- AB Haber - http://www.abhaber.com -

Kıbrıs Sorunu ve Türkiye-AB İlişkileri

Kıbrıs, son elli yılın en önemli uluslararası sorunlarından biridir. Bu sorunda iki ayrı tarafın olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bir tarafta Kıbrıslı Türkler ve Türkiye diğer tarafta ise Rum Kesimi Yunanistan ve Avrupa Birliği yer almaktadır.

Türkiye’nin batıya dönük siyaseti Avrupa Birliği’ne üyelik amacı olarak ortaya çıkmış, yaklaşık yarım asırdır uluslararası siyaset bu amaca uygun olarak şekillendirilmiştir. Fakat bu süreçte karşılaştığı en büyük sorunlardan biri hiç kuşkusuz Kıbrıs sorunudur. Bu bağlamda, Kıbrıs sorununun Türkiye’nin birliğe üyeliğini nasıl etkilediği ortaya konulmak istenmiştir.

1960 yılında oluşturulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yapısı, adada ki Rumların ve Türklerin büyük oranda kendiişlerini kendilerinin düzenlemeleri ve ayrı varlıklarını korumaları temelinde bir arada yaşamalarını öngören bir yapıydı. Fakat yapının işlemediğini gören Rumların, değişiklik tekliflerini kabul etmeyen Türklere karşı şiddete başvurmaları, sistemin yıkılmasına ve Kıbrıslı Türklerin adanın belli kısımlarına sıkışmış bir şekilde varlıklarını devam ettirmek için kendi yapılarını oluşturmalarına neden olmuştur.1964-1974 arasında Yunan ve Kıbrıslı Rum yöneticiler arasında yaşanan bağımsızlığın Yunanistan’a bağlanması mücadelesi Temmuz 1974’te Kıbrıs’ta Yunan cuntası destekli bir darbeyle zirve noktasına ulaşınca Türkiye, Kıbrıs’ta zaten yıkılmış olan sistemin tamamen Yunanistan’ın kontrolü altına girmesini engellemek için askeri müdahalede bulunmuştur. Sonrasında toplumlar arası görüşmeler bir çözüm üretemeyince Kıbrıslı Türkler, başlangıçtaki gibi Rumlarla tekrar eşit konuma gelebilmek için önce gelecekteki federasyonun kendilerine ait kısımlarını oluşturmuşlar, daha sonra da bağımsız devletlerini ilan etmişlerdir.[1]

Avrupa Birliği’ni oluşturan Batı Avrupa devletleri,1964 yılında Kıbrıs’ta ki sistemin Rumların şiddet olaylarıyla yıkılmasına ve Türklerin sistemden dışlanarak Rumlardan ayrı bir şekilde asgari hayat koşullarında yaşamak zorunda kalmalarına sessiz kalmışlardır. Bu durum AET tarafından Kıbrıs’ın iç sorunu olarak görülmüş, AET’nin buna müdahale edemeyeceği dile getirilmiştir.[2]Fakat 1974 yılında “enosis” tehlikesi karşısında Türkiye’nin gerçekleştirdiği askeri harekâtı Kıbrıs’ı bölen işgal altına sokan bir dış müdahale olarak algılamışlardır. 1974 yılına kadar Kıbrıs sorunu ile yakından ilgilenmeyen AET üyelerinin 1974 müdahalesinden sonra müdahaleyi kınayan bir “ortak görüş” yayınlamıştır. AB tarafından bu durum; “Kıbrıs’taki durum sadece Yunanistan’ı değil bütün Avrupa’yı ve bütün dünyayı ilgilendirmektedir.” şeklinde ifade edilmiştir.[3]

Yunanistan’ın 1981 yılında AT’ ye üye olması ile Kıbrıs sorunu AT’nin iç sorunlarından biri haline gelmeye başlamıştır. Bu tarihten itibaren Yunanistan, üyeliği sayesinde AB kurumlarını Kıbrıs Rum tarafı lehine kararlar almaya zorlamıştır. Türkiye ile Kıbrıs sorunun ilişkilendirilmesi 1987 yılında Türkiye’nin AT’ ye tam üyelik başvurusunda bulunduğu döneme rastlamaktadır.[4]Yunanistan AB karar alma mekanizmasının içinde olma avantajını kullanarak AB ile Türkiye arasındaki her yeni gelişmeyi Kıbrıs sorununun çözümüne bağlamaya çalışmıştır.

