Elazığ depreminin altında kalan siyaset ve bürokrasi.Ve sisteme tümden karşı olan ‘Hepimiz Buradayız’ hareketi

Elazığ depremi net bir şekilde Türkiye’de siyasi-bürokratik sistemin tamamen tükenmişliğini bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye bir deprem ülkesi ama bunun önlemleri hiçbir zaman alınamadı. Ülke olarak bu felaketlerin acısını çok yaşadı.Yüz binlerce bina yıkıldı, sadece son iki büyük depremde 70 bine yakın insan can verdi.

Japonya’da 9 .8 şiddetinde deprem de hiçbir bina yıkılmazken Türkiye’de 5.8 bile evler yıkılıyor.Şili’de 8.8 şiddetinde depremde yıkılan bina sayısı çok az iken hayatını kaybedenlerin ise birkaç yüz ile sınırlı. Kaliforniya,Japonya’da 5.8 şiddetinde bir depremde insanlar değil bulundukları yerden dışarı çıkmayı çalıştıkları masalardan kafalarını bile kaldırmıyorlar.

Depreme karşı bir türlü çözüm üretemeyen gerekli önlemleri alamayan siyaset, bürokrasi ve ilgili tüm kurumlar tamamen çökmüştür. Türkiye’nin acilen ‘Hepimiz Burdayız’ hareketi’ gibi yeni oluşumlara ihtiyacı vardır.

Bilhassa siyasette dinin kutsal değerlerin, Atatürkçülük ve cumhuriyetin dolgu malzemesi olarak kullanıldığı Türkiye’de nereye elinizi atsanız orası elinizde kalıyor.

AB uzmanlarının 2000 yılı başında Van depremi sonrası yaptıkları birkaç tespitin altını çizmekte yarar var.

‘’Türkiye’de 18 fazla şehir deprem fay altında buradaki yapılaşmaya acilen son verilmeli. Sanayi ve önemli kamu kuruluşları bu alanların dışına çıkarılmalı.Fay hatları üzerindeki alanların yapılaşmaya kapatılarak, bu yerleşimlerde öncelikli olmak üzere kentsel dönüşümün uygulamalarına başlanmalı.Aktif fay hatları üzerine bina inşa edilmesi yasaklanmalı veya jeolojik araştırmalardan sonra bina inşa edilip edilmeyeceğine karar verilmeli. Aktif fay hatları üzerine inşa edilmiş bulunan binalar kentsel dönüşüme tabi tutulmalı…vs

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu, Elazığ depremiyle ilgili açıklamada, “Deprem bir doğa olayıdır, deprem sonrası yaşanan afet ise bugüne kadar önlem almayan bilimi dışlayan yöneticilerin pervasızlığıdır. En büyük afet bu pervasızlıktır” açıklamasının önemle altını çizmekte yarar var.

Uzmanların deprem gerçeği hakkında ortaya koyduğu bir görüş var.”Deprem öldürmez,çürük yanlış yapılmış bina öldürür’

Evet Türk bilim adamları yıllardır uyarıyor ama kimsenin umurunda değil. Elazığ depremiyle ilgili Prof. Naci Görür, bundan sonraki büyük depremin Kahramanmaraş Türkoğlu’nda olabileceğini açıkladı. İlçede beklenenin aksine bir tedirginlik yok. Ne deprem için bir hazırlık, ne güçlendirme çalışması yapılıyor. Tersine imar planları değiştiriliyor. İki-üç katlı geleneksel yapıların yerine yüksek apartmanlar dikiliyor!Ne deprem konusunda bir hazırlık, ne bir güçlendirme çalışması yapılmış. Hatta tam tersine 6-7 yıldır geleneksel 2-3 katlı evlerin yerine yüksek apartmanlar dikilmeye başlanmış.

AB başkenti Brüksel’de 1990 yıllarının ortasında gelişmekte olan ülkeler ile ilgili düzenlenen bir konferansta dile getirilen bir kaç görüşe yer vermekte yarar var.

