femdom-mania.net femdom-scat.net hot-facesitting.com
Mehmet Hasgüler:AB Komisyonu’nun Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri kimse hatırlamıyor Reviewed by Momizat on . Akademisyen-Yazar Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Kıbrıs Sorunu konusunda düzenli olarak duvara toslayan “sosyal bilimciler” ile kendilerine “barış mühendisi” diyen Akademisyen-Yazar Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Kıbrıs Sorunu konusunda düzenli olarak duvara toslayan “sosyal bilimciler” ile kendilerine “barış mühendisi” diyen Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Özel Haberler » Mehmet Hasgüler:AB Komisyonu’nun Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri kimse hatırlamıyor

Mehmet Hasgüler:AB Komisyonu’nun Kıbrıslı Türklere verdiği sözleri kimse hatırlamıyor

Akademisyen-Yazar Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Kıbrıs Sorunu konusunda düzenli olarak duvara toslayan “sosyal bilimciler” ile kendilerine “barış mühendisi” diyen Solcu’lara sert bir dille çatarak “olası Çözüm, bütün bu müzakerelerle beraber en iyi ihtimalle Maraş karşılığı izolasyonların kalkacağı bir değiş tokuştur. O da 10 yıl sürer” dedi…

Kıbrıs Postası’na oldukça çarpıcı değerlendirmeler yapan Hasgüler, İngiliz işgalinin 100’üncü yılında adadaki mevcut durumun 10-15 yıl süren İngiliz sömürge tasfiye sürecine dayandığını anlatarak müzakere ateşi adaya düşmeden hemen önce Güney Kıbrıs’la İngiltere arasında imzalanan yeni Üsler anlaşmasını hatırlattı.

Hasgüler, “İngiltere söz konusu anlaşmayla 200 Kilometre karelik toprağından vazgeçti ve 54 Kilometre kare ile yetindi. Toprağını Güney Kıbrıs’a, yani üyesi olduğu AB’ye vermiş olması ve bu son süreçte sesinin hiç çıkmaması olası Çözümün aslında bütünsel bir çözüm olmayacağına işaret ediyor” dedi.

 

“Maraş’ı verelim’ diyen solcuların rantçılığından şüphe duyduğunu, iyi niyetlerinden açıkça kuşkulandığını” belirten Hasgüler, Kıbrıs sorununun hukuk girdabı içinde çözülemeyeceğine dikkat çekerek “Kuzeyi adam edebileceğimize inandığımız gün Federal Kıbrıs’ı da kurarız öteki türlüsü hayal ve yalan” ifadelerini kullandı.

 

Akademisyen-Yazar Prof. Dr. Mehmet Hasgüler, Kıbrıs Sorununda gelinen süreci Kıbrıs Postası’na özel olarak değerlendirdi…

 

“Sosyal bilimde hayal kırıklığı olmaz. Daha çok uğrarlar…”

 

Kıbrıs Sorunu değerlendirmeleriyle uzmanların bilhassa da sosyal bilimcilerin devamlı surette hayal kırıklığına uğradığına dikkat çeken Akademisyen-Yazar Prof. Dr. Mehmet Hasgüler şöyle konuştu; “Hayal kırıklığına uğrayan Kıbrıs uzmanları var… Bir doktor yanlış teşhisle hastasını öldürse ‘hayal kırıklığına’ mı uğrar?

Bazı uzmanlar hem uzun uzun konuşuyor hem de kalın kalın kitaplar yazıyor ama sonra da ‘hayal kırıklığına’ uğradık diyorlar. Âcizane bir sosyal bilimci olarak ‘sosyal bilimde hayal kırıklığı’ kabul edebileceğim bir şey değil çünkü sukut-u hayale futbol maçına giden taraftarlar uğrar. Tarihi, ideolojiyi, jeopolitiği, sosyolojiyi, dini, kültürü, ya da aktörleri…

 

Bunlardan birini demek ki eksik hesaplıyorsunuz bu kadar ardı ardına hayal kırıklığına uğruyorsanız eğer… Kıbrıs Sorunu, 1959-1960 Antlaşmalarıyla sömürgeciliğin tasfiye edilişi süreciyle beraber, birlikte ele alındığı sürece de daha nice hayal kırıklığıyla yüzleşen sosyal bilimcilerle (belli ki) karşılaşacağız.

