ABHaber-Analiz: “Eleştiri Zamanı” Türk Medyasının AB sürecinde başarısızlığı ve yaşanan hayal kırıklıkları! Reviewed by Momizat on . Eski Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors ile Brüksel’de Türkiye-AB ilişkileri konusunda sohbet etmiştik.Delors’a Türkiye-AB ilişkileri niçin süreki kavga ve Eski Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors ile Brüksel’de Türkiye-AB ilişkileri konusunda sohbet etmiştik.Delors’a Türkiye-AB ilişkileri niçin süreki kavga ve Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Yorum Analiz » ABHaber-Analiz: “Eleştiri Zamanı” Türk Medyasının AB sürecinde başarısızlığı ve yaşanan hayal kırıklıkları!

ABHaber-Analiz: “Eleştiri Zamanı” Türk Medyasının AB sürecinde başarısızlığı ve yaşanan hayal kırıklıkları!

Eski Avrupa Komisyonu Başkanı Jacques Delors ile Brüksel’de Türkiye-AB ilişkileri konusunda sohbet etmiştik.Delors’a Türkiye-AB ilişkileri niçin süreki kavga ve sinir ortamından uzaklaştırılamadı? Niçin bir türlü sağlıklı ilişki tesis edilmedi sorumuza Delors,”AB’nin en önemli hatalarından birisi Türkiye dosyası oldu bu AB’nin yaptığı önemli yanlışlardan birisiydi” diye cevap vermişti.

Jacques Delors, özetle şunları söylemişti ‘’bazı AB üyesi ülkeler daha işin başında Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktı.Bu ise büyük bir yanlıştı.Türkiye konusunda AB’de fay hattı oluştu buna gerek yoktu.Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılmasıyla AB’nin Hıristiyan Birliği algısı uluslararası alanda güçlendi.AB Hıristiyan Birliği değildir.Türkiye’ye karşı çıkmakla büyük hata yapıldı.Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılması AB’de daha sonra sorun oldu.AB’de farklılaşmalar oluştu. Ancak maalesef Türkiye konusunda izlenen politika yanlıştı Fazla söze gerek yok her şey ortada”

Delors’un tespiti aslında Türk basını açısından önemli.Niçin önemli.Geçtiğimiz süreçte yapılan hataları yanlışları Türk basını sorgulamada başarısız oldu.Ya AB’ye tümüyle karşı çıktı.Veya tümüyle destekledi.İki taraf arasında yaşanan sorunların çözümü ve ilişkileri daha sağlıklı temele oturtulması konusuda Türk basını öneri getiremedi.Zaten gelişmelerden de haberi yoktu.Avrupa ve Ankara’da birkaç diplomat ve siyasiden alınan bilgilerle Türk basını AB sürecini izledi.

Gelinen nokta itibariyle Türkiye, yarım asrı aşkın bir süre sadece, AB’nin kapısının önünde bekletilmekle kalmıyor. Bazı üye ülkelerin politikacıları tarafından da hedef tahtasına oturtularak, sürekli eleştiri oklarının hedefi haline getiriliyor.Sürekli kavga ve sinir harbi yaşanıyor ilişkilerde.Herkes,Türkiye’nin ev ödevlerinde başarısız olduğundan bahsediyor.Ama kimse AB’nin yapması gerekenleri ağzına bile almıyor.Oysa Türk basını tıkanan süreç ile ilgili öneri getirmesi ve Ankara-Brüksel arasındaki kavga ve sinir ortamından uzaklaşılmasını sağlaması gerekiyordu.

Örneğin, vize serbestisi…

Bu konu yıllar önce AB tarafından halledilmesi gerekiyordu.Ama birlik, Türkiye’den akın akın insan gelir diye kapıları kapattı. Diğer ülkelere AB sürecinde kapılarını sonuna kadar açan AB, bazı 3. ülkelere bile bu kolaylığı çekinmeden uyguluyor. Ancak, sıra Türkiye’ye geldiğinde “yasak” diyor.

Kimse bundan bahsetmediği gibi, üstelik Türkiye’yi, “ şantaj” yapmakla suçluyorlar.

İşte tam burada, Türk Medyası sorunu tüm boyutlarıyla ele alacağına adeta mumla arar hale geliyoruz. Neredesiniz? Niye bu konuyu sorgulamıyorsunuz?