’’Bir ülkede siyaset ve bürokrasinin içi doldurulmadığı sürece ilerlemesi mümkün değil. (siyasetçi ve bürokrat sorumlu olduğu alanla ilgili konuya çok iyi hakim olmalı) Siyasetle bürokrasinin arasına çok kalın bir çizgi çizilmeli. Liyakat,ehliyet,tecrübe siyaset ve bürokraside öncelikle uygulanmalı.Bilime öncelik vermeyen eğitimde çocuklara matematik, fizik,kimya,biyoloji,kimya…vs öğretemeyen ülke gelişemez. ‘’

Daha birkaç gün önce Dünya Ekonomik Forumu’nda İsrailli yazar Yuval Harari, dünyanın ABD ve Çin liderliğinde bir yapay zeka savaşının ortasında olduğunu belirterek, “Bu yarışa ayak uyduramayan ülkeler ya iflas edecek ya da sömürge veri kolonisi haline gelecek” açıklamasında bulundu. Bizler ise imam hatip okulları açarak ilerlemeye çalışıyoruz.Deprem ile ilgili bilimadamlarının uyarılarına kulak tıkandığı bir ortamda diyanet bütçesi eğitim bakanlığının üstünde.

Elazığ depremi bir kez daha göstermiştir ki Türkiye’de siyaset (iktidar-muhalafet) bürokrasi bitmiştir. Bunda ısrar edilmeye devam edilirse halk daha çok depremin altında kalmaya devam edecek.

Yeri gelmişken Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma farklı pencereden bir göz atalım. Dünya endeksi… 2018 yılında yayınlanan bilim ve mühendislik alanında bilim adamlarının yayınladığı makalelerinin sayısına bir göz attığınızda Türkiye’nin içler acısı durumda olduğunu gözlüyorsunuz.

www.statista.com/chart/20347/science-and-engineering-articles-published/

Evet sevgili ABHaber okurları içinde bulunulan çöküntüden tek bir çıkış yolu var. Bu sisteme tümüyle karşı çıkıp Türkiye’de siyaset ve bürokrasinin dünyada birinci ligde yer alan ülkeler gibi yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Bunuda ancak yeni yüz,yeni nesil ve yeni söylemle yola çıkacak siyasiler yapacaktır.

Türkiye’nin eğer mevcut siyasi partiler ve bürokrasi ile devam etmesi durumunda ayakta kalması tamamen imkansız hale gelecektir.Türkiye’de maalesef din,Atatürkçülük iktidarda kalmak ve koltuk korumak için gündeme getirilmiştir.Açıkcası tüm bu değerler dolgu malzemesi olarak kullanılmıştır.Bu çürümüş siyasi-bürokratik sistem ülkenin hiçbir sorununa doğru dürüst bir çözüm üretememiştir. Mülteci kampına dönen Türkiye’de bu sisteme tümüyle karşı olan Öztürk Yılmaz gibi siyasilere ihtiyaç vardır.

Elazığ depremi aslında Türkiye’deki siyasi-bürokratik düzeni tamamen yıkmıştır. Boşuna kimse yıllardır hiç bir soruna çözüm üretemeyen bu sistemden hiçbir şey beklememelidir.

Elazığ depreminde yıkılan yeni yapılan kamu binalarına kim izni verdi ? Bunun kontrollerinden sorumlu bürokratlar kim?

Önüne gelenin müteahhit olduğu hiçbir kuralın olmadığı herkesin kafasına göre istediği yere imar izni alıp inşaat yaptığı park alanları ve dere yataklarına binaların dikildiği bir ülkede bu sisteme tümüyle karşı olmadan Türkiye düzlüğe çıkamaz.İktidarın içinde bulunulan durumdan sorumluluğu olduğu kadar muhalefette aynı derecede sorumludur. Muhalefet örneğin son 20 yılda depremle ile ilgili ne yapmış? Bu konuda iktidarı uyaran ne tür çalışmalarda bulunmuş? Halkı deprem felaketiyle ilgili bilinçlendirmiş mi? Bu çerçevede iktidar-muhalefet belediyeleri ne yapıyor? Mevcut bu siyasi sistemin özünde iktidarıyla muhalefetiyle rant kollayıcı bir yapı var. Siyasetin meslek haline getirildiği liyakat, ehliyet,tecrübenin dikkate alınmadığı Türkiye duvara tamamen toslamıştır.

Türkiye’yi bu bataklıktan çıkaracak genç, dünyayı, kamuyu bilen yeni nesil siyasetçilere bilhassa yeni oluşumlara ihtiyaç vardır.Tükenmiş bu sisteme tümüyle karşı olan ve bu sistemi değiştirmeye talip olan siyasiler ile Türkiye ancak yol alabilecektir. Mevcut siyasi partiler dışında yeni siyasi oluşumlar kurarak Türkiye’de siyaseti ve bürokrasiyi yeniden tanımlamak gerekiyor.Bunun dışında ise üretilecek hiç bir çözüm yoktur.

