Kıbrıs sorunu…Yeni şeyler söylemek zamanı… Reviewed by Momizat on . Yusuf Kanlı Ne demiş Mevlâna Celaleddin Rumi? 'Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.' Dün, dünde kaldı. Yusuf Kanlı Ne demiş Mevlâna Celaleddin Rumi? 'Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.' Dün, dünde kaldı. Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Kıbrıs sorunu…Yeni şeyler söylemek zamanı…

Kıbrıs sorunu…Yeni şeyler söylemek zamanı…

Yusuf Kanlı

Ne demiş Mevlâna Celaleddin Rumi? ‘Dünle beraber gitti cancağızım ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.’

Dün, dünde kaldı. Dün dünde kaldı ama dünkü değerlendirmeler hatırlanarak yeni şeyler söylemek lazım. Çok değil, 5 Temmuz’u 6 Temmuz’a bağlayan gece, Crans Montana kasabasında İsviçre’nin bir toplantı vardı. Hatırladınız mı?

Adeta isyan ediyordu duruma ‘Kıbrıs Türk lideri’ unvanıyla masada oturan Mustafa Akıncı. ‘Farz edin ki bu akşam bir şeyler oldu, Rum tarafı kabul etti. Eğer bu kafa yapısını değiştirmezler ise, ki değiştirmeyecekleri belli, varılacak çözümü nasıl yaşatacağız’ diye sordu Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e…

Akıncı’nın şikâyeti ‘Rum toplum lideri’ sıfatıyla masaya oturan ama ‘Kıbrıs Cumhurbaşkanı’ olduğunu ve bundan ödün vermeyeceğini kafasına koyan Nikos Anastasiades’in tavırlarıydı. Her ne kadar Kıbrıs Türk baş görüşmeci Özdil Nami her fırsatta ‘Çözüme çok yakınız’ diye beyanatlarda bulunsa da, Akıncı bunalmıştı artık Nikos’un sabah ‘dönüşümlü başkanlığa evet’ ancak akşam ‘Olur mu öyle şey? Ben kabul etsem de halkıma kabul ettiremem’ ikircikliğiyle izah edilebilecek, aldatmaca ve ayak oyunu üzerine kurulu görüşme taktiğinden.

Temmuz ayı içerisinde Nikos ile Espen Barth Eide’nin görüşme tutanağı sızdırıldı basına çoktan. Amaç belli. Nikos bir yandan sol oyları alma umuduyla hemen görüşmelere hazır olduğunu, kalındığı yerden devam edilmesini istiyor ya, o belgelerde açıkça istediği her şeyi almasına rağmen nasıl federasyonu reddettiği açıkça sergileniyor. Yani karşıtları, Rum halkının çözüm taraftarı olan kesiminin propagandaya kanmamasını, Nikos’un aslında en katı federasyon karşıtı olduğunu sergilemek istiyorlar. Haklı mı bu arkadaşlar? Doğrusu haklılar.

Nikos ne diyor? Türkiye garantörlüğün bitmesini, askerlerini çekmesini kabul etmedi, görüşmeler çöktü. Maalesef yalan. Türkiye bunları nasıl kabul etti, hangi kafayla böyle hareketlerde bulundu bilemem. Ama, yazılı olmasa da gerek Akıncı gerekse Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun anlaşma olursa ‘birinci gün’ garanti anlaşmasının sona ereceğini, Türkiye’nin tek taraflı müdahale hakkından vaz geçeceğini, ayrıca adadaki askerlerini 1960 İttifak Anlaşması seviyesine (650 Türk, 950 Yunan) çekeceğini vaat etmişler, BM de not etmiş. Nikos yazılı istemiş, Akıncı ve Çavuşoğlu ise ‘her şey imza altına alınırken, önce olmaz’ demişler.