Çünkü Türk Medyasının bu ara işi çok…

Türkiye’deki her kurum gibi, “böl-parçala-yönet” politikasının sonucu ortadan ikiye bölündükleri için, birbirini yemekle meşguller. Üstelik bu bölünme, ülke için, halk için, demokrasi,daha şeffaf ekonomi ve siyasi yönetim için değil. Menfeat nedeniyle bölündüler. Dış haberler konusunda da böyle.Bir kısmı hükümete yakın olmaya çalışıyor. Diğer bir kısmı da AB ülkelerine yakın olmayı, onları haklı göstermeyi, “modernlik” olarak algılıyor. Birbirimizi kandırmayalım.

Görüleceği üzere Türk basını, AB ile ilişkilerde hayal aleminde yaşıyor. Çünkü, AB’yi bilmiyor ve tanımıyor. Halen Avrupa Konseyi ile Avrupa Parlamentosu’nu karıştıranların dışında, bilenlerin sayısı parmakla sayılacak kadar az.Bosna Hersek AB üyesi oldu diye haberler yapılıyor.Ne desek az.

AB sürecinde, birçok kurum, birlik normlarına uydurulduğu halde, Türk medyasının AB’ye uyumu hiç ele alınmadı. Konuşulmadı bile. Çünkü iktidarların işine gelmedi. Medyanın bilinçlenmesini, sendikalarına kavuşmalarını, işten atılma tehlikesinin ortadan kalkmasını istemeyerek, onlar üzerindeki belki hakimiyetlerini sürdürebilmek adına , AB normlarına uygun, yeni bir BASIN YASASI hazırlamayı akıllarından bile geçirmediler.

Bu nedenle de Türk medyasının bir kısmı körü körüne ya, AB’ye tepki gösteriyor ya da övüyor

Peki, gerçek ne?

Geçtiğimiz günlerde Merkezi ve Doğu Avrupalı gazetecilerinden bir heyet ,’’Merkezi ve Doğu Avrupa’’ ülkelerindeki siyasilerinin ”Mülteciler ve İslamla”  ”Türkiye’nin Avrupalı” olup olmadığıyla ilgi görüşleri konusunda ne düşündüğümüzü sordular.

Onlara anlatıklarımızı sizinle de paylaşalım:

”AB’de kurallar çalışıyor olsa; örneğin mülteciler ve Müslümanlarla ilgili açıklamaları (politikaları)  nedeniyle  ilk etapta Macaristan, Slovakya gibi ülkelerin üyelikleri (AB Temel Haklar Şartı ihlali) askıya alınırdı. En azından bu üllkelere bir yaptırım uygulanması gerekirdi.Polonya’daki gelişmeleri anlatmaya bile gerek yok. Bazı Merkezi ve Doğu Avrupalı siyasilerinin sanki AB’yi dağıtmak gibi misyonları var.

Merkezi ve Doğu Avrupa’daki siyasiler Mülteciler,bilhassa Müslüman göçmenler ile ilgili ifadeleri aslında bilinen ama bir türlü ifade edilemeyen gerçeklerin ortaya çıkarılmasına yardımcı oldu.Görüldü ki AB temel değerleri sadece kağıt üstünde kalıyor ve yine sadece sanki Türkiye gibi ülkeler için kullanılıyor.

Bu ülkeler, doğru dürüst AB kriterlerini karşılamadan, masa başında alınan siyasi kararla kısa bir sürede üye olduklarını çok çabuk unutuyor. Bu ülkelerin liderleri ise hayal aleminde yaşıyor. Hem kendi halklarına hem de Avrupalılara yalan söylüyor. Örneğin Müslümanlığın Avrupa’ya dışarıdan geldiğini söyleyerek.Avrupa’ya Hıristiyanlıkla birlikte Judaizm,Budizm…vs bütün dinler dışardan geldi.

Orban, ne çabuk unuttu 200 binden fazla Macarın,Komünizmden kaçarak ABD ve Avrupa’ya sığındığını. Müslümanlar asırlardır Avrupa Kıta’sında yaşıyor. Al-Anadlus (711-1492), Sicilya Emirliği (948-1091), Türkler 1371’de Thrace nehrini geçti. Balkanlar, Rusya, Kırım’da Müslümanlar asırlardır yaşıyor.