Kıbrıs Rum Kesimi’nin 1990’daki üyelik başvurusunun 1993 yılında olumlu karşılanması ile Kıbrıs sorunu nitelik değiştirerek “Avrupalılaşma”ya başlamıştır.[5] Kıbrıs Rum Kesimi 1990 yılında üyelik başvurusunda bulunduğunda Türkiye ve KKTC bu başvurunun hukuki temelde yoksun ve geçersiz olduğunu belirtmişlerdir. KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş ise 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı bir yapı olduğunu dolayısıyla Kıbrıs Türk toplumunu temsil etmeyen Kıbrıs Rum Yönetiminin iki toplum adına üyelik başvurusunda bulunamayacağını vurgulamıştır.[6].

Güney Kıbrıs tüm ada adına tam üyelik başvurusunda bulunmasının ardından ve Türkiye-AB ilişkilerinin Gümrük Birliği doğrultusunda gelişmeye başlaması ile birlikte, Kıbrıs sorununun hangi yönde ilerleyeceğinin sinyalleri AB Zirvelerinde alınan kararlarla kendini göstermeye başlamıştır. AB-Türkiye Gümrük Birliği müzakerelerinin pazarlık unsuru olarak kullanıldığı 1994 Korfu Zirvesi kararları Yunanistan’ın veto tehdidi ışığında gerçekleşmiştir. Yunanistan, Kıbrıs ile müzakerelere başlanması için kabul edilebilir bir tarih verilmedikçe Türkiye’nin GB üyeliğine onay vermeyeceğini açıklamıştır.[7] Avrupa Komisyonu 16 Haziran 1997 tarihinde Gündem 2000 adlı bir belge yayınlamıştır. Bu belgede AB’nin gelecek dönemdeki güçlenme ve genişleme stratejisi ortaya konmaktadır. 1997 yılı sonunda gerçekleştirilen Lüksemburg Zirvesi’nde Gündem 2000 kapsamında genişlemeye yönelik tavsiyelerin görüşülüp kabul edilmiş ve beş ülkenin yanı sıra Kıbrıs ile de müzakerelerin başlayacağı bildirilmiştir.[8] Avrupa Komisyonu’nun 16 Temmuz 1997 yılında hazırladığı ve genişlemeye dair stratejilerin ele alındığı ‘Gündem 2000’ Raporu’nun Türkiye’yi genişleme kapsamına almaması ve 12–13 Aralık 1997 Lüksemburg AB Konseyi Zirvesi’nde, Türkiye’nin adaylığının teyit edilmemesi üzerine, Türkiye’nin tepkisi AB ile siyasi diyalogu kesme yönünde olmuş; AB ile siyasi ilişkiler askıya alınmıştır.[9]10-11 Aralık tarihinde Helsinki Zirvesi’nde alınan kararlar doğrultusunda Türkiye’nin aday ülke statüsünü kazanması ile birlikte Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler dönüm noktası teşkil etmektedir.[10] Helsinki kararları incelendiğinde “Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda çözüm önerilerini sonuca ulaştıracak adımlar atmazsa, AB sorunu Türkiye’nin kabul edeceği biçimde çözülmesini beklemeden Güney Kıbrıs’ın üyeliğine evet diyecektir” sonucu çıkmaktadır. AB’nin Kıbrıs sorununu Türkiye’nin önüne bir şart gibi koyma eğilimi,8 Kasım 2000 Katılım Ortaklığı Belgesinde de açıkça belli olmaktadır.[11] Helsinki Zirvesi’nden sonra Türkiye’nin AB üyeliğinin Kıbrıs sorununun çözülmesi halinde mümkün olabileceği belirtilmiştir. AB’nin Aralık 2002’deki Kopenhag Zirvesi’nde de belirtildiği gibi bir çözüme ulaşılması halinde AB, Kıbrıs’ın üyeliğine Kıbrıslı Türkler bağlamında karar verecek, ancak çözümün olmaması halinde ise Kıbrıslı Türklerin birliğe katılma süreçleri askıya alınacaktı. Nitekim sorunu çözmeye yönelik en kapsamlı girişim olan Annan Planı’nın 24 Nisan 2004’teki referandum ile Kıbrıslı Rumların çoğunluğu tarafından reddedilmesinden sonra 1 Mayıs 2004’te sadece Kıbrıslı Rumlar “Kıbrıs Cumhuriyeti” adı altında AB üyesi olmuştur. Rum Yönetiminin üyeliği büyük bir hata olarak algılanmış Türkiye bunu engellemek için gerekli önlemleri almamıştır. 1 Mayıs 2004 tarihinde GKRY’nin AB’ye üye olmasıyla Kıbrıs sorununun, TR-AB arasındaki ilişkileri etkileyici bir sorun olduğu da kanıtlanmış oldu. Çünkü Rum yönetimi Kıbrıs sorununun çözümlenmediği ve Türk limanlarının kendilerine açılmadığı sürece Türkiye’nin AB üyeliğini veto edecekti. BM genel sekreteri Kofi Annan: “Türkiye`nin hala AB üyeliği için çalıştığı sırada Birliğe 2004`te Kıbrıs Rum kesiminin girmesinin, Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili süreci daha da zorlaştırdığını” söylemiştir.[12]Türkiye Kıbrıs politikasını Helsinki Zirvesi kararlarına uygun olarak değiştirmiş, AB yanlısı bir strateji izlemiştir: Her ne kadar Kıbrıslı Rumların referandumda ret etmeleri nedeniyle Annan Planı uygulanmamışsa da, Türkiye’nin AB’ye uyumlu dış politikası, tam üyelik müzakerelerine başlamak için 17 Aralık 2004’te tarih almasında ve en nihayetinde 3 Ekim 2005’te başlamasında anahtar rol oynamıştır.[13] Fakat 3 Ekim 2005 tarihinde başlayan müzakere süreci, 15 Aralık 2006 tarihinde Türkiye’nin Gümrük Birliğinden kaynaklanan yükümlülüklerinin Güney Kıbrıs’a karşı yerine getirilmemesi nedeniyle askıya alınmıştır. Bugün gelinen nokta da ise Rum Yönetimi AB’ye üye olmasının avantajını Türkiye’ye karşı koz olarak uygulamaktadır. Türkiye, GKRY’ Kıbrıs Cumhuriyeti’nin meşru hükümeti olarak tanınması için AB tarafından baskı altına alınmaktadır.