Beki imza atılmasını engelleyen ne? Nikos’un siyasi eşitliği, başkanlığın rotasyonunu kabul etmemesi…

Kısaca, dünü hatırlayalım ama dünün dünde kalması gerektiğini unutmayalım. Dünde kalan bir şey de bizdeki romantik federasyon taraftarı solcu arkadaşlar da üzülmesinler, maalesef federasyon çözümüdür. Olmadı ve olmayacak be annem. Israr etmeyin. Israr sadece daha fazla acı getirir.

Bakın, Ankara ne diyor, bir dinleyin. 6 Temmuz’dan bu yana Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bir şey dediler mi hiç Kıbrıs çözüm fikri hakkında? Yok. En son söylediklerinin tekrarı haricinde, o da nadiren. Ne demişlerdi peki 6 Temmuz’da? ‘Bu iş buraya kadar. Federal çözüm öldü. Artık başka çözüm fikirleri üzerinde durmak lazım.’

Gelinen nokta o. İster konfederasyon ister iki devletli ister başka bir çözüm fikri… Artık yeni fikirler geliştirmeli, yeni uzlaşılar aramalıyız. Bunun için iki tarafın entelektüellerinden oluşacak bir konferans, bir ikinci kanal diplomatik çaba ortaya konmalı, yeni hedefler tespit edilip siyasete katkıda bulunulmalıdır.

Yaşanılan tüm hezimete rağmen Özdil Nami ve Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin romantik federasyoncu ve diğer sol cenah mensupları ile teslimiyetçi sendikaların Ruma köle olma takıntılarını anlamak mümkün değil. İşin çivisi çıkmış. Siyaset konu yokluğundan olacak başbakanın aşk hayatı üzerinde polemiklere yoğunlaşırken, acayip işler oluyor. Bir öğretmen sendikasının gidip Rum tarafıyla babası veya anası Kıbrıs Türkü olan ve Kıbrıs’ta doğan çocuklara vatandaşlık verilmesini görüşmesi gibi hadsizliklere izin verilmemesi gerekmez mi?

Zaman geç değil. 7 Ocak seçimlerine daha haftalar var. Kıbrıs Türk halkı hangi partinin ne gibi çözüm istediğini bilmeyi hak etmiyor mu? Partiler niye abesle iştigal edip, bel altı vuruşlarla siyaset etme yerine halkın gündemine, davanın akametine yoğunlaşıp çözüm üretmeye çalışmıyorlar?

Mesele iki katmanlıdır. Birinci boyutta ne çözüm öngördüğünü anlatmalı partiler. İkinci boyutta ise, çözüm olsun veya olmasın KKTC’nin devletin, kamu sektörünün yeniden yapılanması sorunu dahil ciddi konular vardır. Partilerimiz bu konularda ne düşünüyorlar? Siyaset hala daha ‘bana ne verilecek’ ya da ‘bizim oğlana, kıza, komşunun kızına iş’ aymazlığında mı yapılacak?

Bir valize ne sığar ki?

Dostum, kardeşim Kutlay Saraçoğlu önayak oldu, herhalde 15-16 kişilik bir grup oluşturduk, Ankara Sanat Tiyatrosu’na misafir olduk cumartesi akşamı.

Tiyatro bu topraklara geç geldi. Çoğu siyasi şartların mecburiyetiyle emniyeti yurt dışına kaçmakta bulan Türk aydınlarının bürokratların, bakanların ve hatta sarayın ve mutlak hükümdarların rahatça eleştirildiği, yerildiği ve dahi arada bir de galiz laflara muhatap olduğu bu ‘temaşa sanatını’ çok sevdiler. Toplum bu şekilde tansiyonunu boşaltabilir ise hem yönetim daha kolaylaşır hem de eleştiriler yönetimin düzeltme yapma imkânı bulmasına yardım eder gibi romantik bir düşünceye kapıldılar.

Öncesinde bu topraklarda, genelde hikâye anlatımına dayanan, meddah, kukla, Karagöz-Hacivat, orta oyunu gibi dramatik içerik taşıyan bir yerel tiyatro kültüründen bahsedebilsek bile, ancak Tanzimat ile bu topraklar tiyatro ile tanıştı. Tanıştıktan sonra da uzun müddet Rum ve Ermeni azınlıklara ait bir sanat gibi de devam etti.

