femdom-mania.net femdom-scat.net hot-facesitting.com
Avrupa’nın “Almanya sorunu”: Déjà vu etkisi Reviewed by Momizat on . Mustafa KUTLAY Modern Avrupa tarihinde Almanya’nın ayrıcalıklı bir yeri bulunuyor. Sanayileşme ve sömürgeleştirme süreçlerine sonradan dahil olan Almanya, beşer Mustafa KUTLAY Modern Avrupa tarihinde Almanya’nın ayrıcalıklı bir yeri bulunuyor. Sanayileşme ve sömürgeleştirme süreçlerine sonradan dahil olan Almanya, beşer Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » Avrupa’nın “Almanya sorunu”: Déjà vu etkisi

Avrupa’nın “Almanya sorunu”: Déjà vu etkisi

Mustafa KUTLAY

Modern Avrupa tarihinde Almanya’nın ayrıcalıklı bir yeri bulunuyor. Sanayileşme ve sömürgeleştirme süreçlerine sonradan dahil olan Almanya, beşeriyetin şahit olduğu en kanlı iki savaşın da baş aktörleri arasında yer aldı. Avrupa bütünleşmesi sürecinde, 1945 sonrası dönemde de Almanya, en az iki kritik eşikte “büyük sorun” oluşturdu.

Bu dönemde “Almanya sorunu”, ilk kez, 2. Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde ortaya çıktı. Bir taraftan Almanya’nın yeniden güçlenip savaş öncesi reflekslerine geri dönmesini istemeyen başta ABD ve Fransa olmak üzere başat Batılı güçler, diğer taraftan hızla artan Sovyet baskısını göğüsleyebilmek için Almanya’nın “silahlanma” ve iktisadi kalkınma sorununu çözüme kavuşturmanın yollarını aradılar. Sonuçta Almanya sorunu, dönemin hegemonik gücü ABD liderliğinde iki kanaldan çözüme bağlandı: Ekonomik kalkınma ve yeni uluslararası kapitalist sisteme entegrasyon Avrupa bütünleşmesi ile aşıldı. Silahlanma meselesi ise Federal Almanya’nın NATO’ya entegre edilmesiyle çözüldü.

“Almanya sorunu”, ikinci kez, Soğuk Savaşın bitişi ile Avrupa bütünleşmesinin gündemine oturdu. İki Almanya’nın birleşmesi sürecinin ne şekilde sonuçlanacağı kıta içi dengeler açısından hayati önemdeydi. Dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand dâhil birçok devlet adamı, birleşme sonrasında ortaya çıkacak kuvvetli bir Almanya’nın Avrupa bütünleşmesine sırt çevirmesinden şüphe duymuştu. Mitterrand, Almanya’yı kontrol etmenin yöntemi olarak Avrupa bütünleşmesini gördüğü için bu yönde yoğun çaba harcadı. Diğer taraftan Helmut Kohl, Almanya’nın geleceği için en iyi yatırımın Avrupa’nın içerisinde kalmak olacağının bilinci ile basiretli bir vizyon ortaya koydu. İki lider, Almanya’nın birleşmesi akabinde Avrupa bütünleşmesinin derinleştirilmesi için ortak irade göstererek dönemin şartlarını aşabilen bir inisiyatif sergiledi. Fransa-Almanya ittifakı, Maastricht ile başlayan ve bir dizi reform anlaşması ile devam eden süreçte bugünkü Avrupa Birliği’nin temellerini oluşturdu.

Euro krizi ve “gönülsüz hegemon”

Euro krizi ile birlikte, bugün, Avrupa bütünleşmesi üçüncü kez “Almanya sorunu” ile karşı karşıya. 1990’larda bütünleşmenin getirdiği ekonomik yükler nedeniyle Avrupa’nın hasta adamı olarak nitelenen Almanya, euro bölgesinden en kazançlı çıkan aktör oldu. 2000’ler boyunca iş gücü piyasaları başta olmak üzere bir dizi reformun ardından, Berlin, euro bölgesi içinde rakipsiz bir ekonomik aktöre dönüştü. Öyle ki, 2000-2008 yılları arasında Almanya’nın tek başına toplam cari fazlası, İtalya-İspanya-Yunanistan-Portekiz’in toplam cari açığı kadardı. Almanya’nın ihracat performansı karşısında rekabet güçleri eriyen Güney Avrupa ülkeleri çareyi aşırı borçlanmakta buldu. Euro krizi ile birlikte ise devlet ve özel sektör borçları Avrupa bütünleşmesinin Aşil topuğu haline geldi.

Krizle birlikte Almanya, kıta içinde rakipsiz bir hegemonik güce dönüştü. Euro krizinin etkin yönetilmesi ve Avrupa’da ekonomik büyümenin yeniden tesis edilmesi için Alman liderliği büyük önem kazandı. Almanya’nın iç tüketimini canlandırması, ihracat performansına ket vurması ve euro bölgesinde mali bütünleşmeyi daha ileri taşımada öncü rol oynaması bekleniyordu. Ancak Almanya, kendisinden beklenen liderlik rolünü üstlenmek konusunda oldukça çekimser davranarak, “gönülsüz hegemon” portresi sergiledi. Bu andan itibaren, euro krizi, aynı zamanda “Almanya sorunu” haline geldi.

Déjà vu etkisi

Almanya’nın euro krizindeki tavrı bir tercihten ziyade soruna işaret ediyor. Ekonomik kriz dönemlerinde hegemonik aktörlerin, literatürde “kamu malı” olarak tabir edilen, sistemi ayakta tutacak liderliği ve maddi fedakarlığı göstermesi beklenir. Kindleberger’in vurguladığı gibi 1929’daki Büyük Bunalımın çok uzun sürmesinin önemli bir nedeni de dönemin başat aktörü Büyük Britanya’nın hegemonik liderlik kapasitesinin olmaması, yeni yükselen hegemon olarak ABD’nin bu rolü üstlenmeye istekli davranmamasıydı. Hegemonik liderlik boşluğu, dünya ekonomik krizinin derinleşmesini beraberinde getirmişti. Analoji yoluyla konuya yaklaşıldığında, Almanya’nın gönülsüz hegemonik statüsü, Avrupa bütünleşmesi için bugün benzer bir sorun oluşturuyor. “Almanya sorunu”, euro krizinin uzamasına ve derinleşmesine sebep oluyor.

1945 sonrası dönemde, Avrupa bütünleşmesi, üçüncü kez “Almanya sorunu” ile yüzleşiyor. Daha önceki iki tecrübede Amerikan liderliği ve Fransa’nın dengeleyici rolü sorunun Avrupa bütünleşmesi lehine çözülmesini mümkün kılmıştı. Bugünkü konjonktürde, açık bir şekilde kıta-içi hegemonik bir aktör olarak yükselen Almanya, hegemonyanın yüklediği sorumluluğu üstlenmekte mütereddit davranan yeni-merkantilist bir yaklaşım sergiliyor. Bu politika tercihinin, euro üyelerini uzun sürecek ekonomik durgunluğa ve Avrupa bütünleşmesini riske atacak bir kitlesel reflekse dönüşme ihtimali ise gittikçe güçleniyor.

http://www.usak.org.tr/kose_yazilari_det.php?id=2291&cat=405#.U157uuuCJl1

Scroll to top