ABD-AB ve Rusya denkleminde Türkiye Reviewed by Momizat on . Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde parametreler ciddi şekilde değişebilir. ABDULMELİK Ş. BEKİR Klasik dünya sisteminin yaşadığı kriz giderek Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde parametreler ciddi şekilde değişebilir. ABDULMELİK Ş. BEKİR Klasik dünya sisteminin yaşadığı kriz giderek Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Görüş / Makaleler » ABD-AB ve Rusya denkleminde Türkiye

ABD-AB ve Rusya denkleminde Türkiye

Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde parametreler ciddi şekilde değişebilir.

ABDULMELİK Ş. BEKİR

Klasik dünya sisteminin yaşadığı kriz giderek derinleşiyor. Sistemin 20. yüzyılda üzerine oturduğu dengeler ciddi sarsıntılar geçiriyor. Depremin ana merkezi olan Ortadoğu’da yaşananlar da bu sürecin sancılarıdır. Son yıllarda bu sancılar Afganistan, Irak, Suriye, Yemen, Libya gibi ülkelerde tabiri caizse iç kanama şeklinde cereyan ediyor. Küresel güçlerin çıkarlarının öncelendiği bu süreç, yeni ittifak ve ihtilaflar ile yerel güçler bağlamında eksen kaymaları ve taraf değiştirme arayışı olarak önümüze çıkıyor.

Türkiye’nin eksen kayması

Bu bağlamda durumu en dikkat çekici ülkelerden biri Türkiye’dir. Türkiye’nin eksen kayması daha önce dönem dönem gündeme gelse de son dönemlerde daha sık tartışılır oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın NATO’dan çıkma ve buna alternatif olarak Şengay Beşlisi’ne dahil olma yönündeki çıkışları ve Suriye meselesinde Rusya ile geliştirdiği ilişkiler konuyu kuvveden fiile çıkardı. Buna AB ile yaşanan sorunlarını da eklediğimizde önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde parametreler ciddi şekilde değişebilir.

Rusya’yla ilişkiler

Türkiye, bir yıl önce Rusya’nın savaş uçağını düşürdü. Bir hafta önce de muvazzaf bir polis tarafından Rus Büyükelçi öldürüldü. Üstelik Rusya, Türkiye’nin Suriye’de Fırat Kalkanı adıyla operasyon yapmasına da yeşil ışık yaktı. Daha önce koyduğu ekonomik yaptırımları da kademeli olarak kaldırıyor. Bu avantajlar iktidar ve medyası tarafından bolca işleniyor. Peki, Türkiye bunun karşılığında Rusya’ya ne verdi? Her halde Rusya, Türkiye’ye; “Komşu, bizim uçağı düşürdün, bir de muvazzaf polisiniz tarafından korumanız gereken elçimiz öldürüldü. Size çok teşekkür ederiz, bunun karşılığında Suriye’ye girebilirsiniz. Alın ekonomik ambargoyu da kaldırıyorum. O çok önemsediğin Kürt meselesinde de istediğini veriyorum” demez.

Demediğine göre de sahi bu alış verişte Rusya’nın kazancı ne? İşte tam burada soru cevap beklerken, birden sosyal medyanın fişi çekiliyor, internet yavaşlıyor, denetlenebilir mecra haline getirilen TV’lere sonradan türeme uzmanlar doluşuyor. İyi güzel de, Türkiye toplumuna böylece çare bulundu, ya Rusya? Yarın verilen sözler yerine getirilmediğinde neyle karşılaşacak ülke? “Ne olacak, doğal gaz olmazsa tezek yakarız” resti ile iş kotarılacak mı? Uçak ve elçi meselesinden sonra köprünün altından akan sulara ne olacak? Şimdilik bir cevap alamadığımız için internetin fişi de çekilmeden sorulara son verelim.

Rusya dünya siyasetinde büyük oynuyor. 2015 yılı itibarıyla tüm ağırlığıyla Suriye üzerinden Ortadoğu’ya döndü. Elde ettiği olanakları ustaca kullanıyor. Küçük meseleleri toplayarak büyük bir avantaja çevirmeye çalışıyor. Onun için uçak ve elçi meseleleri, Türkiye-IŞİD ortaklığına ilişkin BM’ye sunduğu belgeler, Kürt politikası gibi birçok konu karşılığında Türkiye’den içinde çok şey bulunduran tek şey istiyor: Eksen değiştirmesini. Bu bağlamda NATO’dan ayrılmayı dayatıyor. AKP iktidarı bu sözü vermişse yerine getirmek zorundadır. Yerine getirmezse yukarıda sıraladığımız küçük meselelerin her birini yüzle çarparak Türkiye’nin önüne konacaktır. Rusya, uçak ve elçi meselelerinden vazgeçmiş ise, Suriye’ye girişinize izin vermiş ve ekonomik yaptırımları kaldırıyorsa mutlaka ciddi sözler aldığı içindir. Aksi abestir. Ve tüm bunları sadece yenilmeye mahkum birkaç grup ÖSO elemanının Halep’ten çıkışına karşı yapmaz. Bu sadece Rusya’ya verilen sözlerin iyi niyet bayanı babında ele alınabilir. Gerisini şimdilik öğrenemezsek de peyderpey pratikte göreceğiz. Ayı ile bir kere dans başladı!