Çünkü 1960, 1974, 1983… Bu popüler tarihlerin çok da anlamı yoktur!”

 

Adada İngiltere’nin hikâyesi nasıl başlamıştı

 

“(öncesine gitmek gerek) Osmanlı’dan İngiltere’ye geçiş sürecinde, İngiltere’nin Kıbrıs algısı ne idi? Tüm söyleyeceklerimi özetleyecek bir şey ifade edeyim: ‘Sovyetler yüzünden Kıbrıs Bölündü, Rusya yüzünden birleştirilecek’…

 

Peki, bu ne demektir? 1878’de (Yahudi asıllı) İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli diyor ki: ‘Biz, Hindistan üzerinden bir imparatorluk tasarımı olan Rusya’ya karşı Kıbrıs’ı istiyoruz’…

 

Yani Rus varlığı var ve İngiltere, adayı Batı Asya’nın kilidi olarak görüyor; bu nedenle de ‘Rusya’ya vermeyelim’ diyor. İngiltere’nin Kıbrıs’ta hikâyesi böyle başlar… ve devamla Süveyş Kanalı ve tasarımı var… 1914’te burayı da işgal ederken bu saikle hareket etmiştir. Bizim sosyal bilimciler buna derinlemesine bakmıyor. 1917’te siyasi aktörler ne söyledi? Buna bakılmıyor…”

 

“İngiliz işgalinin 100’üncü yılı geldi, haberiniz yok mu?”

 

“1878-1914 kırılmaları ve sonrasında 2’nci Dünya Savaşıyla beraber gelen sosyal-ekonomik-politik-ideolojik-jeopolitik bir takım dengelere eklemleyerek ve aktörlerin 1959-1960’tan sonra (1878 ve 1914 kırılmalarını da göz ardı etmeden) İngiltere’nin bütün adada kuracağı bir üs değil, belli bir toprak parçası üzerinde kuracağı bir üsse sevk olacak bir tasarıma sahip olduğunu görüyoruz. Ve bu tasarım, 5 Kasım 2014’te 100’üncü yılına giriyor…

Kıbrıs’la ilgili ant-i emperyalist tezleri ifade eden solcularla konuşuyorum ama kimsenin haberi yok 5 Kasım 1914’ten… 100’üncü yıldan… Bu hayret verici bir şey.

 

15 Kasım 2014’te KKTC’nin kuruluşunun 31’inci yıldönümünü kutlayacağımızda aslında 10 gün önce İngiliz işgalinin de 100’üncü yılını tamamlamış olacağız…

 

Meseleye buradan bakmadan konuya ‘iki toplum arasında bir sorunmuş’ gibi bakarsak sürekli duvara toslayan ve elbette ki sürekli hayal kırıklığına uğrayan insanlar olarak gezinmeyi sürdüreceğiz…”

 

“Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran 1959-60 Anlaşmaları ‘eksik ve aksak”

 

Kıbrıs Postası’na değerlendiren Mehmet Hasgüler sözlerini şöyle sürdürdü; “Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran 1959-60 Anlaşmaları o günkü koşullar içinde eksik ve aksak bir tasfiye süreciydi ve verilen bağımsızlıkta eksik ve aksaktı. Çünkü Küba’da (uluslararası literatürde) ‘Küba Krizi’ denen şey patlayınca ‘Castro algısı’ Akdeniz’de ‘Makarios algısına’ dönüştü.

