femdom-mania.net femdom-scat.net hot-facesitting.com
AB, yeni dönemde Türkiye’yi nasıl görüyor: Aday üye mi, imtiyazlı ortak mı yoksa düşman komşu mu? (infografik) Reviewed by Momizat on . Türkiye-AB ilişkileri üzerine çalışan en önemli akademisyenlerden sayılan, siyaset bilimci Prof.Dr. Wessels, İstanbul’da katıldığı panelde; Brexit sonrası AB iç Türkiye-AB ilişkileri üzerine çalışan en önemli akademisyenlerden sayılan, siyaset bilimci Prof.Dr. Wessels, İstanbul’da katıldığı panelde; Brexit sonrası AB iç Rating: 0
Buradasınız: AB Haber » Manşet » AB, yeni dönemde Türkiye’yi nasıl görüyor: Aday üye mi, imtiyazlı ortak mı yoksa düşman komşu mu? (infografik)

AB, yeni dönemde Türkiye’yi nasıl görüyor: Aday üye mi, imtiyazlı ortak mı yoksa düşman komşu mu? (infografik)

Türkiye-AB ilişkileri üzerine çalışan en önemli
akademisyenlerden sayılan, siyaset bilimci Prof.Dr. Wessels, İstanbul’da
katıldığı panelde; Brexit sonrası AB içindeki güç dengeleri ve Türkiye’yle
ilişkiler konusunda önemli çözümlemelerde bulundu

Bir dönem Türkiye’de en önemli gündem maddesiydi. Türkiye
Avrupa Birliği üyesi olacak, “mutlu ve güvenli bir geleceğe” kanat açacaktı.
Adeta bir cennet vaadiydi AB… Hem de sadece Türkiye için değil bütün Avrupa
halkları için, Nazım’ın bambaşka bağlamdaki dizesiyle “motorları maviliklere
sürme” hayaliydi. Demokrasi, refah, sosyal güvence hepsi AB’yle birlikte
gelecek, tek ve birleşik Avrupa’nın halkları barış ve gönenç içinde
yaşayacaktı. Artık Avrupa’da bu “Şirinler köyü” masalına inanan pek kimse
kalmadı. AB’nin yaldızları dökülürken Türkiye – AB ilişkileri de giderek daha
kötüye gitti. Üstelik AB’nin üç önemli gücünden biri olan Britanya da Brexit
yönünde irade koyunca AB’nin geleceği iyice belirsizleşti.

İşte bu ortamda İstanbul’da düşünsel değeri yüksek bir
toplantı gerçekleşti. Türkiye ve Avrupa arasındaki akademik, sosyal ve kültürel
bağları güçlendirmeyi hedefleyen Sabancı Üniversitesi-İstanbul Politikalar
Merkezi (İPM)–Stiftung Mercator Girişimi’nin düzenlediği panelde Türkiye – AB
ilişkileri alanında Avrupa’da en önde gelen akademisyenlerden biri olan Prof.
Dr. Wolfgang Wessels önemli bir sunum gerçekleştirdi. IPS Akademik İşler
Koordinatörü ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Senem Aydın Düzgit’in
koordinatörlüğünde düzenlenen panelde ODTÜ’den Prof. Dr. Atila Eralp de yer
aldı. Alanında yetkin isimlerden oluşan sınırlı bir dinleyici grubuyla
düzenlenen toplantıda gerek sunumlar gerekse oturum öncesi ve sonrası
tartışmalarla Brexit sonrası Fransa-Almanya güç dengesi, önemli AB kurumlarının
kamuoyunu ilgilendiren konulardaki açıklamalarının uzun vadeli analizi, Avrupa
Konseyi’nin formüle ettiği “Stratejik Gündem 2019-2024” belgesinin vizyonu ışığında
Türkiye ile Birlik arasındaki ilişkilerin doğası ve geleceği gibi konularda
önemli çözümlemeler yapıldı. “AB’nin Yeni Liderliği Altında AB-Almanya ve
Türkiye İlişkileri için Sorunlar ve Beklentiler” adını taşıyan panelden öne
çıkan çözümlemelerle, bu bağlamdaki fikir ve yorumlarımızı harmanlamaya
çalıştık.

