Çin-İran-Rusya üçgeninde yeni bir dünya kuruluyor Reviewed by Momizat on . "Amerikalıların dünyanın tek hükümdarı olarak tahttan indirilmeyi sakince kabul edeceğini varsaymak saflık olur." James O’Neill / New Eastern Outlook / 28.02.20 "Amerikalıların dünyanın tek hükümdarı olarak tahttan indirilmeyi sakince kabul edeceğini varsaymak saflık olur." James O’Neill / New Eastern Outlook / 28.02.20 Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Çin-İran-Rusya üçgeninde yeni bir dünya kuruluyor

Çin-İran-Rusya üçgeninde yeni bir dünya kuruluyor

“Amerikalıların dünyanın tek hükümdarı olarak tahttan indirilmeyi sakince kabul edeceğini varsaymak saflık olur.”

James O’Neill / New Eastern Outlook / 28.02.2017

Seçim kampanyası boyunca ABD dış politikasında bir değişime işaret eden açıklamalar yapan Donald Trump rejim değişikliği girişimlerine son verme, terör örgütü IŞİD’e karşı etkili bir mücadele ve Rusya ile daha iyi ilişkiler kurma sözü verdi.

Güzel sözler fakat söylenene değil yapılana bakmak gerek.

ABD’nin politikası, en azından İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana temelde değişmeden devam etti. Ana jeopolitik amaç, dünyanın tek süper gücü olarak ABD’nin bu konumunu koruması oldu. Bu konum, en azından son on yıl için geçerli değil ancak ABD başkalarını böyle olduğuna inandırma umuduyla hala tek süper güçmüş gibi hareket etmekten geri durmuyor.

Tek kutuplu düzene karşı meydan okumalar tolere edilmez. Ülkeler Amerikan taleplerine uygunluk derecelerine göre göze girer veya gözden düşerler. Bu durum İran örneğinde çok açık bir şekilde gösterildi.

İran’ın Batı tarzı bir demokrasi denemesi Muhammed Musaddık’ın laik görünümlü hükümeti döneminde oldu. Musaddık 1952 yılında Anglo-Amerikan (şimdi BP) petrol şirketini kamulaştırarak ülkenin kaynaklarından İran halkının faydalanmasını istedi.

Bu kamulaştırma Amerikalılar ve 1913’ten beri İran’ın petrol kaynaklarını elinde bulunduran İngilizler için kabul edilemezdi. MI6 ve CIA tarafından düzenlenen bir darbe ile Musaddık hükümeti devrildi ve Pehlevi hanedanının acımasız rejimi yeniden kuruldu. Amerika ve İngiltere’nin dünyaya demokrasi getirme misyonu ile ilgili batı propagandasına rağmen İran’da demokrasinin yok olması önemli değildi.

İran’ın şu anda Rusya ve Çin’de iki çok güçlü arkadaşı var. İkisi de çeşitli nedenlerden dolayı İran’ı dünyanın en büyük altyapı projesi olan “Bir Kuşak, Bir yol”un (BKBY) önemli bir bileşeni olarak görüyor. Her iki ülke de İslami radikalizmin kendileri için oluşturduğu tehlikelerinin oldukça farkında ve Orta Doğu’yu saran büyük ölçüde Sünni karakterli şiddet karşısında İran’ı, Batı propagandasının aksine, bir dengeleyici olarak görüyor.

ABD Savunma Bakanı James Mattis, kısa ömürlü Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn ve Trump’ın kendisi de İran’ı “terörizmin en büyük sponsoru” olarak suçlamaya devam ediyor. Amerikan karşı-stratejisinin temel hedefi, giderek daha da güçlenen Rusya-Çin ilişkilerini İran üzerinden bozmak.

Trump’ın Rusya ile ilişkileri geliştirme söylemi, muhtemelen ABD-Rusya uzlaşmasını Çin’e karşı gerekli bir hamle olarak gören Henry Kissinger’dan aldığı tavsiyeyi yansıtıyor. Rusya’ya Avrupa sınırlarında, özellikle Ukrayna’da verilecek tavizler karşılığında Rusya’dan İran’la olan ilişkisini feda etmesi bekleniyor.

Rusya Devlet Başkanı Putin bu tür hamlelere kanmak için oldukça fazla akıllı. Batı medyası o tarihte büyük oranda göz ardı etse de Putin, on yıl önce Şubat 2007’de Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada çok farklı bir dünya düzeninden söz etti.

