femdom-mania.net femdom-scat.net hot-facesitting.com
Brexit dehlizinde erken genel seçim Reviewed by Momizat on . Brexit dehlizinde erken genel seçim İBRAHİM SİRKECİ BorIs Johnson, Birleşik Krallık (BK) tarihinin en başarısız başbakanı olarak seçim kararı almak zorunda kald Brexit dehlizinde erken genel seçim İBRAHİM SİRKECİ BorIs Johnson, Birleşik Krallık (BK) tarihinin en başarısız başbakanı olarak seçim kararı almak zorunda kald Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Brexit dehlizinde erken genel seçim

Brexit dehlizinde erken genel seçim

Brexit dehlizinde erken genel seçim

İBRAHİM SİRKECİ

BorIs Johnson, Birleşik Krallık (BK) tarihinin en başarısız
başbakanı olarak seçim kararı almak zorunda kaldı. Başbakan olduğu günden bu
yana Parlamento’da kazanabildiği ilk oylama da bu oldu.

Boris Johnson’ın başbakan olarak Parlamento’dan
geçirebildiği ikinci tasarı AB’den çıkış anlaşması taslağı oldu. Ancak Johnson
büyük ihtimal muhalefetin taslağı değiştireceğinden korktuğu için tasarıyı askıya
alıp genel seçime yöneldi.

Önceki Muhafazakâr başbakan Theresa May’in AB ile yaptığı
çıkış anlaşmasına defalarca hayır oyu veren Johnson ve ekibi o anlaşmadan genel
içerik olarak çok da farklı olmayan ancak radikal bir biçimde Kuzey İrlanda’yı
dışarda bırakan bir değişiklikle anlaşmayı Parlamento’ya geri taşıdı.

BorIs’in anlaşmasının farkı

Johnson’ın anlaşması May’in anlaşmasında çok tartışılan
‘İrlanda Güvencesi’ maddesini kaldırdı. İrlanda Güvencesi Kuzey İrlanda ile
İrlanda Cumhuriyeti arasında varolan serbest dolaşımın sınır konusunda ve
serbest ticaret konusunda kabul edilebilir ve uygulanabilir bir çözüm bulunana
dek BK’nin AB üyeliğinin devamını öngörüyordu.

İrlanda ve AB Kuzey İrlanda’daki çatışmaları sona erdiren
‘Hayırlı Cuma Anlaşması’nın devamını istedikleri için bu güvencede ısrar
ediyorlardı. Güvence olmazsa ada üzerinde Kuzey İrlanda’nın fiziki bir sınır
ile yeniden ayrılması gündeme gelebileceği için bu güvence önemliydi. Ancak bu
güvence bir süre sınırlaması getirmeksizin BK’nin AB üyesi kalmasına yol
açabileceği için Brexit taraftarlarınca defalarca reddedilmişti.

Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim üzere aslında
duygusal olmadan ve hamaset karıştırmadan olaya bakıldığında ülkenin AB’den
çıkmasının en kolay yolunun Kuzey İrlanda’nın BK dışında bırakılması olduğu
ortada.

Johnson da özünde milliyetçi değil kariyerist olduğu için
duruma bu açıdan bakıp AB ile yapılan anlaşmada ufak bir değişiklik yaparak
tekrar Parlamento’ya döndü. Çözüm sınırı İrlanda’ya değil İrlanda adası yani
hem Kuzey İrlanda hem de İrlanda Cumhuriyeti ile Britanya Adası arasına
koymaktı. Bu değişikliğe göre İrlanda kendi içinde serbest dolaşım denvam
edecek ama İngiltere ile ilişkiler sınır kontrolüne tabi olacak.

Başbakan ve arkadaşları bu manevra ile Muhafazakâr Parti’yi
birleştirirken azınlık hükümeti olarak devam etmelerinin tek koşulu olan Kuzey
İrlanda’lı kraliyetçi muhafazakârların desteğini kaybettiler. Bu durumda eli
kolu bağlanan Johnson’ın seçim yada yeni referandumdan başka şansı kalmamıştı.
Seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanırsa, ki buna inanıyor, AB ile mutabakata
vardığı anlaşmayı Parlamento’da onaylatacak ve Brexit’i gerçekleştiren başbakan
olarak tarihe geçeçek. Ancak erken genel seçim genelde önerenin kaybettiği
riskli bir taktik.