Popülizme gerek yok. Türkiye’ye, ‘Avrupalı değildir’ demek bu gibi liderlere mi kaldı. Bazı ülkelerin tetikçiliğini yapmayı bırakın.Sizin arkanıza saklanarak Türkiye’nin AB üyeliği karşıtı açıklama yaptıranları daha önce de gördük. Yunanistan’ı yıllardır AB’de Türkiye’ye maşa gibi kullandılar.Bunu da Yunan ve Rum politikacılar açık açık ifade etti.

Ayrıca, Avrupalı olma biletini siz mi veriyor sunuz? Size, “Türkiye Avrupa Kıta’sına ait değil” sözünü söyleme hakkını kim veriyor? Kimden alıyorsunuz bu hakkı? Siz kimsiniz? Sizler mi Avrupa Kıtası bileti veriyorsunuz? AB müktesabatında, Avrupa kıtasında bulunan hangi ülkelerin birliğe üye olabileceği, hangilerinin üye olamayacağı belirtiliyor mu? Veya AB üyesi bazı ülkeler mi Avrupalı olma hakkını kıtadaki diğer ülkelere veriyor? Hiç bir ülke, Avrupa Kıta’sında yer alan bir ülkenin, Avrupalı olup olmadığı konusunda sorgulama veya karar verme (vokasyon) hakkına sahip değildir.Türk halkı kendisini Avrupalı hissediyorsa Avrupalıdır, yoksa değildir.AB’nin ve (üye ülkelerin tek başlarına) ayrıca Avrupa Kıta’sını temsil etme hakkı da yok.”

Sevgili ABHaber okurları,Türkiye’nin AB sürecinde içine düştüğü durumu anlatmaya gerek yok. Yıllardır yazıp söylüyoruz. Süreç çökmüş durumda. Şimdi enkazın nasıl kaldırılacağının telaşı var. Hala, müzakere başlığı açmanın başarılı olacağını zannedenler var.Rüya alemindeler. 53 yıldır hem kendilerini hem de halkı kandırdılar. AB’den, dünyadan haberleri yok.Pozitif gündem,Avrupa Komisyonu ,Avrupa Parlamentosu raporlarıyla süreci ileriye taşıyacağını zannediyorlar.Bu saatten sonra 23. 24. başlığı açsanız ne olur.Güldürmeyin insanları.AB, Kıbrıs’ta garantilere karşı olduğunu belirten bir karar da almaya hazırlanıyor. Devam edin, kafaları kuma sokmayı. 53 yılı geçen sürede hiç bir şey öğrenilemediğini böylece bir kez daha anlıyoruz. AB’yi öğrenmeden, dilleri çözülüyor, hergün açıklama yapıyorlar.

AB genişlemesi artık tarih oldu. AB’nin ne olacağı belli değil. Türk bürokrasi ve siyasetçisi ise müzakere başlığı açmanın büyük başarı olduğunu sanıyor. Türk halkına “AB’ye üye olacağız” görüntüsü veriyor.

Rüya görüyorsunuz. AB bu haliyle yoluna devam edemez. AB, ilk önce kendisi ne olacağına karar versin. Avrupa Parlamentosu’ndaki Polonya tartışmasına bakın.Alman Frankfurter Rundschau’nun, “Macaristan ve Polonya gibi Avrupa değerlerine veda edenler olduğu” haberini okuyun.

2.AVRUPA BİRLİĞİ

Brüksel’de, daha az üyeli, yeni kurallara sahip ve dengeli bir tutkuyla kurulacak “2’nci AB” çok daha iyi olur görüşü ağırlık kazanmış durumda. Bizimkiler ise tam üye olma derdinde, tam bir komedi. Peki, Türk Medyası bu gelişmelere ne diyor? Bilen var mı? Gelişmelerden her zaman olduğu gibi haberleri bile yok.Çıkın söyleyin Türkiye ne yapması gerekiyor…

Hala Avrupa Komisyonu ilerleme raporlarını ele geçirmeye, “önce ben aldım” yarışındalar, zavallılar. Dış haberlere sadece bir cümle ayıran Türk medyasına çalışan gazeteciliği de bu zannediyorlar. İçeriğiyle değil, zarfıyla meşguller. Bu işler biteli yıllar oldu. Güya bunlar diplomasi muhabiri ve AB’de görev yapan Türk Gazetecileri. Tam bir tiyatro oyunu. 50 yıldan fazla AB kapılarında beklememizin ayrı bir nedeni de, Türk basının AB ile ilişkilerde içinde düştüğü acıklı durum.O nedenle, ne ilerleme raporu. Kimi kandırıyorsunuz. AB tiyatrosunu mu oynuyorsunuz?