Sonuç olarak; Kıbrıs sorunu aslında AB tarafından ilk başlarda ilgilenilmesi gereken bir sorun olarak görülmemiş, oysa 1974 harekâtından ve 1990 da Kıbrıs Rum Yönetiminin AT’ye tam üyelik için başvurusundan sonra Kıbrıs sorunu AB’nin kendi iç sorunu haline getirilmiştir. Kıbrıs Sorunu, GKRY’nin 4 Temmuz 1990’da Kıbrıs Cumhuriyeti adı altında AB’ye tam üyelik başvurusunda bulunması ve AB komisyonun olumlu görüşünün ardından AB’nin bir aktör olarak devreye girmesi ile birlikte yepyeni bir boyut kazanmış; Kıbrıs sorunu “Avrupalılaşmış”tır. GKRY’nin 2004 yılında AB’ye üye olmasıyla birlikte Türkiye’ye karşı bir önkoşul haline gelmiştir. Rum-Yunan ikilisinin etkili propagandaları ve veto tehdidi nedeniyle de Türkiye-AB ilişkilerini etkileyen en önemli sorunlar arasında görülmektedir.

Ömer Talu

Başkent Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

 

http://www.tuicakademi.org/index.php/turk-dis-politikasi/1667-kibris-sorunu-ve-turkiye-ab-iliskileri