2016’dan bu yana değişenler

Referandumdan bu yana geçen üç buçuk yılda neler değişti
hatırlayalım:

Ülke ekonomisi kayıplarına ve belirsizliğe biraz alıştı
ancak tedirgin. Sterlin yakın tarihinin en zayıf dönemlerini yaşıyor. Pek çok
şirket operasyonlarını ülke dışına ya taşıdı ya da taşıma yönünde hazırlık
içinde.

İkincisi Brexit üzeriden derin bir kutuplaşma ortaya çıktı.
İki taraf da birbirini ihanetle suçluyor. Nefret suçları katlanarak arttı.
Milletvekillerine saldırılar ve hakaretler sıradanlaştı. İki yıl önce bir İşçi
Partili miletvekili olan Jo Cox aşırı sağcı birisi tarafından güpegündüz sokak
ortasında öldürülmüştü.

Üçüncü olarak nüfus ve dolayısıyla seçmen karakteri değişti.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 1 milyon 200 bin AB vatandaşı
yerleşim hakkı için başvurdu ve 130 binden fazla AB vatandaşı da Birleşik
Krallık vatandaşlığına başvurdu.

Aynı dönemde normal demografik değişim seyrinde ölen yaşlı
seçmen nüfusun yerine 2016’da oy kullanma yaşında olmayan gençlerin geçmesiyle
referandum sonucunun tersine döndüğü tahmin ediliyor. Referandum sonrası bir
yazımda bunu ben de dile getirmiş ve iki yıl içinde herkes aynı şekilde oy
verirse yeni bir referandumun AB üyeliğinin devamı lehinde sonuçlanacağını
yazmıştım. Bunun temel nedeni referandum sonrası yapılan kamuoyu yoklamalarına
göre genç nüfusun yüzde seksenlere varan bir kısmının Brexit karşıtı olduğu
ancak aynı biçimde 65 yaş üzeri nüfusun da Brexit’ten yana olduğu ortaya
çıkmıştı. Dolayısıyla Ocak 2019 itibariyle ibrenin bu yöne döndüğü tahmin ediliyor.
Brexit taraftarlarının ikinci referanduma karşı çıkmalarının nedenlerinden biri
de bu.

Son olarak bu süre zarfında partilerin tavırları da isimleri
de değişti. Aşırı sağcı UKIP-BK Bağımsızlık Partisi’nin yerini yeni kurulan ve
yine Nigel Farage’ın başında olduğu Brexit Partisi aldı. Bu parti Mayıs
ayındaki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde birinci çıktı. Kısmi yerel seçimlerde
de başarılı oldu. Partinin yüzde 20 oranında İşçi Partisi seçmeninden oy
çaldığı ancak kalan oylarının Muhafazakâr Parti ve UKIP’ten geldiği tahmin
ediliyor. Brexit Partisi AB’den anlaşma yapmadan çıkılmasını istiyor.

Muhafazakâr Parti biraz değişmiş bir anlaşma ile AB’den
çıkış sürecinin başlatılmasını istiyor. En büyük krizi milliyetçi seçmenin
Kuzey İrlanda’nın terkedilmesinden hoşlanmaması. İkincisi ise partideki önemli
orandaki AB taraftarları.

Liberal Demokrat Parti daha önce ikinci referandumu
savunurken şimdi AB’den çıkış sürecinden acilen vazgeçilmesini savunuyor.
Yeşiller de aynı tavırda. İskoç ve Galler ulusalcı partileri hem buna yakınlar
hem de ikinci referandum ve yeni bir gümrük birliği anlaşmasına.

İşçi Partisi referandumdan bu yana çok uzun süre ne çıkma ne
de kalma yönünde kesin tavır koymazken, geçtiğimiz günlerde nihayet tutumunun
netleştirdi: Genel seçim kazanılacak, ardından 3 ay içerisinde AB ile yeni bir
gümrük birliği anlaşması yapılacak ve Haziran 2020 dolaylarında bu anlaşma ve
AB üyeliğinin devamının seçenek olduğu ikinci bir referandum yapılacak.

Çekişen partilerin hesapları

Johnson’ın haftalardır, İşçi Partisi’nin aylardır dile
getirdiği erken genel seçim geçtiğimiz hafta onaylandı ve 12 Aralık tarihine
karar verildi. Seçim tarihi kısmen İşçi Partisi ve Yeşiller gibi özellike
öğrencilerden oy alan partilerin aleyhinde. Bu tarihte pek çok öğrenci Noel
tatili için evine dönmüş olacak ve seçmen kaydı üniversite şehrinde olanların
oy kullanamama riski var.