Türkiye’nin AB üyeliği 2004 yılı itibariyle bir başka bahara bırakıldı.Türkiye AB’ye üyelik müzakerelerine tam üyelik hedefiyle başlamadı. AB kapısına bağlanıp kontrolde tutulmak için aday yapıldı.Herşey ortada.

Geçtiğimiz Temmuz ayında İtalya Dışişleri Bakanı Gentiloni, “ Brüksel’de başka bir plan üstün geldi. 7-8 yıl önce Türkiye ile diyalog kapısı kapatıldı” dedi.

Avusturya Başbakanı ise “ AB-Türkiye müzakere süreci diplomatik bir kurgu” açıklamasını kısa bir sure önce yaptı. Daha ne denmesini bekliyorsunuz? Buyurun araştırın.

Sevgili ABHaber okurları;

AB’de genişleme bitti. Gündemde bile yok.AB varoluş krizinde çözmesi gereken birçok sorun var.Euro,mülteci krizi Brexit….vs. AB’nin ne olacağı belli değil.Biz hala AB’ye girme derdindeyiz.Bu iş bitti. Uyanın… AB, ne olacağına ilk önce kendisi bir karar vermeli. Ondan sonra oturulur, konuşulur.

Şu aşamada yapılacak tek iş Gümrük Birliğinin acilen güncelleştirilmesi.Türkiye-AB ilişkilerinin tam merkezine ticareti almak gerekiyor.Diğer konulara uğraşmaya kalkmak boşuna kürek çekmekle eşdeğer. Yıllardır bunları söylüyoruz.Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun Avrupa Konseyi ile ilişkilere öncelik vermesi doğru yönde atılmış bir adım.Şimdilik Avrupa ile siyasi işleri Avrupa Konseyi aracılığıyla götürmekte yarar var. AB ile sadece ticareti konuşmak lazım o kadar.

Yeri gelmişken hemen söyleyelim.Bugüne kadar Türkiye’nin AB sürecinde izlediği politika; “ şahin” olup, haddini bildirme veya AB’nin önüne koyduğu önerileri kabul edip işi savsaklayarak ileriye erteleme şeklinde oldu. Sonuçlar ortada.Birkaç bürokratla bu işler bugüne kadar getirildi.Daha dün komünist blokta yer alan ülkeler her gün medya aracılığıyla Türkiye’ye AB dersi veriyor.İçine düştüğümüz durumu görüyor musunuz?

AB süreci, Türkiye’de iş başına gelen hükümetler tarafından, iç politikaya yani oy’a alet edildi. Zaman zaman AB’ye karşı sesini yükselterek içerdeki AB karşıtlarını memnun etti.Ancak kapalı kapılar ardında farklı şeyler anlattı. İlişkilerin önünü açmak için doğru dürüst bir şey üretilemedi. AB önlerine koydu onlar da kabul etti.1963’den beri süreç bugünlere böyle geldi.

Vize serbestisi de böyle…

AB, Geri Kabul Anlaşmasını Türkiye’ye imzalatmak için Türk bürokratlar aracılığıyla hükümeti “vizeyi kaldırıyoruz” diyerek masaya oturttu.Böylece Türk Hükümeti vize konusunda yanlış yönlendirildi. Oysa, AB’nin Türkiye’ye uyguladığı vize, haksız,hukuksuz ve AB kararlarına aykırıydı.Türkiye, masaya oturmadan önce en azından işadamları, sanatçılar, bilim adamları, akademisyenler ve öğrenciler için, vizelerin hemen kaldırılmasını isteyebilirdi. Bu bile yapılmadı. Gümrük Birliği masaya sürülebilirdi. Bu da yapılmadı.

Sevgili ABHaber okurları;

Türkiye’de bunları yapacak,AB ile müzakere edecek , siyasetçi ve bürokrat sınıfı yok.Bu işler birkaç kişiye kalmış.Bunları sorgulayacak ‘Medya’ da yok. Körler, sağırlar birbirini ağırlar kabilinde bu iş böyle gelmiş ve gidiyor.Görüleceği üzere Türkiye’nin AB süreci birkaç bürokratla bugüne kadar getirildi. AB’ye ona buna  kızmanıza gerek yok.Merkel aldı dosyayı eline Türkiye’ye geldi. Geri Kabul Anlaşması imzalandı.O kadar.Türkiye bugüne kadar hangi sorununu AB ile bu şekilde çözebildi? Çözemez.