2020’de Türk diplomasisini neler bekliyor?

Türkiye, diplomasi ve güvenlik politikaları açısından 2020’ye hızlı ve yoğun bir başlangıç yapmaya hazırlanıyor. Libya’ya asker gönderme konusunda yılın ilk günlerinde adım atmayı öngören Türkiye, son dönemde giderek artan rejim saldırıları nedeniyle Suriye’nin İdlib bölgesinden kaynaklanan güvenlik sorunları ve göç hareketleriyle de uğraşıyor. 2020’in ilk en üst düzey konuğu olacak olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapılacak görüşmeler, hem Suriye hem de Libya açısından önem taşıyacak.

2019’da Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini ABD’nin yaptırım tehditlerine karşın topraklarına konuşlandıran, itirazlara karşın Suriye’ye tek taraflı askeri operasyon düzenleyen Türkiye, başta NATO olmak üzere Batı ile ilişkilerinde yeni ve zorlu bir döneme daha girmeye hazırlanıyor.

Demokrasi ve insan hakları gündemindeki gerilemenin devam etmesi nedeniyle Avrupa Birliği (AB) ile tam üyelik müzakerelerinde bir hareketlilik yaşanması öngörülmüyor.

Türkiye ile Libya’daki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan iki mutabakat muhtırası ve Trablus hükümetinin Türkiye’den askeri destek istemesi 2020’nin diplomasi ve güvenlik gündemini belirlemesi açısından önemli oldu.

Yeni yılın ilk günlerinde Libya’ya asker gönderme tezkeresini TBMM’de onaylatmayı planlayan hükümet, UMH’nin kontrolündeki Trablus bölgesinin korunması ve düzenli polis ve askeri güçlerinin oluşması hedeflerine uygun şekilde oluşturulacak askeri birliklerini Libya’ya göndermeye hazırlanıyor.

www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-50950661

Akıncı: “EastMed boru hattı anlaşması, coğrafi gerçeklere aykırı, ekonomik akla uygun olmayan ve tamamen politik kaygılarla karar verilmiş bir konu”

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Atina’da Yunanistan-Güney Kıbrıs ve İsrail arasında imzalanan EastMed boru hattı anlaşmasının, coğrafi gerçeklere aykırı, ekonomik akla uygun olmayan ve tamamen politik kaygılarla karar verilmiş bir konu olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Akıncı yaptığı yazılı açıklamada, İsrail’den Güney Kıbrıs’a, oradan Girit’e ve Yunanistan’a, nihayetinde de İtalya’ya uzanması planlanan boru hattının, başka alternatiflere göre çok daha uzun ve masraflı bir güzergah durumunda olduğunu belirterek, konunun uzmanlarının karşı görüşlerine rağmen gündemde tutulmaya çalışılan bu projenin, tıpkı Güney Kıbrıs’ın tek başına AB’ye üye yapılmış olması gibi, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmayacağının açık olduğunu söyledi.

Akıncı açıklamasına şöyle devam etti;

“Politik atmosfer, atılacak karşılıklı adımlarla değiştirilebilir; ancak coğrafyayı değiştirmek olanaksızdır. Coğrafi gerçekler ise, Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminden Kıbrıslı Türkleri ve Türkiye’yi dışlamanın olanaksız olduğuna işaret etmektedir.

Öteden beri vurguladığım gibi, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarından ortaklaşa yararlanmanın, barış ve istikrar içinde birlikte kalkınmanın yolunu bulmamız gerekmektedir. Bu da akıl yolunda, makul olanda uzlaşmakla ve nihai olarak Kıbrıs sorununu çözmekle olasıdır.

Bir kez daha anlaşılmaktadır ki Kıbrıs sorununun çözümü, sadece Kıbrıs’ın değil bölgenin de ihtiyacı haline gelmiştir”

KKTC Enformasyon Dairesi

2019 yılında Tarımsal İşgücü Verimliliği Endeksi AB içinde %2, oranında arttı

Eurostat’a göre, Tarım Ekonomik hesapların en son verilere göre, tarım işleri üretimi endeksi 2018’de kaydedilen (%23) ve 2010 dizeyine ulaşan düşüşten sonra 2019’da AB (%2 düzeyinde hafif bir yükseliş gösterdi. Kıbrıs’ta artış oranı %1,8, Yunanistan’da ise %7,6 olarak açıklandı.