Seçimde yukarıda özetlediğim gibi dört ayrı Brexit seçmene
sunulacak: Brexit Partisi’nin anlaşmasız çıkışı, Muhafazakârların anlaşmalı ama
Kuzey İrlandasız çıkışı, İşçi Partisi’nin iki aşamalı gümrük birliği ya da
kalış planı ve Liberallerin AB’de kalış planı.

İki küçük partinin taraftarları ve politikaları uyuştuğu
için sıkıntıları yok. Seçimi kazanma ihtimalleri de o derecede düşük. Ancak hem
Brexit hem Liberaller iki büyük partiden oy çalmayı hedefliyorlar. Brexit
Partisi, Muhafazakâr Parti Boris Johnson ile daha sağcı bir yere kaydığı için
pek bir şey kazanamadı ancak Liberaller diğer partilerden 8 vekil çalmayı
başardılar.

Dar bölge bazlı birinci gelen partinin milletvekilliğini
aldığı sistemde bu genel yüzdelerin çok önemi yok. Oyunun çoğunu metropollerden
ve şehirlerden alan İşçi Partisi için dengeli biçimde bölünmüş bir partiler
yelpazesi Parlamentoda çoğunluğu elde etmek için en elverişli durum. Bu sistem
içinde coğrafi olarak yoğunlaşmayan küçük partilerin seçilme ihtimali çok
düşük. İskoç ve Galler’in milliyetçi partileri bu durumda avantajlı olurken
Liberaller ve diğerleri kaybetmeye mahkum.

Dolayısıyla Farage ile Johnson arasındaki Brexit kavgası
İşçi Partisi ve Liberallere yarayacaktır. İşçi Partisi ortalama yüzde 24,
Liberaller ise yüzde 18 görünüyor. Ancak bunlar seçime 6 hafta varken yapılan
tahminler. İşçi Partisi, May’in erken seçiminde önceki kamuoyu yoklamalarında
da 20 puan geride görünüyordu. Ancak Corbyn’in İşçi Partisi o seçimde yüzde 40
oy aldı.

İşçi Partisi ise tam tersine ‘asıl mesele Brexit değil, onu
da hallederiz ama gerçek değişim için’ oy isterken sosyalist reformları öne
çıkaracak. Bunlar içinde demiryolları, elektrik, su, ve özel okulların
devletleştirilmesi ve zenginlerden alınan vergilerin artırılması var. Tipik bir
yeniden dağıtım ve refah devleti programıyla seçmene gitmeye karar veren İşçi
Partisi de kendini ‘asıl elit sensin’ dediği Muhafazakârları, patronları ve
rant sahiplerini hedefe alıyor.

Beklenti

Süpriz olmazsa seçimlerden yine Muhafazakârlar birinci parti
çıkacak ancak Johnson muhtemelen Dimyat’a pirince giderken evdeki mısırdan
olacak: İçinden ne kadar geçirse de Farage ile ittifak yapması mümkün görünmüyor
ve oyları bölünecek. Parti içindeki ılımlılar için de oylarını ikiye katlayan
ve seçilme ihtimali artan ciddi bir adres olarak Liberal Demokrat Parti var.

İskoç Ulusal Partisi muhtemelen İskoçya’nın tüm
vekilliklerini alacak. Brexit gerilimi ulusalcı oyları konsolide etti.
Halihazırda AB’den çıkıldığında en çok zarar görecek ülke olduğu anlaşılan
Galler’de de ulusalcı oylarda artış bekliyorum.

Johnson’un tazelenmiş Brexit anlaşması ile kaderine
terkettiği Kuzey İrlanda’da AB’den çıkmama eğilimi güçlüydü. Dolayısıyla seçim
sonucunun Muhafazakârların aleyhine olmasını beklemekte sakınca yok.

İşçi Partisi diğer partilerde olmayan yüzbinlerce gönüllü
üyeye sahip. Özellikle Momentum grubu ve Corbyn seçim kampanyalarında deneyimli
ve etkili. İşçi Partisi ve Corbyn’in bir avantajı da karşısında yıpranmış bir
başbakan olması. Seçim gündemini Brexit meselesinden uzak tutabilirlerse İşçi
Partisi’nin zafer kazanması muhtemel. Yine de sonuç tahminleri için henüz çok
erken.

Birgün

Scroll to top