İşin özetini söyleyelim sırası gelmişken. Türk siyaseti, 50 yıldan beri hem kendi hem de bürokrasinin içini boşalttı. FETÖ’ye de kızmanıza gerek yok.Bugün FETO yarın FEKO…Demirelci, Ecevitçi, Özalcı, Çillerci, Yılmazcı, Gül, Davutoğlu,Erdoğancı …vs diye bugünlere geldik. Liyakat,ehliyet,tecrübe bir kenara bırakıldı.Geri Kabul Anlaşmasını müzakere edilmesi kararını alan siyasetçi kim? Bürokratlar kim? Buyurun bunu açıklayın.

İktidardan birini tanıyorsanız en büyük AB uzmanı olup çıkarsınız. Gelinen noktayı anlatmak için FETO olayı, en güzel örnek.AB politikası 2000’li yılların başından itibaren bilhassa 2004’ten sonra 17-25 Aralık’a kadar bunlar tarafından belirlendi.AB ile ilişkilerin çöküşünde siyasi,bürokrat,sivil toplum örgütü, basın, akademisyen…vs herkesin sorumluluğu var.

Şimdi Rum Dışişleri Bakanı Kasoulides,”müzakerelerde olumlu ilerlemeler kaydedilebilmesi Türkiye’nin olumlu tavrına bağlı” diyor.Hala müzakerelerden medet umuyoruz.2005’te başlamış. Aradan geçen yılllara bakın, halen kapılarda avutuluyoruz. Türk basını ise hala Avrupa Komisyonu Türkiye raporunu ele geçirmekle meşgul!

Ancak basın olarak,iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor.Hep beraber çok ama çok büyük hatalar yaptık.

Süreçte gelinen noktadan basın da sorumlu. Daha kısa bir süre önce Johannes Hahn,Ankara’da temaslarda bulundu.Şimdi Türk basınından birisi Hahn’a,’Avusturya başbakanı, Türkiye AB müzakere süreci   diplomatik kurgu’,’Avusturya dışişleri bakanı Türkiye AB üye olamaz diyor. “Avusturyalı bir AB bürokratı siz de Türkiye-AB arasında süreci ilerletmekten bahsediyorsunuz. Burada bir çelişki yok mu?” sorusunu sorabilmeliydi. Ne Türkiye’de ne Brüksel’de ne de Avrupa’da, Türkiye-AB sürecine hakim olan gazeteci yok.

Daha önceki kuşaklardan süreci bilen gazeteciler belki vardı.Onlar da köşelerine çekildi. Basının içine düştüğü ekonomik durumdan veya başka nedenlerden dolayı.Bunları bilemiyoruz.Bizim dile getirdiklerimizi (Türk basının AB ile ilişkilerde içler acısı halini) aslında ilk önce onların yazması gerekiyordu!

AB gibi diğer konularda aynı.Brüksel’de çok deneyimli bir Fransız Gazeteci, “her şeyi anladım da Türkiye’nin Suriye’de nasıl tuzağa düştüğünü anlamadım” diyor. Türkiye bu tuzağa nasıl düştü sorusunun cevabını size bırakalım.

Evet sevgili ABHaber okurları;

Biz buyuz.Fransız, İngiliz, Amerikan  televizyonlarında Ortadoğu sorunuyla ilgili tartışmaları izleyin. Birde Türk televizyonlarına bakın.Tv seyretmiyorsanız gazetelere gözatın yeterli.Türkiye’nin Ortadoğu’daki gelişmelerden ne kadar uzakta olduğunu, Fransız ve İngiliz basınındaki haberlerden anlıyorsunuz.

Avrupa Komisyonu’nun günlük basın birifinglerini internetden izleyebilirsiniz. Şöyle bir bakın Fransız,İngiliz,Alman gazetecilerin sordukları sorulara, birde Türk basının sorduklarına. Herşey ortada, AB’den haberimiz yok.

