Crans Montana sonrası ne olacak? Reviewed by Momizat on . Derviş Kemal DENİZ İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yapılan ve iki haftaya yayılan görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya varılamaması mevcut durumun devam ed Derviş Kemal DENİZ İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yapılan ve iki haftaya yayılan görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya varılamaması mevcut durumun devam ed Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Crans Montana sonrası ne olacak?

Crans Montana sonrası ne olacak?

Derviş Kemal DENİZ

İsviçre’nin Crans Montana kasabasında yapılan ve iki haftaya yayılan görüşmelerde herhangi bir anlaşmaya varılamaması mevcut durumun devam edeceğini göstermektedir. Her ne kadar bundan sonra ne yapacağımızı değerlendireceğiz gibi söylemler olsa da Kıbrıs Türk tarafı için uluslararası alanda yapılabilecek çok fazla alternatif yoktur. Bu durum da Kıbrıslı Rumların dünyaca tanınmış bir devlet olmaları ile büyük oranda bağlantılıdır.
Kıbrıslı Türklerin uluslararası diplomaside manevra yapma kabiliyetlerinin olmamasının başlıca nedeni hala Kıbrıslı Rumların yönetiminde olan Kıbrıs Cumhuriyeti’dir. 1960’da yapılan anlaşma ile iki toplumdan oluşan Kıbrıs Cumhuriyeti, Kıbrıs adası üzerinde 1960 anlaşmalarına göre egemenlik hakkına sahiptir. Bugün Birleşmiş Milletler’in, ayrı ayrı devletlerin ve en önemlisi Avrupa Birliği’nin Kıbrıs adası üzerindeki hakların belirlenmesi ile ilgili görüşleri budur. Bu nedenledir ki yıllardır büyük bir arzu ile tanınmasını istediğimiz KKTC hala tanınmamaktadır.
Biraz geriye gider ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin bir Rum devleti olarak Avrupa Birliği’ne alındığı 2004 yılında Avrupa Konseyi’nin üyelik kararına bakarsak, karar Kıbrıs adasının bir bütün olarak Avrupa Birliği’ne alındığını belirtmektedir. Yine aynı kararda, adanın kuzeyinin Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yönetim alanı dışında olması dolayısı ile Avrupa Birliği müktesebatının adanın kuzeyinde geçici olarak uygulanmayacağı vurgulanmaktadır. Bu karar ile ortaya çıkan, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tüm ada üzerinde hakkı olduğu ancak, mevcut durum dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyeti’nin adanın kuzeyinde yönetim hakkını kullanamadığı durumudur.
2004 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne üye olarak katılımı, Avrupa Konseyi’nin10’uncu Protokolde belirtilen kararı ile tescil olurken, Avrupalılar Kıbrıslı Türklerin mağdur edildiğinin farkında idiler. Hele de referandumda evet diyen taraf olarak Kıbrıslı Türklerin bu birleşmenin dışında bırakılması KKTC’ye çok büyük bir şekilde yansımasa da Avrupa Konseyi’nde büyük bir haksızlık olarak görülüyordu. Buna dayalı olarak Avrupa Konseyi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne girişinde aldığı kararları içeren 10’uncu Protokolün altına koyduğu ek maddelerin birinde, “Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne girişi ile ilgili olarak alınmış olan kararların hiçbirinin adanın kuzeyinin ekonomisinin gelişmesine dayalı olarak yapılan herhangi bir ekonomik aktivitenin yapılmasına engel olmadığı” belirtilmiştir.
Avrupa Birliği’nin adanın kuzeyinin ekonomisinin gelişmesi ile ilgili ekonomik faaliyetler ile ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetinin hiçbir şekilde engel olamayacağını belirtmiş olmasına rağmen, 2004 sonrasında bunun yazıldığı gibi olmadığı ortaya çıkmıştır. Tabii yazılanların uygulanmamasındaki etkenlerin başında Avrupa Birliği’nin yanlış uygulamaları gelse de 2004 yılı ve sonrasında KKTC hükümetlerinin yapması gereken ancak, yapmadıklarının da ele alınıp sorgulanması yapılmalıdır. “Avrupa Birliği yanlış yaptı, sözünü yerine getirmedi” denirken, bizim neleri yapmadığımız da iyice sorgulanmalıdır. O tarihteki olayların canlı tanığı olarak KKTC’nin yapmadıklarını da iyi biliyorum. Bu nedenle KKTC basınında önümüze çıkan bir yığın sorunun müsebbibi olarak dış güçlerin gösterilmesi ve analitik bir çalışma yapılmaması, bizim asla veya asla doğruyu bulmamıza yardımcı olmayacaktır.
Bu yazıda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği sonrası ortaya çıkan duruma değinmek istememin sebebi , Crans-Montana sonrasında takip edilecek yolu belirlerken, geçmişte yapılan hataların tekrar gözden geçirilmesine olan ihtiyaca vurgu yapmaktır. Eğer KKTC’nin geçmişte yaptığı hataları bilmezsek, ezberlediğimiz şekilde sadece Avrupa Birliği başta olmak üzere dış güçleri suçlayarak aynı yerde kalmaya devam edeceğiz.
Crans-Montana’da çözümsüzlüğün devam edeceğinin ortaya çıkması, statükonun devamından yana olan kişileri sevindirmiştir. Biraz önce de değindiğim gibi yapılan görüşmelerde bir sonuç alınamaması bizi yeni değerlendirmelere yöneltse de mevcut durumun değişmesini istemeyen güçler, yeni değerlemenin sonucunda belirlenecek eylem planını da eski usule döndürmeye çalışacaklardır.
Halbuki, düşünülmesi gereken, Crans-Montana’da bir anlaşma çıkması halinde birleşme ile birlikte Kıbrıs’ın kuzeyindeki ekonomik yapının Kıbrıslı Rumların ne kadar etkisine girebileceği olmalıydı. Nitekim durumu iyi analiz edenler, bir birleşme halinde rekabete hiç de hazır olmadığımızı ve uluslararası piyasalara açılımda büyük eksiklerimiz olduğunu görmüşlerdi.
Geldiğimiz aşamada Kıbrıs sorununa çözüm bulunması halinde yaşayabileceğimiz sıkıntıların içimizde bir korku olarak kalmaması için yapılması gerekenleri iyice analiz etmeliyiz. İleride Kıbrıs sorununa çözüm bulunması için yapılacak görüşmelere kadar kendimizi uluslararası rekabete hazır hale getirmeliyiz. Bunun için de geçmişte yapılan hataları gözden geçirip tekrarlanmaması için çalışmalıyız.
Crans-Montana sonrasında KKTC’nin durum değerlendirmesi yapacak olmasının, çok büyük değişiklikler olacak anlamına gelmediği inancındayım. Tüm uluslararası kurumların Kıbrıs Cumhuriyetini adanın tek sahibi olarak gördüğü gerçeğine dayanarak, bundan sonra geliştirilecek stratejilerin sonucunun KKTC’nin bizim istediğimiz şekilde tanınmasına imkan verip vermeyeceğini de bilemeyiz. Ancak, ne olursa olsun bağımsız bir devletin sahip olması gereken ekonomik yapı ve gücü sağlamanın yollarını aramalıyız. Bunun bedelinin ne kadar ağır olduğunu da çalışarak göreceğiz.
Kıbrıs

Scroll to top