Fransız düşünür Alain Badiou’dan Fransa seçimi ya da seçimler üzerine Reviewed by Momizat on . Fransa’da ilk turu 23 Nisan’da, ikinci turu dün yapılan ve Emmanuel Macron’un kazandığı seçimler üzerine Marksist Fransız düşünür Alain Badiou’nun kaleme aldığı Fransa’da ilk turu 23 Nisan’da, ikinci turu dün yapılan ve Emmanuel Macron’un kazandığı seçimler üzerine Marksist Fransız düşünür Alain Badiou’nun kaleme aldığı Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Fransız düşünür Alain Badiou’dan Fransa seçimi ya da seçimler üzerine

Fransız düşünür Alain Badiou’dan Fransa seçimi ya da seçimler üzerine

Fransa’da ilk turu 23 Nisan’da, ikinci turu dün yapılan ve Emmanuel Macron’un kazandığı seçimler üzerine Marksist Fransız düşünür Alain Badiou’nun kaleme aldığı aşağıdaki yazıyı, versobooks.com’dan Burak Kayan Teori ve Politika için çevirdi. Badiou 28 Nisan’da kaleme aldığı aşağıdaki “Bu Seçimlerden Ümidi Keselim” başlıklı yazısında, “Seçim sonuçlarını histerikçe incelemek faydasız bir depresyona yol açar” diyor ve ‘mevcut kölelik koşullarına son darbeyi indirmek için’ dört faktörün tarihsel bir araya gelişinin önemine vurgu yapıyor.

Seçimlerin birinci turundan sonra hayıflananların, özellikle de Melenchonizm tarafından hayal kırıklığına uğratılanların karamsarlığını anlayabiliyorum. Bununla birlikte, ne söylerlerse söylesinler, ne yaparlarsa yapsınlar, bu oylamada özel bir hata ya da hile yoktur.

Gerçekte, merkez parlamenter bloğu üzücü bir şekilde (fiilen var olan güçleri nedeniyle) parçalayan iki parti anomalisi vardı. Bu blok klasik sağ ve sol’dan oluşuyor. Kırk yıl ‒hatta iki yüz yıl‒ boyunca bu blok yerel kapitalizmin yayılmasına destek oldu. Ancak sözde sol’un görev süresi bitmekte olan temsilcisi Hollande tekrar aday olamadı ve bu da partisini böldü. Diğer taraftan, klasik sağ bildiğimiz gibi. Oldukça talihsiz yöneticileri sayesinde ellerindeki en iyi at olan Alain Juppe yerine kapitalizmin ”sosyete” zevklerinden uzak, mahzun görünümlü bir taşra burjuvasına oynadılar.

”Normal” ikinci tur Hollande ve Juppe arasında ya da en kötü ihtimalle Le Pen ve Juppe arasında olabilirdi ve Juppe her iki durumda da kolayca kazanabilirdi. İktidarın iki parçalanmış partisinin yokluğunda iki yüz yıllık gerçek efendilerimiz, sermayenin sahibi ve yöneticileri biraz güçlük çektiler. Neyse ki, her zamanki politik personelleri, emektar gericiler ve tabii ki sosyal demokrasi kalıntılarının yardımlarıyla birlikte soyu tükenmekte olan merkez parlamenter blok için bir aday denkleştirebildiler. Ve bu aday Emmanuel Macron’du. Büyük bir isabetle ve gelecek için önemli olarak, en zorlu olanlar da dahil tüm seçim savaşlarının adamı, tecrübeli, eski merkezci bilge François Bayrou’yu da kendi saflarına taşıdılar. Tüm bunlar gösterişle ve rekor sürede yapıldı. Nihai başarı neredeyse garanti altına alındı.

Açıklanması tamamen mümkün olan bu koşullarda, seçim, faşist biçimleri de dahil olmak üzere kapitalizm yanlısı ve sağcı öznelliğin ülkede salt çoğunluğa sahip olduğunu teyit etti.

Aydınların ve gençliğin bir kısmı ya durumu görmeyi reddediyor ya da derin bir keder içinde bulunuyor. Peki, bu durum neyi işaret ediyor? Bu demokrasi sevdalıları tıpkı kirli bir gömleği değiştirdiğiniz gibi oy kullananların kimi seçeceğini mi değiştirmek istiyor? Oy kullananlar çoğunluğun rızasını kabul etmelidir, hep aynı terane! Gerçekte bu iki grup dünyayı kendi konum ve hayallerinin ölçütüyle, “demokratik” kelimesinden hiçbir şey umulamayacağı zorunlu sonucuna varmadan değerlendiriyor.