Türkiye’de, Brüksel’de veya Avrupa’da, AB’yi sorgulayan, niçin Türkiye’nin üyeliğine itiraz edildiğine cevap arayan haber bulmanız çok zor. Oradan buradan toplanmış bilgilerle gazetecilik yapılıyor.Buna, “ tatlı su gazeteciliği “ desek yanlış olmaz.

Demirel,Ecevit,Özal,Çiller,Yılmaz’ın uçaklarından inmeyen gazetecilerin kulakları çınlasın.Şimdilerde Türkiye’nin AB ile ilişkilerde geldiği durumu eleştiriyorlar.Ancak kendileri, gelinen bu durumun sorumlularının başında geliyor. Uçaklarına bindikleri liderlerin AB’yle olan ilişkilerini sorgulayamadılar. Zaten neler olduğunu bilmiyorlardı.Bu da bir ayrı acı gerçek.

Sözüm ona AB’yi çok iyi bilen bir iki Türk bürokratın, “Türkiye, Hırvatistan gibi AB reformlarını yerine getirirse üyelik yolu açılır” sözleri aklımıza geldi.Güya Türkiye’nin AB ile ilişkilerine en hakim bürokratlarının görüşleri maalesef bu.Ne desek boş.Bu çerçevede o kadar verebileceğimiz örnekler varki.Bu bürokratlar sayesinde (bunların içinde süreci çok iyi bilen sayıları az da olsa bürokratlar da vardı.Bununda altını önemle çizmek zorundayız)  Türkiye-AB süreci bugünlere geldi.Hükümetle yakın temasınız,bir yabancı dil bilmeniz,Avrupa Komisyonu’ndan birkaç bürokrat tanıdınız mı herşey tamam.Bu işler böyle gelişti bugüne kadar.Türk bürokratlar da Türk basını gibi hayal aleminde yaşıyor.Kimsenin AB gerçeklerini sorgulaması diye bir şey yok.Gelinen nokta kimi tatmin ediyor? FİYASKO.FİYASKO.FİYASKO.

1963’ten bugüne bir bakalım.Vize serbestisi konusunda büyük yanlış yapan siyasetçi ve bürokratları sorgulayan bir gazeteci var mı? Yanlışa yanlış demezsek nasıl doğru yolu bulacağız? Bunlar dile getirilmezse daha sonra gelenler de aynı yanlışları yapmaya devam ederler.Vize müzakereleri baştan aşağı yanlıştı.Bakın Türkiye’nin şu aşamada doğru dürüst Gümrük Birliği’ni müzakere edecek bir ekibi yok. Bu işlerin tüm boyutuna hakim AB’ye öneri getirerek müzakere edecek bürokrat ve siyasetçi var mı?

Abdulllah Gül, Dışişleri Bakanı iken NATO’da düzenlediği basın toplantısında Brüksel’de görev yapan bir gazeteciye, “ Burgenstock’taki Kıbrıs müzakerleriyle ilgili yaptığın haberler gerçek dışı” deyince gazeteci utancından salonu terketti. Ama onun bir suçu yok. O’nun haberini İstanbul’da yayınlayan redaksiyon ve dış haberler müdürü asıl suçlu. Biz buyuz.”Avrupa Komisyonu raporunu ele geçirdik”..vs. Boş işlerle uğraştık.

Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanıyken, havaalanından arabasına alıp oteline kadar getirdiği ve AB brifingi aldığı gazeteciye gözaltı kararı verilmiş.Bu işlerde bir yanlış yok mu? FETO’nun AB’yi kullanarak süreci getirdiği nokta herkesin gözünün önünde.Balyoz,Ergenekon davalarına AB’den su taşındı.Basının bir kısmıda buna sustu.Bir kısmı ise onlarla hareket etti.Aslında herkesin suçu var.Susanlar da onlara bir anlamda destek vermiş oldu.Bu davalarla ilgili birçok suçsuz insanın başına gelenleri söylemeye gerek yok.Kim verecek bu haksızlıkların hesabını?

Balyoz,Ergenekon davalarının başında. Avrupa Komisyonu’ndan üst düzey bir bürokrat, bizimle görüşmek istedi. Kendisine o gün söyledigimiz sözleri bir kez daha tekrarlayalım.