Avrupa’nın Türkiye’ye bakışında üç temel perspektif

Prof.Dr. Wessels, Türkiye – Avrupa ilişkilerinin
tarihselliğiyle başladığı konuşmasında Avrupa’nın Türkiye’yle ilgili üç temel
söylem ve anlatıya sahip olduğunu belirterek bunları ayrıntılandırdı;

I – Avrupa Ülkesi Türkiye: 2004’teki AB’nin beşinci
genişlemesi (Wessels buna AB’nin Büyük Patlaması adını veriyor) kapsamında
Türkiye de ileride Avrupa Birliği’nin tam üyesi olabilecek bir ülke olarak
görüldü. Türkiye her halükarda Avrupa’nın bir parçası olarak kabul edildi.

II – İmtiyazlı Ortak Türkiye: Wessels, Avrupa’da Türkiye’ye
yönelik bir diğer perspektifin, özellikle Almanya’nın dile getirdiği “imtiyazlı
ortaklık” perspektifi olduğunu belirtti. Ancak “imtiyazlı” denen ortaklık
Wessels’e göre halihazırda pek çok Avrupa projesinin ve programının içinde yer
alan Türkiye’ye yeni bir avantaj getirmeyecek. Mevcut durumun bir kez daha
tescillenmesinden başka bir işe yaramayacak.

III – Uzak Komşu Türkiye: Avrupa – Türkiye ilişkilerinde
başından beri ağırlığı olan bir diğer perspektifin de Türkiye’yi Avrupa’nın bir
parçası olarak görmeyen, hiçbir zaman da AB üyesi ya da stratejik ortak olarak
değerlendirmeyen uzak ve hatta düşman bir komşu olan bir bakış açısı olduğunu
belirterek, Avrupa genelinde popülist hareketlerin güçlenmesi ve Türkiye’de
yaşanan gelişmeler nedeniyle bu söylemin son yıllarda yaygınlık kazandığına
dikkat çekti.

Tarihsel süreçte AB Konseyi kararları

Prof.Dr. Wessels, AB – Türkiye ilişkilerini haritalandıran
çok önemli bir çalışmaya da imza atmış. Bu çalışmanın en önemli bölümlerinden
biri de AB’nin birincil yürütme organı olan Avrupa Devlet ve Hükûmet Başkanları
Konseyi’nin (AB Konseyi) Türkiye’yle ilgili kararlarını görselleştiren grafik.
Wessels bu grafikte 1974’teki “Kıbrıs Barış Harekatı”ndan 2019’a her yıl AB
Konseyi’nin Türkiye’yle ilgili kaç karar aldığını ve bu kararların AB
üyeliğiyle mi yoksa başka meselelerle mi ilgili olduğunu ortaya koymuş.
Grafikte AB – Türkiye ilişkilerindeki kilometre taşları yer alıyor.

“Türkiye artık sadece mültecilikle gündemde”

Grafikte Türkiye’yle ilgili Konsey kararları içinde
Türkiye’nin üyeliğini telaffuz eden ilk kararın 
1992’de alındığını görüyoruz. Bu yıllar, Türkiye’nin Gümrük Birliği
görüşmelerine başladığı yıllar aynı zamanda. Tam üyelik müzakerelerinin
başlayıp başlamayacağının tartışıldığı 2004, üç adet üyelikle bir adet de diğer
meselelerle ilgili kararla Türkiye’nin Konsey’in gündemini en çok meşgul ettiği
yıl olurken müzakerelerin resmen başladığı 2005’teyse tek bir kararın bile
çıkmaması dikkat çekiyor. Yıllar ilerledikçe Konsey’in üyelikle ilgili
kararlarında azalma görülürken, Türkiye başka meselelerle AB liderlerinin
gündemine geliyor. İncelenen dönem boyunca en çok kararın alındığı yıl olan
2016’daki tüm kararlar bir şekilde mülteci kriziyle ilgili. Wessels, Türkiye-AB
ilişkilerinin artık neredeyse tek bir başlığa; mültecilik meselesine
indirgendiğine dikkat çekiyor. 2019’ta buna eklenen tek diğer mevzuysa Doğu
Akdeniz’de Kıbrıs’ın iki yakasının yanı sıra Yunanistan ve Türkiye’yi
ilgilendiren doğal gaz kaynakları gerginliği.

