- AB Haber - http://www.abhaber.com -

Afrika ve Asya dünya nüfusunu 10 milyara çıkaracak,peki gıda sistemleri buna hazır mı?

Su ve gübre gibi diğer önemli girdilere ve tarım makineleri gibi daha geniş teknik servislere erişimin artırılması, kaynak artışı sağlayacak. Öte yandan değişimin bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor

Küresel nüfusun 2050’de 10 milyara ulaşacağı bir süredir konuşuluyor. Ancak bu istatistik, gerçekte bu büyümenin asıl kaynağını ve sonuçlarını gizliyor.

Yalnızca iki bölge -Sahraaltı Afrika ve Güney Asya- bu yeni nüfusta aslan payına sahip olacak. Esasında dünyanın başka yerlerinde çoğunlukla nüfus ya yatay seyredecek ya da düşecek.

Doğası gereği ağırlıklı olarak yerel gıda sistemlerine sahip Afrika ve Asya, üretkenliği önemli ölçüde artırmadıkça potansiyel gıda kıtlığı felaketiyle karşı karşıya.

Bu ağır hedef, mevcut tarım uygulamalarının bile iklim krizi nedeniyle tehlikede olduğu gerçeğiyle daha da karmaşık bir hal alıyor. Kuraklık felaketleri, rekor kıran sıcak hava dalgaları ve hava durumuyla ilişkili doğal afetler halihazırda dünya genelinde çiftçilere ağır hasarlar veriyor.

Aynı zamanda küresel tarım endüstrisi, BM Paris Anlaşması’nda kararlaştırılan 2 santigrat derece ısınma hedefinde kalmak için yıllık sera gazı (SG) salımını 2030’a kadar en bir gigaton azaltma yükümlülüğü altında (toplam yıllık salınım yaklaşık 7-8 gigaton).

Bu hepimizin sorumlu olduğu muazzam bir yükümlülük ve mevcut kaynaklar çoktan zorlandı bile.

Bugün Dünya Limit Aşım Günü (29 Temmuz 2019). Bu, insanlığın yıllık kaynak tüketiminin, gezegenin aynı yıl içinde üretebileceği miktarı tarih boyunca geçtiği en erken zamana işaret ediyor. Gıda sistemleri küresel ekolojik izdüşümün dörtte birinden fazlasına tekabül ediyor, gelecekteki gıda talebiyse bu rakamı daha da yukarı çekebilir.

Kötü beslenme, göç, kentleşme ve işsizlik; bunların hepsi daha da kötüleşerek Dünya kaynaklarının üzerindeki baskıyı artırabilir. Ancak bu zorlukların kalbinde “gıda ve yakıtın” yattığı aşikar -geri kalanlar sadece “dipnotlardan” ibaret.

Afrika ve Asya’daki gıda sistemleri, sektörün kolektif çevresel izdüşümünü en aza indirgerken eş zamanlı olarak nasıl daha çok miktarlarda ve daha besleyici gıdalar sunabileceğimize dair bir model olabilir mi?

Her iki bölgede de devam etmekte olan birçok proje var ancak bu zorluğun üstesinden zamanında gelebilmek için bu projelerin ölçeklerinin çok acil biçimde büyütülmesi gerekiyor.

Örneğin üretkenliğin artırılması bakımından, biyolojik açıdan zenginleştirilmiş ürünler ve geliştirilmiş tohumlar hem Afrika hem de Asya genelinde gitgide zemin kazanıyor. Örnekler arasında bir yetişkinin günlük çinko ihtiyacının yüzde 50’sine kadarını karşılayabilen çinko buğdayı yer alıyor. Bu buğday, aynı zamanda yüksek verimliliğe sahip, hastalıklara dirençli ve bağışıklık sistemlerini güçlendirerek çocukluk hastalıklarını azaltıyor.

Nijerya’da çiftçiler geliştirilmiş çeşitli manyok tohumu çeşitlerine erişerek üretkenliklerini ve gelirlerini artırıyor. Manyok’un çoğunluğu Afrika ve Asya’da yaşayan yarım milyar insan için önemli bir mahsul ürünü olduğu değerlendirildiğinde, bu dönüştürücü (bir unsur) olabilir.

Benzer biçimde, Afrika Tavuk Genetiği Kazanımı (African Chicken Genetic Gain, ACGG) projesi, yüksek verimli tavuklar üretmek ve bunları Etiyopya, Tanzanya ve Nijerya’daki çiftçilere sunmak için çalışıyor. Bu tavukların yerli ırklara kıyasla yüzde 100 ila 160 oranında daha çok yumurta üretebiliyor olması, yoksulluğun azaltılması ve kötü beslenmeyle mücadelede protein alımının artırılmasında önemli bir rol oynuyor.

Ayrıca, hasat öncesi ve sonrası kayıplarla mücadele eden çözümler var.

Örneğin, Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi (The International Maize and Wheat Improvement Centre, CIMMYT), 2016’dan beri Sahraaltı Afrika’da mahsulleri tahrip eden zararlı bir tırtıl türü olan “spodoptera frugiperda”nın etkisini azaltma yönünde çiftçilere yönelik uygulamaların belirlenmesi ve yaygınlaştırılması çalışmaları gerçekleştirdi.

Aflasafe’in gelişimi, bazı mahsullerin aflatoksin kontaminasyonunu önemli ölçüde azaltıcı potansiyele sahip. Halihazırda saha testleri yüzde 90 civarında bir düşüş gösteriyor. Bazı küfler tarafından üretilen bir zehir olan aflatoksinin bağışıklık sistemini baskılaması, kansere neden olması ve karaciğer hastalığına yol açması nedeniyle çok önemli.

Bununla birlikte söz konusu tarım uygulamalarının çevrenin uzun vadede korunumu ve iklim değişikliğinin etkileriyle mücadeleyle birlikte gerçekleştirilmesi gerekiyor.

Karbon ayrıştırmasının nasıl işlediğini anlamak için Uluslararası Tarımsal Araştırma Danışma Grubu’nun (CGIAR) yaptığı çalışmayı ele alalım. CGIAR araştırmaları, Hindistan’daki mahsul artıklarının yakılmasının azaltılarak koruyucu tarım uygulamalarına dönülmesi gibi bazı yöntemlerin karbonun toprakta ayrıştırılması için daha iyi sonuç verdiğini ortaya koydu.

Benzer biçimde, Sahel bölgesinde yürütülen bir program çiftçileri, bozulmuş araziyi restore etme, iklim değişikliğine karşı direnç sağlama ve çiftçilerin daha sürdürülebilir kırsal geçim kaynaklarına dönüşümlerini destekleme yönünde gerekli beceri ve destekle güçlendiriyor.

https://www.independentturkish.com/node/56711/d%C3%BCnyadan-sesler/afrika-ve-asya-d%C3%BCnya-n%C3%BCfusunu-10-milyara-%C3%A7%C4%B1karacak-peki-g%C4%B1da-sistemleri