- AB Haber - http://www.abhaber.com -

Her şey vize serbestisi için

AKP yargı reformundan sonra yeni bir insan hakları eylem planı hazırlıyor. Peki neden? Bu hamleler inandırıcı mı? Gazeteci Banu Güven DW Türkçe’de yazdı.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik çok iddialı konuştu. Yeni bir insan hakları eylem planından söz edip, “İktidarlarımız dönemine damgasını vuracak işlerden bir tanesi olacak” dedi. Sen kalk herkesi terörist ilan et, seçilmiş milletvekillerini, belediye başkanlarını, senin antidemokratik siyaset şeklini eleştiren kim varsa, öğrencisinden sivil toplumcusuna kadar, hepsini içeriye at, Cumhurbaşkanı’nı eleştirene davayı daya, memleketi dünyanın en büyük gazeteci hapishanesine çevir, insan kaçır, işkence yap, eski suç ortağınla tutuştuğun kavgadan istifade ekmeklerinden ettiğin KHK’lıların toplanma hakkını bile ellerinden al, sonra de ki, “İnsan hakları eylem planımız iktidarlarımız dönemine damgasını vuracak!”

AKP iktidarları dönemine damgasını vuran bir şey varsa o da hukuksuzluktur! Ne yaparsanız yapın, bunu itiraf etmeden, mağdur ettiğiniz milyonlardan özür dilemeden ve zararlarını tazmin etmeden aklanamazsınız. Terörle mücadele adı altında yapılanlar, yapılmasına göz yumulanlar, cezasızlık uygulamasına tam gaz devam edilmesi, faili meçhul, ama aslında malum olanlarla ilgili davaların birer birer takipsizliğe uğraması, hepsi sizin döneminizde oldu.

İnsan kaçırma ve işkence

Sizin iktidarlarınız döneminde beyaz Toros gitti, yerine siyah Transporter geldi. Bu araçlarla onlarca kişi kaçırıldı. Aylar sonra sanki yeni teslim ediliyormuşçasına polise havale edilenlerin anlattıklarına göre, feci işkence gördü bu insanlar. Yani sizin iktidarlarınız döneminde sistematik işkence yapan timler ortaya çıktı. Haberiniz yoksa, Gökçer Tahincioğlu’nun T24’te 16 Haziran’da yazdığı “İki Ayten, Tek Devlet” yazısını okuyun bir zahmet. Bir bölümünü aktarayım. Ayten Öztürk anlatıyor: “Gizli bir yerde, ‘Biz devletiz’ diyen kişiler tarafından gayri resmi biçimde 6 ay boyunca alıkonularak işkence gördüm… Gözaltına alındığım yerde süngerli bir odaya alınıp zorla çırılçıplak soyuldum. Ellerim arkada kelepçeli, gözlerim bağlıydı. ‘Konuşmazsan, yıllarca burada tutarız. Vücut bütünlüğüne zarar vermeyiz. Organ nakli dahi yapabilecek imkânımız var. Bizi devlet yetiştirdi. Ölmek için yalvarırsın. Profesyoneliz, burası başka yere benzemez’ dediler… ‘Burada onur, edep, ahlak yok. Burası cehennemin dibi. Burada Allah, avukatlar, mahkeme yok, biz varız’ diyorlardı…”

Ayten Öztürk, Lübnan’dan Türkiye’ye iade edildikten sonra tutulduğu bu özel merkezde elektrikli, coplu ve askılı işkence gördü. Neden sonra Ankara’da Gölbaşı’nda bir minibüsten indirilip polise havale edilmişti.

