Kıbrıs sorunu…“Statüko aşağı statüko yukarı”! Reviewed by Momizat on . Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER “Kıbrıslılar oturan insanlardır.” Kim demiş bunu? İskoç yazar Patrick Balfour, nam-ı diğer Lord Kinross. 1949 sonlarında Lapta’da üç a Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER “Kıbrıslılar oturan insanlardır.” Kim demiş bunu? İskoç yazar Patrick Balfour, nam-ı diğer Lord Kinross. 1949 sonlarında Lapta’da üç a Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Kıbrıs sorunu…“Statüko aşağı statüko yukarı”!

Kıbrıs sorunu…“Statüko aşağı statüko yukarı”!

Prof. Dr. Mehmet HASGÜLER

“Kıbrıslılar oturan insanlardır.” Kim demiş bunu? İskoç yazar Patrick Balfour, nam-ı diğer Lord Kinross. 1949 sonlarında Lapta’da üç ay kadar vakit geçirdikten sonra kaleme aldığı anılarında Kıbrıslıları böyle tarif etmiş. Dediğine bakılırsa; oturmak, biz Kıbrıslılar için başlı başına bir meşguliyetmiş. Haklı olabilir. Ve otururken gördüğü o Kıbrıslılar, arada birbirleriyle sohbet etseler de çoğunlukla suskun olurlarmış. İşte buna inanmak biraz güç ama neyse! Belki de insanlar o yaklaşınca muhabbeti kesiveriyorlardı. Devir İngiliz devri, ne bilsinler bu ortalıkta dolaşan adam da kim? Arkasından kim bilir neler konuşulurdu? Hatırlayalım, Mağusa’daki sürgün günlerinde en çok neyden şikayetçiydi Namık Kemal? Sivrisineklerden ve Kıbrıslıların dedikoduculuğundan…
Statüko ne ola ki?
Kinross’un hasır kahvehane sandalyelerinde otururken gördüğü o Kıbrıslılar hangi mevzulardan konuşurlardı acaba? Havadan, sudan, hayattan, işten, güçten vesaire… Ve muhtemelen İngiliz yönetiminden. O yönetime dair şikayetlerinden… Acaba o zamanın insanları da politika tartışırken şimdi olduğu gibi içinde bolca “statüko” geçen cümleler kurarlar mıydı? Kinross bugün dolaşsa Kıbrıs’ta; “Ne konuştuklarını anlamasam da hararetli konuşmaların içinde sürekli ‘statüko’ sözcüğünü duyardım” diye not düşerdi muhtemelen. Artık evden çıkıp dolaşmasına da gerek yok olmazı. Açardı yerel televizyon kanallarını, dinlerdi tartışmaları: Statüko yukarı, statüko aşağı…
Statüko ya da latince aslıyla status quo. Politik sohbetlerimizin değişmez kelimesi. Kestirmeden gidersek; sosyal durumda bir değişiklik istememeyi anlatır. Süregelen düzenin korunması durumu… Rahmetli Özker Hoca’dan söylersek; “sürer durum” … Statükocu da süregelen durumu korumaya meyilli olan demek oluyor. Kısacası değişime direnen…
Etrafımıza baktığımızda herkesin statükodan mutlaka bir derdi, gailesi var. Ama, iş değişime geldiğinde ise ortada kimse kalmıyor… Ve statüko ile kast edilen ne varsa bizim dışımızda aranıyor. Oysa statüko bu ülkede çok katmanlı ve insan ilişkilerinde içselleştirilmiş bir duruma da tekabül ediyor… Yani içimizde yaşıyor.
Ada statükosu…
İçimizdeki statükoyu öldürememiş olmamızın sebebi en başta Adalı karakterimizde yatıyor olabilir. Ada içinde olmanın getirdiği genel sosyal – psikolojik – fizyolojik -ekonomik veçhelerin statükoya yansıyan boyutları da ayrıca incelenmeye değerdir… Ada insanı aslında muhafazakardır ve mevcudu koruma konusunda birçok reflekse sahiptir… Bu statükonun geleneklerimizle örtüşen boyutu… Yani Ada’ya doğanların doğarken edindikleri en önemli kültürel kodun adı statüko… Yani Adalı demek, değişime direnen demektir aynı zamanda.
