki toplum ilişkilerinin normalleşmesi yönünde ciddi bir katkı sundu. Kıbrıs Türk tarafının okullarda okutulan Kıbrıs Tarihi kitaplarını revizyondan geçirmesi, Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıslı Türklerin anayasal haklarını ve AB üyeliğinden kaynaklanan haklarını kullanmalarında gösterdiği sınırlı açılımlar bunlara başlıca örneklerdir. Gerekçesi ne olursa olsun tek yanlı atılan bu adımlar olumlu sonuçlar üretmiştir.
Şimdi tarafların içine girdiği bu çıkmaz sokaktan kurtulmaları için ‘parça parça’ ya da ‘adım adım çözüm’ yönteminden yararlanmaları elbette mümkündür. Zaten bazı konularda taraflar tek yanlı olarak bunu gündeme getirmiş durumdadırlar. Örneğin Kıbrıs Türk tarafının belirli bir süredir mülkiyet meselesini, adını açıkça ifade etmese de, ‘parça çözüm’ mantığıyla ele aldığı bir gerçekliktir. Ama konunun siyasal çerçevesinin eksik bırakılması ve iki tarafın işbirliği yapmaması bu alanda ciddi ilerleme sağlanmasına engel olmaktadır. Adım adım çözümün gerçekleştirilmesi için tarafların önceden elde ettikleri siyasi mutabakatları BMGK kararları temelinde detaylandırmaları gerekmektedir. Eğer siz son 40 yıl boyunca hep federasyonu konuşuyorsanız bunun belli nedenleri vardır. Sizi buna zorlayan gerçeklikler vardır. O nedenle nihai hedef taraflar için çok belirgindir. Doruk Anlaşmaları ve son 10 yılda liderlerin vardığı mutabakatlar detaylandırılırsa tarafların birbirinden o kadar da korkmaması gerektiği anlaşılacaktır. Parça parça çözüm dediğimiz zaman bu tür bir adımı da kastediyoruz.

Emine Davut Yitmen

Scroll to top