(Şimdi unutuldu ama) Makarios’a ‘Kızıl Papaz’ deniyordu. Bunu söyleyenler Ankara’da Türkçe, Yunanistan’da Yunanca, İngiltere’de ise İngilizce ifade ediyorlardı. Ama esas merkez İngiltere’ydi. İngiltere ve NATO merkezli bir bombardımandı ‘kızıl papaz’…

 

Garantörler ant-i komünizmde birleşti

 

“AKEL de kendi haline göre güçlüydü; Çünkü o dönemde hem Yunanistan’a bağlanmaya hem de (kiliseden icâzet alarak üstelik) kiliseyle bu konuda ortak olmaya hazır bir kominizim vardı adada… Makarios ‘şu kadar milletvekili göstereceksiniz’ diyordu ve komünist AKEL, ‘Kızıl Papazın’ kotasına razı oluyordu ve o sistemle hareket ediliyordu… Nihayet 3 garantör ülke de ant-i komünizmde birleştiler Kıbrıs ‘Kızıl Papazla’ yeni bir Castro adası olmasın diye…”

 

Talat’ın 26 Mart konferansı… “Adeta müzakereleri sabote etmek için”

 

2. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın Güney Kıbrıs’ta uğradığı saldırıyı da değerlendiren Hasgüler şöyle dedi; “…Rumlar EOKA’nın babasını anarak kutluyorlar… Talat, 26 Mart’ta gidiyor ve bu nu hesap edemeden konuşmaya gidiyor. Yani Sayın Talat’ın iyi niyetinden emin olmasam ‘müzakereleri provoke etmeye gitti, diyeceğim. Bu kadar kör göze parmak misali 26 Mart’ta, yani Rumların Helenizm’le yatıp kalktığı gün… 25 Mart’ta esnaf kapalı, tatil… Yani mundar ediyorsun kutlamalarını (onlar açısından) adeta o gün giderek. Bunu, bunları görmediğimiz sürece Kıbrıs Sorununun iç-aktörleri bakımından ne kadar zor olduğunu görüyoruz.

 

Yani hayal kırıklığına uğrayan bu bahsettiğim uzmanlardan bir politikacı olarak akıl alırsanız elbette siz de bir politikacı olarak hayal kırıklığına uğrarsınız. ‘Ben hayal kırıklığına uğradım’ diyen sosyal bilimci dinlenir mi, kitabı satın alınır mı? Takım tutmak mı sosyal bilim… Hala yazıyor ve hala ağlıyorlar…”

 

“Kıbrıs’a biçilen özel rol bence hala sürüyor”

 

Kıbrıs Postası’na oldukça çarpıcı değerlendirmeler yapan Hasgüler, İngiliz işgalinin 100’üncü yılında adadaki mevcut durumun 10-15 yıl süren İngiliz sömürge tasfiye sürecine dayandığını anlatarak müzakere ateşi henüz adaya düşmeden Güney Kıbrıs’la İngiltere arasında imzalanan yeni Üsler anlaşmasını hatırlattı. Hasgüler şöyle dedi; “Sömürgelerin (dünya çapında) tasfiyesiyle o dönemde pek çok ülke bağımsızlığını kazanıyor. Mısır, Hindistan ve sair… Ama Kıbrıs’a böl-yönet neticesi özel bir görev ve rol veriyorlar. İngiltere Başbakanı Benjamin Disraeli’in dediği   ‘Batı Asya’nın anahtarı’ ifadesi bence bugün de hala geçerli…

 

Bugünkü Arap Baharı gözlemlenmezse, Kıbrıs’ın bu ‘baharın’ gölgesinde olduğu görülmezse, yani Arap Baharına nufûz edememiş bir Kıbrıs tasarımı bence çuvallamaya mahkûmdur. Çünkü ada, 10-15 yıllık bir sömürge tasfiye dalgasının bir ürünüdür… Beğenelim beğenmeyelim…

 

“Çözümleme yapmazsak benzer bir rolü verecekler”

 

“…Makarios, Asya Afrika Halkları Konferansı’nda Ortodoks Halkının temsilcisi olarak Endonezya’da bulunmuştur. Orada Kudüs Müftüsü Emin el- Hüseyin de vardı ama Kıbrıs’ta ne müftü ne de siyasi liderlik vardı… Sömürge tasfiye içinde Rumlar –belki doğal olarak- Yunanistan’a bağlanmak istedikleri için biz de İngiliz gölgesi ve yanında durma durumunda kaldık. Ama bununla ilgili bir özeleştiri yapmamak durumunda değiliz… Bu yeni dönemde bu çözümlemeleri yapmazsak bize yine benzer bir rolü biçecekler…”