İkinci ve belki de daha mühim tarafı ise şudur: Statükonun bir politika olması. Burada biraz durmak lazım… Öyle ki bu politika, uluslararası siyasal dengeleri ve var olan yapıyı korumayı arzulayan bir dizi fikir demeti…
Ama, KKTC’yle sınırlı bir statüko tarifiyle yetinmek de meseleyi çok basite indirgemektir… Sonuçta, KKTC uluslararası ve bölgesel dengelerin içinde oluşan bir yapıdır… KKTC’deki statükoyu sadece buradaki Türk askerinin uzun yıllardır “gayri meşru” biçimde bulunuyor olmasına atıf yaparak anlamak meselenin basit bir yönüne denk geliyor… Zaten konu bu yönüyle sınırlı olsaydı bu iş çoktan yıkılır giderdi… Onun için KKTC’nin oturduğu esas dinamiklere bakmak gerekir…
Statükonun asıl dinamikleri
KKTC’yi 1964’te BM’nin Barış Gücü askerlerinin adaya geçici olarak gelmesini sağlayan kararından ve Barış Gücü’nün 52 yıldır burada nahoş biçimde bulunmasından kopuk okumak statükoyu temellendiren önemli bir referansı gözden kaçırmayı ve meseleyi eksik anlamayı getirir… Yani statükonun bir katmanını BM Barış Gücü askerlerinin Kıbrıs’ta aralıksız biçimde görev yapması ve dahası bunun hiç tartışılmaması oluşturuyor… KKTC statükosu anlamlandırılmak isteniyorsa mutlaka yanına “BM Barış Gücü Statükosu” konulmalıdır… Bu ikincisini koyduğumuzda zaten BM’deki 5 büyükler de bu işe dahil olurlar…
Üçüncü ve diğer bir katmana gelince. O da aslında KKTC’nin simetriği olan ve BM Barış Gücü askerlerinin ülkede bulunmasını resmen sağlayan Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti ve onun oluşturduğu statüko…
Güney Kıbrıs statükosu “legal” olmasına rağmen KKTC’nin simetriğidir… Güney’de her gün propaganda edilerek Kıbrıs Rumlarına şırınga edilen “işgal rejimi” söylemi aslında inşa edilen “Üçüncü Statüko” katmanına işaret etmektedir…
Statükonun esas kaynağı
Bu üç statükonun bir de anası vardır… O da hepimizin bildiği gibi Birleşik Krallık’ın Ada üzerindeki egemen askeri üsleriyle izah edilebilmektedir ve aslında Kıbrıs’taki statükonun uluslararası boyutuna işaret etmektedir… Bunun yanına AB’yi koymak gayet mümkündür… Dilerseniz bu dördüncü statükonun yanına Türkiye ve Yunanistan’ı da katabiliriz… Dolayısıyla statüko yıkılmalı derken bu güçlerin ortaya çıkardığı bu tabloya tekrardan bakmakta fayda vardır…
Statükonun bu kadar güçlü olduğu bir coğrafyada onu yıkmak Don Kişotvari bir mücadele gerektireceğinden bunu yapmak bana imkansıza yakın görünüyor… Hele doğarken Adalı kültürel kodlarımızın zaten bizi statükocu yaptığını başta teslim ettiğimize göre…
Biz gene Lord Kinross’a dönersek. Diyor ki kendisi; “Kıbrıs’ı bilmek için tarihini bilmek gerekir. Bu tarih Kıbrıslıların kendi tarihi değildir.” Ve sonra Mısırlılardan Asurlulara, Bizanslılardan İngilizlere, bu adadan gelip geçenleri sayıyor. Kıbrıs tarihinin aslında stratejik ya da ticari amaçlarla gelip adayı fetih ya da kolonize edenlerin tarihi olduğunu söylüyor. Kıbrıslılar bu tarihin neresinde mi? Baştan aktarmıştık: Oturup bakan kısmında.
O yüzden bakmayın siz söylenenlere. Biz bu statükoyu galiba çok seviyoruz…

Kıbrıs

Scroll to top