“Adil yargılama hakkı ortada yok.Gizli tanıklar şunlar bunlar ile uzun tutukluluklar. İnsanlar bir hiç uğruna hapislerde yatıyorlar. Sizde AB olarak bu yanlışa ortak oluyorsunuz”

Sonuç ortada. Ne oldu? Bugün de darbe girişiminden yargılananlara adil yargılama hakkı verilmesi lazım.İnsanlar suçsuz yere hapiste yatmaması lazım.Uzun tutukluluk süreleri,gizli tanıklar ….vs bunların hiç birinin Avrupa müktesebatında yeri yok.Adil yargılama hakkı herkese ayrım gözetmeksizin tanınmalı.

İnternetten bakın.Türk gazetecilerin Avrupa Komisyonu’nda sorduğu sorulara, birde Alman,İngiliz Fransız …vs gazetecilerin sorularına bakın.AB’de vize konusunda Türkiye karşıtı bir algı oluşturmak için nasıl soru sorulur öğrenin.Oyun böyle oynanıyor.AB ilişkiler daha açık bir ifadeyle dış politika takım oyunudur.Bu işlerin (Türkiye-AB süreci)  birkaç bürokratla götürülemeyeceği 53 yıl geçtikten sonra hala anlaşılamadı mı?

İngiltere’nin Brexit referandumu sırasında Türkiye’nin AB üyeliği karşıtlığına ne denmeli.Oysa Türk basınında yıllarca İngiltere,Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor,Fransa ise Türkiye’nin AB’deki avukatı diye haberler yazılıp çizildi. Kimse tüm bunları sorgulamadı.Aynen Türk bürokrat,gazeteci ile siyasetçinin, ‘Türkiye Avrupa’ya ait değil’ söylemleri karşısında ‘size bu hakkı kim veriyor’ diye sorgulamadığı gibi.

Evet Sevgili ABHaber okurları, Türk basını AB ile ilişkileri es geçti.Ve gelişmeleri algılayamadı. Gidene ağam gelene paşam mantığıyla süreci takip etti.Köşe yazarlığı, her konuda uzman bir gazeteci nesil yetiştirilmesini engelledi.Türk basının AB’yi kavrayamamasının açık bir ifadeyle çöküşünün mihenk taşıdır ‘köşe yazarlığı sistemi’.Oysa AB’de veya ABD’de sistem böyle değil.AB’nin Başkenti Brüksel’de veya Strasbourg’da gazeteciliğe başladığınızda sizi eğiten kimse olmadı.Yazı işleriniz sizi gerektiği gibi yönlendirmedi. Çünkü onlar da Brüksel ve Strasbourg’u sadece filmlerde görmüşlerdi. O nedenle buralarda nasıl gazetecilik yapılacağını size anlatan olmadı. Kendi çabalarınızla Gazeteci ünvanı aldınız.

AB’ye aday olduk ama TRT ve AA gibi resmi kurumlarda dahi AB uzmanı gazeteci yetiştirmedik. AB programları yok.Dolayısıyla ile bu kurumlarda genç AB uzmanı gazeteci yetiştirecek kimseler de yok. Bu, dün de yoktu bugün de yok.Bu nedenle de AB’de Türkiye’yle ilgili oynanan oyunu ortaya koyan haberleri okumak mümkün değil.Brüksel’de görev yapan resmi ve özel gazetelere çalışan gazetecilerin çoğu görevden alınma korkusu ile idare-i maslahat yaptı.Tatlı su gazeteciliği.Başıma bir şey gelir mantığı veya bilgisizlik. Türkiye’de AB sürecini bilen gazeteci (tüm yönleriyle hakim olan) yok denecek kadar az.Brüksel’de çalışıp Ankara’ya dönenleri ise gören, değerlendiren yok.Bu süreçte hepimiz hatalıyız.

AB sürecinde ya şahin olacaksınız.Veya AB’nin önünüze koyduğu metni kabul edip işi savsaklayıp geçiştireceksiniz.Türk siyaseti ve bürokrasisi tarafından bugüne kadar Türkiye AB süreci böyle idare edildi.Türkiye’nin AB sayesinde siyasi,sosyal,ekonomik…vs   kazanımları oldu.Ama ne pahasına? 10 verdiyse 2 aldı. Sorun burada. Türkiye, verdiğinin hemen hemen çok azını aldı.