Putin, tek kutuplu dünyanın “zararlı” doğasına atıfta bulundu. Böyle bir sistem nihayetinde kendisini yok eder. Putin, “tek kutuplu modelin kabul edilemez olmasının yanısıra, günümüz dünyasında imkansız olduğunu” söyledi. Modelin kendisi “kusurludur çünkü temelinde modern uygarlık için ahlaki esaslar mevcut değil. (…) Bugün uluslararası ilişkilerde, neredeyse tamamen kontrolsüz aşırı güç -askeri güç- kullanımına tanıklık ediyoruz, bu da dünyayı kalıcı çatışmalar uçurumuna atıyor. (…) Uluslararası hukukun temel ilkelerine dönük büyük bir küçümseme görüyoruz. (…) Bir devlet, ABD, ulusal sınırlarını her açıdan aştı. Bu durum, diğer ülkelere karşı ekonomi, politika, kültür ve eğitim alanlarındaki dayatmalarında görülebilir. Peki bu kimin hoşuna gider?”

Putin’in ileri görüşlü yorumlarına karşı batılı kulaklar sağırdı. O zaman dinleyip ve önemsemiş olsalardı, Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un on yıl sonra Şubat 2017’de aynı konferansta söyledikleri şok yaratmazdı.

Lavrov, Rus hükümetinin öngördüğü “Batı sonrası düzen” için çağrıda bulundu. Lavrov’un konuşması Rusya’nın, Boris Yeltsin’in felaket dolu 90’lar boyunca izlediği Batı yanlısı rotaya geri dönmekle ilgilenmediğini doğruladı. Aslında Batı’ya, Çin’i “çevrelemek” için Rusya’yı kullanabileceklerini ya da yeni çok kutuplu dünyanın diğer iki büyük kutbu Rusya ve Çin ilişkilerini bozmayı düşünüyorlarsa yeterince dikkatli dinlemediklerini söylüyordu.

Aynı durum Rusya ile İran’ın arasını açmaya yönelik batıdaki umutlar için de geçerli.

Putin’in “ancak bir delinin rüyasında olur” dediği Rusya’nın NATO ülkelerine ya da başka bir ülkeye saldırmanın ötesinde Rusya’nın daha büyük öncelikleri var. Bu önceliklere, Suriye hükümetinin talebi üzerine Suriye’ye müdahalesinde olduğu gibi, dostlarına destek olmak ve onların egemenlik hakları korumak dahil.

Bu yeni yönelimin bir diğer göstergesi de İran’la geliştirilen ticaret, iletişim ve savunma ilişkileri. İran’a S-300 füze savunma sistemi sağlandı ve İran hava kuvvetlerinin Sukhoi 35 uçaklarıyla güçlendirilmesi gündemde. Rus kuvvetlerinin İran’daki Hamdan hava üssüne geri dönüşü de tartışılıyor.

Daha da önemlisi, Rusya, Cumhurbaşkanı Şi Cinping’in dünyanın jeopolitik yapısını dönüştürme potansiyeline sahip, Avrasya’da barış içinde kalkınma için dile getirdiği “kazan-kazan” stratejisinde Çin ile birleşiyor. İronik bir şekilde, bu büyük vizyonu ilk kez 1904 yılında İngiliz Sir Halford Mackinder dile getirdi ancak Mackinder’ın vizyonunu uygulamaya koyanlar Şangay İşbirliği Örgütü ve müttefik ekonomik yapılardan ortaklarıyla birlikte Çinliler oldu.

Amerikalıların dünyanın tek hükümdarı olarak tahttan indirilmeyi sakince kabul edeceğini varsaymak saflık olur. Kuşkusuz, Andrew Korybko’nun tanımıyla “melez savaşlara” girişecekler ve BKBY ya da diğer ilgili gelişmelerin kilit bir bileşeni olmasını sağlayan nedenlerden ötürü İran’ın birincil hedef olması beklenebilir.

ŞİÖ’nün kurduğu Bölgesel Terörle Mücadele Yapılanması ile halihazırda bir karşı stratejisi var. Bu yapılanma, ABD’nin melez savaş stratejileri olarak terörizm, renkli devrimler ile ekonomik savaş yoluyla rejim değişikliği yapma tehditlerine karşı koymak için tasarlanmış hızlı bir reaksiyon gücü.

BRICS, ŞİÖ ve BKBY gelişmeleriyle birlikte hali hazırda iyice ilerlemiş olan uluslararası ticarette ABD dolarının ana para birimi olmaktan adım adım çıkarılması, askeri stratejileri tamamlayacak savunma mekanizmaları da beraberinde getirecektir. Çin-İran-Rusya üçgeni etrafında yaratılan dünya, Anglo-Amerikan dünya düzeninin normali olan sürekli savaştan çok farklı bir olasılık sunuyor. Dünyanın geleceği bunun başarısına bağlı.

tercumeodasi.org

Scroll to top