Tabii ki ‘Türk tiyatrosunun valizine de ne sığar ki’ deyip bir gün bu konuya yoğunlaşmak güzel olacaktır. Ama konumuz azıcık farklı bugün.

Ben, yaşadığı kayıpların verdiği büyük acılar yanı sıra, bir nesilde üç kez kendi vatanında yer değiştirmek zorunda kalan, bu göçler dolayısıyla büyük ıstırap çeken bir halkın evladıyım. Doğrudur, ganimet kültürü ile yozlaşan, ahlaksızlaşan, kolay yoldan varlığa kavuşmak gibi bazı anomaliler de getirdi bu zoraki hep ayakta geçen yakın geçmiş, bir türlü sakinleşemeyen, yarını görmeye imkân vermeyen bugün.

Sorardım küçük bir çocukken ‘Niye Ömer ve ailesi Kazafana’da değil de burada, çadırda yaşıyorlar?’ diye. Evet, Ömer ve arkadaşlığı büyük nimetti. Şahane bir arkadaştı. Ama, niye buradaydı sorusuna cevap veremiyordu küçücük algım. Kazafana’nın boşaltılan 103 Kıbrıs Türk köyünden birisi olduğunu yıllar sonra öğrenmiştim.

Sonra, 1974’ün üstünden neredeyse bir yıl geçtikten sonra zeytinyağı almaya gittiğim bakkaldan dönüşümde niye annemi ağlarken bulmuştum? Çok şükür paramız vardı, yağ alabiliyorduk. Niye ağlıyordu ki? Bilemezdim o günler ayrıştırmayı mutfakta kullanılan yağın kilerdeki yağ küpünden mi geldiğini, bakkaldan mı satın alındığını. Ama, ailemin zeytinlikleri, yağ fabrikaları vardı ve 1974’de Rum kesiminde kalınca hepsi, evdeki küp de boşalınca artık bakkaldan tedarik etme durumundaydık bir zamanlar eşe dosta bedava dağıttığımız, bolca üretip sattığımız zeytin yağını… Çocuktum, anlayamazdım o gözlerden akanın geçmiş ve tekrar yakalanmasının ümit edilemediği yaşama ağıt olduğunu.

Gözlerimden yaşlar boşandı kısacık oyun boyunca. Anlatılan benin hikayem değil. 1920’lerden kalan başka bir acılı insan travması, Türk-Yunan mübadelesi. Çok eksik belki. Sadece Rum gözüyle anlatılıyor yaşanan büyük acı. ‘Türk tiyatrosu olur mu?’ demeyin. Her ülkenin aynası olmalıdır tiyatro. Toprağından kopartılarak Anadolu’ya, Ege’ye, çoğunlukla Anadolu’dan kotartılıp Yunanistan’a göç ettirilen Rum nüfusun yerine yerleştirilen adalılar, Trakyalılar, Selanikliler… Nerede onların yaşadığı büyük dram?

Yeşim Dorman’ın kalemine, sanatına şükran. Mehmet Uluşoy, Hakan Güven, Bülent Yıldıran üstatlara, Nalan Güreş Demirel, Sinem İslamoğlu, Yıldırım Şimşek, Çağlar Deniz ve orkestradaki Ali Azapçı, Hazer Erdoğan, Savaş Sami Kündüroğlu, danslarıyla Yeliz Savaş Dingler ile dekor için Arda Güler, ışık düzeni için Yüksel Aymaz ve diğer emeği geçen tüm sanatçılara teşekkürler.

Oyun sonunda duygularımızı ve takdirimizi sadece gözlerdeki yaşlarla değil, ayakta alkışlayarak de sergilediğimiz bu oyunu herkese tavsiye ederim.

Star Kıbrıs

Scroll to top