AB’de Fransa-Almanya gerginliği

Wessels AB içindeki iç gerilimlere de değindi. Fransa
Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’la, Alman Şansölyesi Angela Merkel’in AB’nin iki
önemli lideri olarak sık sık karşı karşıya geldiğini vurgulayan Wessels,
“Merkel’ın, Macron’u azarladığını duyuyoruz. Merkel’ın çok sakin karakterli bir
siyasetçi olduğunu göz önüne alırsak bunun çok önemli bir çatlağa işaret
ettiğini söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı. Macron ve Merkel arasında
NATO-AB ilişkileri üzerinden başlayan tartışmanın şiddeti ABD’nin önde gelen
gazetelerinden The New York Times gazetesine yansımış, gazeteye göre Merkel,
Macron’a şu eleştiriyi yöneltmişti:

“Almanya’nın savunma konusundaki tutumu kendi iç siyaseti
açısından çok konforlu bir pozisyon. Hem çok az savunma harcaması yapıyor, hem
de istediği NATO misyonlarına sınırlı destek vererek NATO içindeki söz hakkını
saklı tutuyor. Ayrıca hepsi de başarısızlıkla sonuçlanan Afganistan, Irak,
Suriye ve Libya’da NATO önderliğinde kurulan uluslararası koalisyonlara çok
sınırlı destek vererek kendisini başarısızlığın maliyetinden olabildiğince uzak
tuttu.”

AB’nin yeni dönem stratejisi

Birliğin 2030 vizyonu çerçevesinde, yeni dönemini
değerlendiren Wessels üç gün önce AB Komisyonu Başkanlığı’nı devralan Ursula
von der Leyen’in üç temel meselede strateji oluşturmaya çalışacağını vurguladı.
Wessels’in sıraladığı üç perspektif ve yorumlarımız ana hatlarıyla şöyle;

I – Avrupa tarzı yaşam biçiminin korunması: Wessels
kendisinin bir liberal olarak bu perspektife katılmadığını belirterek, hukukun
üstünlüğü ve insan haklarına saygı dışında kültürel bir Avrupa yaşam biçimi
perspektifini çoğulculuğun hakim olduğu bir dünyada doğru bulmadığını belirtti.
Ancak görünen o ki stratejik perspektifinde Avrupa yaşam tarzını birinci sıraya
alan Leyen’in dönemi, AB’nin mülteci politikalarına da yön verecek bir
“kültürel milliyetçiliği” de içerecek. Doğaldır ki Avrupa ülkelerinde yükselen
popülizm dalgası da bu eğilimi besleyecek.

II- AB’nin jeopolitik çıkarlarının korunması: Wessels burada
birinci sırada Çin-ABD ticaret savaşlarında AB’nin takınacağı pozisyona dair
tartışmaların yer aldığını söylüyor. Toplantıda ayrıntıya girilmedi ama bu
noktada da Fransa ve Almanya arasında belirli yönelim farklarını hemen ayırt
etmek mümkün. Her iki ülke de Paris İklim Anlaşması, küresel serbest ticaret,
İran nükleer anlaşması gibi önemli noktalarda, Çin tezlerine daha yakın olsa da
Merkel Çin’e karşı görece mesafeli bir tavır takınırken daha geçen ay gittiği
Çin’de 100 milyar dolar civarında ticaret anlaşması imzalayan Macron’un ABD’ye
daha fazla mesafe koymak istediği sezilebiliyor. Tam da bu noktada üçüncü nokta
gündeme geliyor.

III – AB’nin savunması: Bugüne dek güvenliğini NATO
şemsiyesi altında sürdüren Avrupa bu noktada da bir yol ayrımına gelmiş
durumda. Donald Trump yönetimiyle birlikte ABD artık Avrupa’nın güvenliğinin
tüm maddi yükünü üstlenmek istenmiyor ve tabiri caizse Avrupa ülkelerine “haydi
pamuk eller cebe” diyor. Almanya “konfor alanını” terk etmekten yana değil.
Macron ise Avrupa’nın artık NATO dışında bir Avrupa ordusu fikri üzerinde daha
büyük bir ciddiyetle durması gerektiğini öne sürüyor. Bu noktada, Birleşik
Krallık’ın da birlik dışına çıkmasının ardından Avrupa’nın en kayda değer
ordusuna sahip olan Fransa’nın Almanya’nın ekonomik alanda kurduğu hegemonyayı
ordusuyla dengelenmeye çalıştığını söylemek mümkün.