ABD-AB ile ilişkiler

Bir de madalyonun öbür yüzü var. Rusya ile ilişkilerin, ABD-AB ile ilişkilerde yaratacağı komplikasyonlar. Türkiye-Rusya yakınlaşmasının ABD ve AB’yi ciddi şekilde rahatsız ettiğini zaten bu ülkeler tarafından saklanmıyor. Nitekim iki ülke arasındaki yakınlaşma arttıkça homurdanmalar artmaya başladı. ABD Ankara Büyükelçisi Bass’ın hafta sonu bir gazeteye verdiği mülakatın satır aralarında ABD’nin rahatsızlığını ve konuya ilişkin uyarılarını diplomasi dilinde henüz nazik sayılacak bir tonda veriyor. Önümüzdeki dönemde Rusya-Türkiye yakınlaşmasının gelişim seyrine göre bu cenahtan itiraz seslerinin daha da yükselmesi beklenebilir.

Türkiye, ekonomi ve savunma sanayi ve sistemi başta olmak üzere birçok konuda büyük oranda ABD ve AB ülkelerine bağımlı. Yine bu odağın NATO gibi merkezi mekanizmalarına dahildir. Ne Türkiye öyle kolayca bu eksenden kopabilir, ne de bu eksen Türkiye’yi kolay bırakabilir. İş ciddiye bindikçe ABD ve AB ekseninde Türkiye’ye yönelik rahatsızlık da bazı alanlarda pratik adımlara dönüşebilir. Türkiye, ABD-AB karşılıklı bağımlılığına bakıldığında oldukça büyük bir güç dengesizliği olduğu görülüyor. Türkiye, öteden beri Rusya ve ABD-AB arasındaki rekabeti değerlendirerek jeopolitik ve jeostratejik konumunu bir koz olarak kullandı, kullanıyor. Buna ağırlıkla AB’ye karşı kullanılan mülteci sorunu da geçici bir koz olarak eklenebilir. Hali hazırda Türkiye iki kozunu da masaya sürmüş durumda. Bu anlamıyla ABD ve AB’nin bölgedeki politikalarını zorladığını da görmek gerekir. Bu zorlanma ABD-AB’nin Türkiye’nin bölge politikalarını kabul etmeye yeter mi, bilinmez. Ancak şu an görünen ABD-AB, Türkiye’nin Ortadoğu politikalarına gelmekten ziyade, Türkiye’nin kendi politikalarına gelmesi için sabrettikleri olasılığı daha baskın.

Türkiye’nin elindeki tek koza karşı ABD-AB’nin birçok kozu mevcut. Bunun en başta geleni, ekonomidir. AB ülkelerinin uygulayacağı olası bir ekonomik ambargonun Rusya’nın uyguladığı ambargoyu kat be kat aşan sonuçları olacaktır. Nitekim son dönemlerdeki restleşmelerin yansımalarının vahameti ortada. Türkiye ithalatının ve ihracatının yarısının AB ülkeleriyle olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bunun yaratacağı etki ve sonuçları daha iyi tahmin edilebilir. Yine Türkiye savunma sisteminin tamamıyla bu ülkelere bağımlılığı da akılda tutulmalıdır. Bununla birlikte ABD’nin özellikle ikinci körfez savaşında Türkiye ile yaşadığı tezkere sorunundan sonra bölgede farklı alternatiflere giriştiği hatırlanmalıdır. Nitekim Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen ABD’nin Federal Kürdistan Bölgesi ile geliştirdiği ortaklık, son yıllarda Demokratik Suriye Güçleri (SDF) ile ilişki geliştirmesi, Başika meselesinde Irak Merkezi Hükümeti’nden taraf tutması, Türkiye’nin her istediğinin kabul edilmeyeceğine dönük önemli işaretler.

ABD-AB, Türkiye’yi NATO ülkesi ve kendine tabi olarak değerlendiriyor. Rusya ile ilişkileri Türk devletinin tavrından ziyade AKP hükümetinin dönemsel tercihi olarak ele alıyor. Sabırdan kast ettiğimiz de bu. Bu konuda Türkiye’nin olası eksen kayması ya da aynı anlama gelmek üzere NATO’dan ayrılmasına karşı ciddi reaksiyonları olacaktır. Türkiye’nin Rusya’ya verdiği sözler karşılığında ilişkileri geliştirmesine paralel olarak ABD-AB’nin Suriye başta olmak üzere Ortadoğu politikasında önümüzdeki dönemde yeni değişiklikler olabilir.

Özellikle İsrail-İngiltere eksenli ABD destekli gelişmeler beklenebilir. Türkiye’nin Rusya cenahına kaymasına karşı, Suriye ve Irak’taki Sünnilerin hamiliğini Ürdün’e bırakılması gibi. İsrail ve Ürdün’ün ilişki biçimi göz önünde bulundurulduğunda ve bir süredir İngiltere ve İsrail tarafından Yeni Suriye Ordusu adı altında askeri bir gücün eğitildiği de düşünüldüğünde bu opsiyon bir öngörü olmanın ötesine geçiyor.

Bir de yeni yılla birlikte Trump’un direksiyona geçmesiyle, Suriye’de çarşı daha da karışabilir. Bekleyip göreceğiz.

Gazetekarınca

Scroll to top