 

“Maraş’ı verelim’ diyen solcuların rantçılığından şüphe duyarım”

 

“Çözümü salt ekonomik güdülerle, solculuk ve ülkeyi bütünleştirmek adı altında kolay görebilirsiniz belki… Mesela ‘Maraş’ı verelim çözüme katkısı olsun’ diyen solcuların ben, rant elde etmek istemelerinden şüphe duyarım…

24 Nisan 2004’teki en büyük algı ‘AB’ye girelim zenginleşelim’ değil miydi? Şimdi de ‘Maraş’ı verelim işler açılsın’. (çok sever-sayarız arkadaşları) ama konuyla ilgili Mağusa İnsiyatifi diyor ki: ‘Maraş yüzünden Mağusa hayalet oldu’… Doğru ama bunu söyleyip 20 yıldır Maraş-Mağusa’yı yönetmekte olan belediye Başkanına bir şey dememek en azından vicdansızlıktır… Maraş’ın Mağusa tarafı hayalet oldu da Ayia Napa tarafı ne oldu? Maraş yüzünden midir yani tamamen? (şu an gelinen çözüm ivmesinde hidrokarbon argümanıyla da) ana sâikin ekonomik zenginleşme ve yozlaşma olduğunu düşünüyorum”

 

“İyi niyetlerinden açıkça şüphe duyuyorum”

 

“26 Nisan 2004’te AB Komisyonunun verdiği ‘Kıbrıslı Türklerin izolasyonlar altında kalmaması gerektiği’ kararını hiç kimse hatırlamıyor mu? Eğer Maraş, her türlü izolasyonun kalkması pahasına ise kabul ama bunları söylemeden ‘Maraş açılsın’ diyen arkadaşların iyi niyetlerinden açıkça şüpheliyim. Hatta bunun böyle –pazarlık tarzında- konuşulmasından da rahatsızlık duyuyorum. Eğer gerçekten ahlaki, demokratik, gayr-i safi hasılasını birlikte terleyerek yürüteceğimiz bir Federal Kıbrıs için konuşuyorsak…”

 

“Kıbrıs sorunu hukuk girdabı içinde çözülemez”

 

Hasgüler sözlerini şöyle sürdürdü; “2003’te önermiştim: Güney’deki camileri hocalar idare etsin Kuzeydeki kiliseleri de papazlar idare etsin, bu zor değil kolaydır ve güven artırıcıdır’ diye… Maraş’ı vermekten daha kolay, pratik değil mi? İsimleri de adlarını da versinler, koysunlar. Ama ne deniyor ‘orası işgal altında’…

İşte Kıbrıs meselesini böyle hukuk girdabı içine sokarak okumaya başladığınız an çözemezsiniz ve milliyetçiliğe, hatta sıradan faşizme teslim olmuşsunuz demektir.”

 

“Hiç çekinmem: bu tarz solculuk faşizmdir”

 

“Yani, en önemli argümanı olan 1977-79 vurgusunu (iki de bir yapan) hangi solcu olursa olsun ben ona ‘sıradan faşist’ derim, hiç de çekinmem… 79 öncesi de yok onun zihninde sonrası da…

Hem BM şemsiyesine bürüneceksin hem de Kıbrıslı bir Çözüm diyeceksin. O Kıbrıslı bir çözüm değil, güçlünün çözümü olur belki ancak. Yani İngiliz işgalinin 100’ün yılında olduğumuzun bile farkında değilsin sen ama Kıbrıslı bir çözümden söz ediyorsun… Bu topraklar AB’ye girdi mi girdi. Batılı burjuva hukuku içinde Kuzeyi de AB’ye alsınlar madem? Kim itiraz edecek? Güney 1 Mayıs 2004’te AB’ye alınınca ada bölündü işte… Kuzeyi de alarak bunu telafi etsin işte! Türklerin AB’ye alınışıyla burada, Türkiye de AB içinde vizyon kazanır… Birleşik bir Kıbrıs’ın AB’ye girmesinden çok daha kolaydır hukuken Kuzey’in de AB’ye alınarak Türkiye tarafından onay alması…”

 

