Rum Diplomatik kaynaklar Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “Fatih” aleyhine tutuklama emri çıkarması Türkiye’ye “baskı” olduğunu belirttiler

84

Perşembe günü Lefkoşa’da bulunan Rum diplomatik kaynaklar, Türkiye’nin Kıbrıs’ın kıta sahanlığında ve Münhasır Ekonomik Bölgesindeki (MEB) eylemleriyle ilgili olarak Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından sondaj gemisi “Fatih” için çıkarılan iki basamaklı uluslararası tutuklama emrinin sorunu çözmediğini; ancak Türkiye’ye “baskı” olduğunu belirttiler.

Aynı kaynaklar, çıkarılan tutuklama emrinin Türk planlarına karşı bazı sonuçlar getirmesine rağmen, Ankara’nın amacının, 4 Mayıs’tan beri Akama’nın 36 deniz mili batısında bulunan sondaj gemisi Fatih’in, sondaj çalışmalarına başlaması -ki Türkiye’nin bu konuda ilerleyebilmesi için başkalarıyla işbirliği yapamaya ihtiyacı olduğuna işaret ederek, bu tür bir sondaj için bir aydan fazla zamana ihtiyaç olduğunu belirttiler.
Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı, (TPAO) ile Kıbrıs MEB’inde işbirliği yapan şirketlere karşı da yasal önlemler için bir süreç başlattı.

Ulusal yasalar temelinde, Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümeti’nin onayı olmadan, herhangi bir şirketin veya yan kuruluşunun doğrudan ya da dolaylı olarak katılımı ciddi bir suç oluşturmaktadır ve cezası 1 milyon avro ve/ya 5 yıl hapis cezasıdır.

Suç işleyen yasal ve tüzel kişilerin/şirketlerin icra müdürleri ve diğer yetkilileri de yine aynı şekilde suçlu konumunda olup ayrıca cezai sorumlulukları var.
Ayrıca, ceza kanununa göre, bir suçun işlenmesine yardım ve yataklık eden herhangi bir kişi de cezai olarak sorumludur.
Fatih’in sondaj çalışmalarını başlayıp başlamadığıyla ilgili bir soruya diplomatik kaynaklar hem sondaj olduğunu hem de olmadığı gibi, her iki yönde de belirtiler olduğunu ancak kesin bilgileri olmadığını belirtiyorlar.

Çıkarılan tutuklama emriyle ilgili olarak, devletin yetkili hizmetleri; İçişleri Bakanlığı, Enerji Hizmetleri, Başsavcılık ve Polis – kararlılıkla olayın üstüne gittiklerini ve Türkiye ile işbirliği yapan şirketler ve Fatih’in eylemleri konusunda sonuçlar elde ettiklerini bu çalışmanın sonucunda Norveçli personelin çalışmayı bıraktığını, onların yerine ve şimdi Türk personelin çalıştığını belirttiler.

Diplomatik kaynaklar, AB tarafından olası önlemlerle ilgili olarak, önümüzdeki AB Konseyi bağlamında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin toplantıya, hedefinin azamisini elde etmek için gittiğini belirterek, “Avrupalı ortaklarımız bize dayanışma gösterecekleri konusunda söz verdiler. Bu sözlerin kararlara dönüşmesini ve önlemler olarak ortaya çıkmasını bekliyoruz” dediler.
Bu bağlamda Lefkoşa “Fatih” gemisinin Kıbrıs deniz sahası ve MEB’inde bulunmasının uluslararası hukuka karşı ciddi bir suç olduğuna ve olası bir sondaj ile kışkırtmaların tırmanabileceğine inanıyor.

Bunun yanı sıra, Türk sondaj gemisinin bölgede bulunmasının Türkiye’ye olan maliyetine dikkat çeken aynı kaynaklar, ENİ şirketinin 3. parseldeki sondaj çalışmaları için kullandığı SAIPEM 12000’un günlük maliyetinin yarım milyon dolar olduğun hatırlattılar.

Gerçek bir fark olabilmesi için diğer devletin tartışmalı bölge için makul yasal bir dayanak göstermesi gerektiğine işaret eden diplomatik kaynaklar, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin savunmalarını desteklemek ve ifade ettiği pozisyonların belgelenmiş ve makul olduğunu ispat etmek için Oxford Üniversitesi profesörü ve uluslararası hukuk konusunda uzman olan Vaughan Lowe’ya danışıldığını belirttiler.
Kıbrıs MEB’inde Fransız TOTAL ve İtalyan ENI şirketlerinin sondaj faaliyetlerine katılımıyla ilgili olarak aynı kaynaklar, sondaj araştırmaları yapılan parsellerde bu şirketlerle yapılan işbirliği sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti’nin çıkarlarının korunduğunu açıkladılar.

Fransa’nın Kıbrıs MEB’inde TOTAL şirketinin faaliyetlerini desteklemek istediğini açıklamasıyla ilgili olarak, aynı kaynaklar, Fransız donanmasının 2018 Şubat ayında 3. Parselin bulunduğu bölgeye girdiğinde Türk savaş gemilerinin ENİ şirketine ait sondaj gemisi SAIPEM 12000’iyi engellemeye çalıştıklarını hatırlattılar.

Fatih gemisinin 4 Mayıs’ta Baf açıklarına varmasıyla, Lefkoşa’nın BM Genel Sekreterine, kuzey ve kuzeybatı kıta sahanlığı sınırıyla ilgili coğrafi koordinatları ilettiğini belirten aynı kaynaklar bu hareketle, Kıbrıs’ın kıta sahanlığı/MEB sınırlarının çiğnenmesinin, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasalarının çiğnenmesi anlamına geleceği mesajını verildiğini kaydettiler.

Deniz bölgelerinin uluslararası hukuka dayalı olarak sınırlandırılması amacıyla Kıbrıs’ın defalarca Türkiye’yi müzakereye çağırdığı ancak Ankara’nın her türlü barışçıl müzakere çabasını reddettiğine dikkat çeken diplomatik kaynaklar hatta, bu davetin 12 Aralık 2018’de BM Genel Sekreterine gönderilen mektupta da yinelendiğini vurguladılar.

Ayna kaynaklar Kıbrıs’ın batı deniz bölgesinde Türk iddiaları için uluslararası hukukta makul bir temel olmadığını ve adil bir sınırlama başarılması konusunda uluslararası toplum ve bölgedeki devletlerden de destek olduğuna dikkat çektiler.
MEB’de Kıbrıs-İsrail sınır anlaşmalarında, İsrail’in Sözleşmeye taraf olmamasına rağmen, iki kez Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine (UNCLOS) atıfta bulunulduğuna işaret eden ayna kaynaklar, UNCLOS’u imzalamayan ABD’nin bile örfi hukukun uygulanmasını kabul ettiğinin altını çizdiler.

Kıbrıs ile Türkiye arasında deniz bölgesi sınırlarıyla ilgili farklılıkların çözümü için uluslararası bir mekanizmaya başvurulması olasılığıyla ilgili olarak aynı kaynaklar, Ankara’nın UNCLOS’da taraf olmadığı ve Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nın zorunlu yargı yetkisini kabul etmediğini ve sonunda, Türkiye’nin kendisini bu tür uyuşmazlık çözüm prosedürlerinin kapsamı dışında tutmayı seçtiğini söylediler.

Kha