III. Napoleon daha 1850’de evrensel oy hakkının muhafazakâr burjuvazinin hayal ettiği gibi korkutucu bir şey değil, aksine bir lütuf, gerici güçlerin umulmadık ve nadide bir meşrulaştırılması olduğunu gördü. Bu, bugün hâlâ, dünyanın her tarafında geçerli olmaya devam ediyor. Napolyon’un vârisi az çok normal ve istikrarlı tarihsel koşullarda sayıların büyük çoğunluğunun özünde daima muhafazakâr olduğunu anlamıştı.

Sakince sonuca varalım. Seçim sonuçlarını histerikçe incelemek faydasız bir depresyona yol açar. Şuna alışsak iyi olur: Seçimlerle elde edilebilecek olan budur ve şu dört faktörün tarihsel bir araya gelişi olmaksızın mevcut kölelik koşullarımıza son darbe indirilemeyecektir:

1) Muhafazakâr öznellikleri aşan tarihsel istikrarsızlık durumu. Ne yazık ki böyle bir durum çok büyük bir olasılıkla tıpkı 1871 Paris Komünü, 1917 Rus devrimi ve 1937-1947 arasındaki Çin devriminde olduğu gibi bir savaş olacaktır.

2) Doğal olarak önce entelektüeller arasında fakat nihayetinde geniş kitleler arasında yalnızca bir değil iki yol olduğu gerçeği üzerinde kuvvetli bir ideolojik yarılma. Politik düşüncenin tüm alanının kendisini kapitalizm ile komünizm arasındaki antagonist çelişki ya da bu çelişkinin şu ya da bu muadilleri etrafında yapılandırma zorunluluğu gerçeği üzerinde (bir yarılma)… Bu arada, okurlara bu ikinci yolun ilkelerini hatırlatayım: özel mülkiyete karşı, kredi ve mübadele araçlarının yönetiminin kolektif formlarının inşası, kol ve zihin emeği ayrımıyla özellikle altı oyulan emeğin birbirinden tamamen farklı iki forma dönüştüğü polimofik süreç, tutarlı bir enternasyonalizm ve devletin sonlanması için çalışan halk yönetimi biçimleri.

3) Bir halk ayaklanması ‒şüphesiz, her zaman olduğu gibi, en azından devlet erkinde gerilim yaratan bir azınlık ayaklanması. Böyle bir ayaklanma sıklıkla birinci madde ile ilgilidir.

4) İlk üç maddenin aktif bir sentezini tasarlamaya muktedir, düşmanlarının çöküşüne yönelmiş güçlü bir örgüt ve yukarıda belirttiğim ikinci, yani komünist yolun asli unsurlarının olabildiğince çabuk hayata geçirilmesi.

Bu dört maddenin ikisi ‒1 ve 3‒ konjonktüre bağlıdır. Fakat 2. madde üzerine hemen şimdi aktif olarak çalışabiliriz. Ve bu son derece önemli bir noktadır. 4. madde üzerinde de çalışabiliriz, özellikle de ‒2. madde ışığında‒ entelektüellerin bir bölümü ve proletaryanın üç biçimi arasında ortak toplantı ve eylemler düzenleyerek: aktif çalışanlar ve düşük rütbeli devlet memurları, son otuz yıl boyunca Fransa’nın şiddetli sanayisizleşmesiyle ağır bir darbe alarak demoralize olan işçi sınıfı aileleri ve Afrika, Orta Doğu ya da Asya kökenli göçebe proletarya.

Seçim sonuçlarına karşı karamsar ve yaygaracı bir şekilde histerik tavır takınmak yalnızca yararsız değil aynı zamanda zararlıdır da. Bu, düşman arazisinde zavallı ve çözümsüz bir konum almaktır. Seçimlere dair özel bir his taşımamak zorundayız; bu durum mutlaka komünist politik çerçeve içinde kalarak/düşünerek, ya bu “demokratik” oyunu oynamaktan taktiksel düzeyde uzak durmak ya da konjonktürde şunu veya bunu desteklemek şeklinde olur ki aksi durum bizi devlet gücünün ritüellerine tamamen yabancılaştırabilir. Kıymetli zamanımızı daima esas politik uğraşımıza adamalıyız. Ve bu, yukarıdaki dört hususun yol göstericiliğinde olmalı.

Çeviri: Burak Kayan

gazetekarinca.com

Scroll to top