MYK üyelerinin evinde hizmetçiler…

 

“Adada Kıbrıs Sorunu üzerinden bir Solculuk ve yine Kıbrıs Sorunu üzerinden bir Milliyetçilik tarif ediliyor. Hâlbuki Solculuk ve Sağcılık denen şeyler, insanların toplumsal sınıf ve tabakalaşması üzerinden tarifi gereken bir şeydir… Biz, en az 20 senedir Sol’u sol olarak Sağ’ı sağ olarak neden tarif ettiğimizi bilmiyoruz… Güney’de de aynı; Troyka marifetlerine Komünist Parti’nin söyleyeceği hiçbir şey yoktur çünkü parti MYK’sının içindeki kişilerin evlerinde 3’üncü dünya ülkelerinden insanlardan oluşan hizmetçiler vardır… Böyle komünistler (!) var.”

 

“Kuzeyi adam edebileceğimize inandığımız gün Federal Kıbrıs’ı da kurarız”

 

“Öte yandan sanılıyor ki Federal Kıbrıs’a girildiğinde, birileri Kuzey’deki hantal yapıyı sihirli bir değnekle düzeltecek. Biz insanlar olacağız yine ve kolay mı? Bu belki de ne kadar zor durumda olduğumuzu da afişe edecek. Gelin düzeltelim, elimizdedir derseniz denir ki ‘Türkiye müsaade etmez’… Ben buna inanmıyorum: Bu tamamen kendi kendimizi kandırmanın ve zavallı göstermenin bir aracıdır. Sen bu toplumun geleceği ile ilgili bir şey ortaya koyarsan, kararlılığın gösterirsen Türkiye’de buna ikna olmayacak kimse ama hiç kimse yoktur.

 

Siyasi partiler neden vardır niçin kurulur? Burayı, kuzeyi düzeltebileceğimize, adam edebileceğimize inandığımız gün Federal Kıbrıs’ı da kurarız ama burayı düzeltebileceğimize inanmıyorsak federalizmi asla kuramayız… Öteki türlüsü hayal ve yalan…”

 

“Kıbrıslı Türklerin de Türkiye Açılımı olmalı”

 

“Nasıl ki Türkiye’nin Kürt Açılımı, Ermeni Açılımı, Kafkas açılımı varsa, politikaları varsa Kıbrıslı Türklerin de Türkiye Açılımı olmalı. İnsanların desteğini al, çık ortaya… Perspektif koydun da ortaya ciddiye alan biri mi olmadı sanki…

Büyük bir yalan içinde debelendiğimizi kabul ederek topluma karşı dürüstçe çıkarak ve toplumun da dürüst olmasını isteyeceğimiz doğru yaklaşımları ortaya koymamız gerekli. Buna Kıbrıs Sorunu da dâhildir. 1959-60’ta belirttiğim sömürgecilik tasfiye sürecinde bağımsız devlet olma psikolojisini verecek hiçbir hazırlık yapmadan alel-acele ulus-devlet sahibi yaptılar. Sömürgeyken devlet sahibi olduk ve o devleti Enosis’çi Rumlar ve Taksim’ci Türk elitlere verdiler sonra da Sovyet tehdidiyle böl-yönet politikası…”

 

İngiltere’nin üslerde Katılım Anlaşması ne ifade ediyor?

 

Ortak Açıklama öncesi Güney Kıbrıs ile İngiltere arasında imzalanan ve kamuoyunda bir süre tartışılan Üsler konusundaki Anlaşmanın kritikliğine dikkat çeken Mehmet Hasgüler şöyle konuştu; “Ortak Açıklama’dan çok kısa bir süre önce Anastasiadis gitti ve İngiltere 254 kilometre karelik üsler alanından 54 kilometrekaresi bana yeter dedi. Üs topraklarının satılması kiralanması ile ilgili ses getiren meşhur anlaşmayı kastediyorum. Bu nemana ifade ediyor? İngiltere, Güney Kıbrıs’ı AB üyesi olarak meşruiyetini kabul etti ve yeni bir anlaşma yapmış oldu. Kritik olan şu: Kıbrıs Cumhuriyeti ile olan anlaşmalarını yeni devletle tazeledi. Nikâhı tazeledi… Ne için?