Onun gibi aylar sonra ortaya çıkan dört kişi vardı. Gülen bağlantısı şüphesiyle kamu görevlerinden ihraç edilen Salim Zeybek, Erkan Irmak, Yasin Ugan ve Özgür Kaya kaçırıldıktan 6 ila 7,5 ay sonra birden, aynı Ayten Öztürk gibi, TEM’de ortaya çıkıverdiler. Onlardan da, ailelerinden de konuşmamaları, uluslararası düzeyde yaptıkları başvuruları geri çekmeleri istendi. Nereden ortaya çıktığı belli olmayan avukatlarla mahkemeye hızla çıkarılıp tutuklandılar. Onlar gibi kaçırılan Mustafa Yılmaz ve Gökhan Türkmen’den ise halen haber yok.

Bütün bunlar olurken memlekette, neyin damgasından söz ediyorsunuz hâlâ?

Demirtaş’ın uğradığı hukuksuzluklar

İçeride haksız yere, siyasi nedenlerle tuttuklarınızı ne yapacağız pekiyi?

Sırrı Süreyya Önder’e verilen, istinafta onaylanan 3 yıl 6 aylık cezayı, sırf Anayasa Mahkemesi’nde oybirliğiyle ihlal kabul edildi diye unutacak mıyız? Selahattin Demirtaş’a aynı propaganda suçundan tarihin en ağır 4 yıl 8 aylık hapis cezasının kesilmesini pekiyi? Demirtaş’ın aynı kararla ilgili yaptığı başvurunun Anayasa Mahkemesi’nce reddedilmesini? Demirtaş’ı aynı dosyadan iki kez tutuklamayı ne yapacaksınız? Pardon, “Yargı bağımsız” mı dediniz?

Gezi Davası kapanmalı

Gezi Davası’na gelelim. Bundan yıllar önce işbirliği yaptığınız, kendi ellerinizle emniyet ve yargıya yerleştirdiğiniz Gülenci kadroların yürüttüğü soruşturmaları utanmadan “kıymetlendirip”, Osman Kavala gibi örnek bir yurttaşı iki yıldır cezaevinde tutmak için kullandınız. Kavala ve yolunun kesiştiği bir grup insanı hükümeti ortadan kaldırmaya çalışmakla suçlamaktasınız. Elinizden gelse hepsini ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptıracaksınız. Mesele Kavala’nın sizin antidemokratik siyaset planınıza aykırı davranmasından ibaret, öyle değil mi?

Şimdi 8-9 Ekim’de üçüncü kez hakim karşısına çıkacak Kavala. Beklentiler, umutlar var. Herkes birbirine “Bence bu kez tahliye olacak” diyor. Bu tahmin siyaseten bir şeylere niyetlendiğiniz sezildiğinden yapılıyor. İnsan haklarına saygınızdan falan değil yani. Aslında hiç alıkoymamanız gereken bir adamı bıraktınız diye kimse size “Aferin” demeyecek. Bunu da bilin. Ama bırakmak, hatta beraat ettirmek zorundasınız, bunu da bal gibi biliyorsunuz. Gezi Davası’nda Kavala ve beraberinde yargılananlara istenen müebbet ve 2 bin 970 yıl hapis cezasını da artık neyin damgası olarak kayıtlara geçirirsiniz bilmiyorum.

KHK’lı Barış Akademisyenleri ne olacak? Beraat yetmez, onlara haklarını, işlerini ve pasaportlarını da iade edin bakalım. Tazminat da ödemek zorundasınız tabii. Halkı kansere karşı uyaran bilim insanı Bülent Şık’ı bizzat hükümetinizin mahkum ettirdiğini de hatırlatalım.

Hepsini sıralarsam, bu yazı bitmez. Hal böyleyken, eylem planları falan diye atılmanızın bir nedeni var, biliyoruz. AB’den vize serbestisi, yani serbest dolaşım hakkını koparabilmek için uğraşıyorsunuz. Cumhurbaşkanı en son 18 Eylül’de bu konuda çalışmaların hızlandırılmasını istedi. O yüzden tüm çabanız. İnsan haklarına saygılıymış gibi yapacaksınız. Alnınızdaki mevcut damgayla ne kadar inandırıcı olabilirseniz artık.