“Almanya’nın savunma konusundaki tutumu kendi iç siyaseti
açısından çok konforlu bir pozisyon. Hem çok az savunma harcaması yapıyor, hem
de istediği NATO misyonlarına sınırlı destek vererek NATO içindeki söz hakkını
saklı tutuyor. Ayrıca hepsi de başarısızlıkla sonuçlanan Afganistan, Irak,
Suriye ve Libya’da NATO önderliğinde kurulan uluslararası koalisyonlara çok
sınırlı destek vererek kendisini başarısızlığın maliyetinden olabildiğince uzak
tuttu.”

AB’nin yeni dönem stratejisi

Birliğin 2030 vizyonu çerçevesinde, yeni dönemini
değerlendiren Wessels üç gün önce AB Komisyonu Başkanlığı’nı devralan Ursula
von der Leyen’in üç temel meselede strateji oluşturmaya çalışacağını vurguladı.
Wessels’in sıraladığı üç perspektif ve yorumlarımız ana hatlarıyla şöyle;

I – Avrupa tarzı yaşam biçiminin korunması: Wessels
kendisinin bir liberal olarak bu perspektife katılmadığını belirterek, hukukun
üstünlüğü ve insan haklarına saygı dışında kültürel bir Avrupa yaşam biçimi
perspektifini çoğulculuğun hakim olduğu bir dünyada doğru bulmadığını belirtti.
Ancak görünen o ki stratejik perspektifinde Avrupa yaşam tarzını birinci sıraya
alan Leyen’in dönemi, AB’nin mülteci politikalarına da yön verecek bir
“kültürel milliyetçiliği” de içerecek. Doğaldır ki Avrupa ülkelerinde yükselen
popülizm dalgası da bu eğilimi besleyecek.

II- AB’nin jeopolitik çıkarlarının korunması: Wessels burada
birinci sırada Çin-ABD ticaret savaşlarında AB’nin takınacağı pozisyona dair
tartışmaların yer aldığını söylüyor. Toplantıda ayrıntıya girilmedi ama bu
noktada da Fransa ve Almanya arasında belirli yönelim farklarını hemen ayırt
etmek mümkün. Her iki ülke de Paris İklim Anlaşması, küresel serbest ticaret,
İran nükleer anlaşması gibi önemli noktalarda, Çin tezlerine daha yakın olsa da
Merkel Çin’e karşı görece mesafeli bir tavır takınırken daha geçen ay gittiği
Çin’de 100 milyar dolar civarında ticaret anlaşması imzalayan Macron’un ABD’ye
daha fazla mesafe koymak istediği sezilebiliyor. Tam da bu noktada üçüncü nokta
gündeme geliyor.

III – AB’nin savunması: Bugüne dek güvenliğini NATO
şemsiyesi altında sürdüren Avrupa bu noktada da bir yol ayrımına gelmiş
durumda. Donald Trump yönetimiyle birlikte ABD artık Avrupa’nın güvenliğinin
tüm maddi yükünü üstlenmek istenmiyor ve tabiri caizse Avrupa ülkelerine “haydi
pamuk eller cebe” diyor. Almanya “konfor alanını” terk etmekten yana değil.
Macron ise Avrupa’nın artık NATO dışında bir Avrupa ordusu fikri üzerinde daha
büyük bir ciddiyetle durması gerektiğini öne sürüyor. Bu noktada, Birleşik
Krallık’ın da birlik dışına çıkmasının ardından Avrupa’nın en kayda değer
ordusuna sahip olan Fransa’nın Almanya’nın ekonomik alanda kurduğu hegemonyayı
ordusuyla dengelenmeye çalıştığını söylemek mümkün.

Meriç Şenyüz

www.independentturkish.com/node/99521/d%C3%BCnya/ab-yeni-d%C3%B6nemde-t%C3%BCrkiye%E2%80%99yi-nas%C4%B1l-g%C3%B6r%C3%BCyor-aday-%C3%BCye-mi-imtiyazl%C4%B1-ortak-m%C4%B1-yoksa

Scroll to top