AB üyesi Güney Kıbrıs ile AB üyesi İngiltere, AB toprağı olmayan üs toprağının 200 kilometre karesini AB üyesi Güney’ e bırakarak birliğe toprak katmış oldu. 54’ü kendine kaldı…”

 

“İngiltere AB’ye toprak verdi”

 

“Bu anlaşma birkaç mana taşıyabilir. 1; İngiltere adadaki kendi üslerini 50 yıl ya da 1 asır kadar daha sağlama aldı. 2; İngiltere, Kuzey’e ve Türkiye’ye üstü kapalı olarak “ben bu coğrafyaya bir asırdır yön vermiş, Rusya’nın girmesini engellemiş, Kıbrıs’ı savunmuş koca bir imparatorluk olarak bunu yaparım ve siz de bunu yapabilirsiniz’ mesajını verdi. Ve bunun üzerine Ortak Açıklama ve Müzakereler başlıyor…

 

Bundan hareket ettiğimizde aslında, bu Katılım Anlaşmasıyla İngiltere üstü kapalı olarak Garantörlük Statüsünü de bırakmış oluyor değinmeden -ki daha önce de söylüyordu-. Yani tüm ilgisi 54 kilometre kare ile sınırlı…

 

Böyle midir gerçekten, bunu bilmiyoruz…

 

Bu son süreçte özellikle ABD’nin gönülden destek verdiği Ortak Açıklama ve Müzakereler konusunda acaba İngiltere’nin nerede olduğunu biliyor muyuz? Bilmiyoruz…

 

10 yılda Maraş karşılığı izolasyon değiş tokuşu

 

“Bence işte bu söz konusu anlaşma nedeniyle ve bunun bu anlamları nedeniyle bugünkü Çözüm çabalarında ifade ya da ima edilen ‘uluslararası samimiyet’ şüphelidir… İngiltere’nin müzakere ateşi adaya düşmeden toprağını Güney Kıbrıs’a, yani AB’ye vermiş olması, bu süreçte sesinin hiç çıkmaması çözümün aslında bütünsel bir çözüm olmayacağına işaret ediyor.

 

Bulunacak olan Çözüm, bütün bu müzakerelerle beraber en iyi ihtimalle Maraş karşılığı izolasyonların kalkacağı bir değiş tokuştur. O da uzun bir süre sonra… Erişimi 10 yıl kadar sürecek bir öngörüden söz ediyorum…”

 

AP Sandalyesi ve Kıbrıslı Türk adaylıklar…

 

2004 Haziran’da Avrupa Parlamentosu (AP) için aday olan ve o dönemde bu nedenle “cüzzamlı” muamelesi gördüğünü anlatan Prof. Dr. Mehmet Hasgüler “şimdi AP’ya aday olmak moda oldu” dedi.

 

Mehmet Hasgüler şöyle konuştu; “O dönemde aday olduğumda, sendikacıların en önde gidenleri, akademisyenlerin bu bahsettiğim hayal kırıklığına uğrayanları, Başbakan Mehmet Ali Talat bana cüzzamlı gibi yaklaştılar ve bütün onların basın yayın organları da aynı şekilde… Hatta bu büyük sendikacılar gülünç bir imza kampanyası başlatmışlardı.

10 yıl önce sıfır bütçeyle 700 kadar oy almıştım. Tabi vicdanlı olabilmek nedeniyle ifade etmek isterim: ‘Kuzeyde hiçbir parti, AB’ci YKP dâhil kılını kıpırdatıp, ağzını bile açamamışlardı. Büyük öngörüleri olan hiçbir parti… Şimdi moda oldu aday olmak… Adaylar şimdi çarşaf çarşaf beyanet veriyor. Ben doğrusu konuşamıyordum, bir son dakika Radikal Gazetesi’ne çıktım. İlginçtir Türkiye’den AK Partili milletvekilleri aramışlardı yardım istiyor musun diye bizimkiler yüzüme bile bakmıyordu. Hatta Kuzey’e korka korka geliyordum. ”

Vatan Mehmet

Scroll to top