Bakın TÜSİAD,TOBB, İKV.. vs sivil toplum örgütleri AB sürecinde ne yapıyor.? Ve ne yapması gerekiyor?Basında bu konuda bir yazı okudunuzmu.Herkes kendi kafasına göre bir şey yapmaya çalışıyor.O kadar.Koskoca TOBB AB ile ilişkilerde bugüne kadar ne yaptı? Verheugen danışman alındı.Peki Verheugen Türkiye’nin AB sürecine nasıl yararlı olur bu soru soruldu mu? Verhuegen danışman alındıktan sonra ne yaptığı ve yapması gerektiği sorgulandı mı? Sorgulayamaz.Kimsenin gelişmelerden haberi yok.

Gelinen nokta itibariyle tüm bu sivil toplum kuruluşlarınında baştan aşağı sorgulanması lazım.Çünkü AB sürecinde ilerlemek isteniyorsa herkesin, (bürokrat,politikacı,sivil toplum, medya…vs) görev tanımının sıfırdan yeniden tanımlanması gerekiyor.

Türkiye, AB üyesi olmak istemese bile AB ile ilişkilerde yeniden bir sistem kurması lazım.AB ile ilişkiler, bir takım oyunudur.Almanya,Fransa,İngiltere …vs bunlara bakmak lazım.Türk bürokratı AB tarafı ile masaya oturunca kendini Türkiye’yi kurtaran şövalye gibi görüyor.Bu oyun birlikte oynanmazsa sonuç alınamaz.Bugüne kadar alınmadığı, 53 yıl sonra anlaşılmadıysa da söyleyecek bir şey yok.AB tarafıyla masaya oturan Türk bürokrat, tek başına veya birkaç kişiyle bu işe başaramayacağını, sorununun sistem olduğunu artık anlamalı.Yoksa sonuç bugün de yaşadığımız gibi FİYASKO olur.

Türk basını AB sürecini tercümanlık yaparak geçirdi.

Türk basınında, sayıları çok az da olsa, AB ile oynanan oyunu bilen gazeteciler çıktı.Ancak onlarda farklı gerekçelerden dolayı tutunamadı.

Vize serbestisi için müzakerelerin başlamasından sonra, hiç Katma Protokol, Lüksemburg AB Mahkemesinin vize kararlarını Brüksel’de komisyon sözcülerinin birifingi sırasında soran bir Türk gazeteci var mı?

Türkiye, AB üyesi olsa da olmasa da, AB ile ilişkilerin teori ve pratiğine hakim olan, mevzuatı takip eden gazeteciler yetiştirmek zorunda.Yine Türkiye ABD,İngiltere,Almanya, Rusya,Çin,Ortadoğu konusuna çok iyi hakim gazeteciler yetiştirmek zorunda. Bu işe de ilk önce TRT ve AA’dan başlanması gerekiyor.

İngiltere’nin, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduğu, vize serbestisi müzakereleri ve Brexit referandumu sırasında ortaya çıktı.Oysa İngiltere ve diğer AB ülkelerinin Türkiye’nin AB üyeliğini lafta desteklediğini yazan kaç tane Türk gazeteci var?

Avrupa’da İtalya, Fransa, Belçika ve Almanya’da bazı gazeteler yeni bir uygulama başlattı. AB ile ilgili yaptıkları bazı haberleri artık paylaşıyorlar ve ortak kullanıyorlar. Böylece etkileme sahasını ve daha çok insan tarafından okunma şansını artırıyorlar.

Türk basını Türkiye-AB ilişkilerinin sinir ve kavga ortamından nasıl uzaklaştırlacağına kafa yorması lazım.Ama nerede.

Gelişen dünya koşullarında Türkiye’nin AB’ye AB’ninde Türkiye’ye ihtiyacı var.Süreci ilişkilerin merkezine ticareti alarak ilerletmek lazım.Yeniden söylüyoruz ilişkilerin çok acilen sinir ve kavga ortamından uzaklaştırılması gerekiyor.Burada basının yaratacılığına ihtiyaç var.

“Türkiye’nin AB üyesi olamayacağını ben biliyordum” demek, tek başına bir anlam ifade etmez. Çözüm önerileriniz ve ne yapılması gerekiyor? İşte soru bu.Bunun cevabını Ankara’dakiler değil, ilk önce Brüksel’de AB kurumları koridorlarında yaşayanların vermesi lazım.

Tabii ki, tatlı su gazeteciliğine son vermek şartıyla…

Scroll to top