Tarım sektöründe işgücü verimliliği tam istihdam edilmiş gelir olarak ölçülebilir.  Tarım sektöründe tam istihdam edilmiş her işçinin net eşdeğer değer ölçüsü olarak algılanmaktadır.

Buna göre, bu gösterge evrimi, Tarım ve iş değişikliklerinden üretilen gerçek gelirden etkilenmektedir.

Eurostat’a göre, 2018’deki düşüşten sonra üye devletlerin çoğunluğu 2019’da tarım endeksinde artış kaydetti.

En yüksek artışlar: Danimarka (%68), Estonya (%38), Almanya (%32), İsveç (% 28) ve Estonya’da (%27) kaydedildi.

Diğer yandan, toplum gelirinin neredeyse yarısına katkı sağlayan büyük üretici ülkelerde kaydedilen düşüşler şöyle açıklandı: İspanya (%10), Fransa (%8) VE İtalya’da (%3).

Türkiye’den EastMed anlaşmasına tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nin EastMed doğal gaz boru hattının yapımını öngören prensip anlaşmasını imzalamasına tepki gösterdi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında uzun süredir yapımı ile ilgili görüşmelerin sürdüğü ve Akdeniz’in doğusundaki doğalgaz yataklarından Avrupa’ya gaz sevk edecek olan deniz altı doğal gaz boru hattının prensip anlaşmasının imzalanmasına tepki gösterdi.

Hami Aksoy, EastMed projesine ilişkin anlaşmanın imzalanmasıyla ilgili olarak “Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’yi ve Kıbrıs Adası’nın doğal kaynakları üzerinde eşit haklara sahip olan Kıbrıs Türklerini yok sayan hiçbir proje başarılı olamayacaktır. Bu hususu bir kez daha uluslararası toplumun dikkatine getiriyoruz” dedi.

Aksoy sözlerine şöyle devam etti: “Doğu Akdeniz’de bulunan doğal kaynakların değerlendirilmesinde ve ülkemiz dahil Avrupa’daki tüketim pazarlarına iletilmesinde en ekonomik ve güvenli güzergah Türkiye’dir. Buna rağmen hem bize hem Kıbrıs Türklerine iş birliği kapılarının kapatılması, aslında bazı ülkelerin iş birliği yerine kısır siyasi hesaplar peşinde koştuğunun açık göstergesidir. Bu tür kirli hesapların geçmişte olduğu gibi gelecekte de tutmayacağını proje sahiplerine hatırlatırız.”

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades’in katılımı ile bugün imzalanan anlaşmanın ardından bir sonraki adımın, boru hattının yapımı için özel şirketlere yönelik ihale aşaması olacağı bildirildi.

Denizin yer yer üç bin metre altından geçmesi tasarlanan EastMed boru hattının yaklaşık iki bin kilometre uzunluğunda olması planlanıyor.

2025 yılından itibaren İsrail doğal gazını Avrupa’ya taşıması düşünülen hattın en az altı milyar euroya mal olacağı tahmin ediliyor. EastMed boru hattı şu anki planlara göre İsrail’den Kıbrıs’ın güneyine, oradan Girit Adası‘na ve Girit’ten Yunanistan ana karasına ulaşacak. Bu yolla Yunanistan’a ulaşan doğal gazın da, Poseidon boru hattı ile İtalya’ya taşınması hedefleniyor. Hattın Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacağı belirtiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB), Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltacağı gerekçesi ile EastMed’in yapımına destek veriyor.

Dw

Brakel: Türk-Alman ilişkileri sevginin bittiği bir evliliğe benziyor

2019’da siyasi ilişkilerde “normalleşme” hedefi gerçekleştirilemedi. Suriye’nin kuzeyinde ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gerilimlerle iki ülke ilişkileri daha da kötüleşti, ekonomik ilişkiler de geriledi.

“Türk-Alman ilişkileri, sevginin bittiği bir evliliğe benziyor… Çocukları için diyaloğu zorunlu olarak sürdüren, sorunlara rağmen yine çocukları için işbirliği yapmaya çabalayan bir çifti andırıyor…”

DW Türkçe’ye konuşan Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Kristian Brakel, 2019 yılının sonunda, Türkiye-Almanya ilişkilerinde gelinen aşamayı böyle ifade etti.

Son dört yıldır büyük gerginliklerin hakim olduğu ilişkilerde 2019’un bir “normalleşme” yılı olması umut ediliyordu. Ancak bu umutlar gerçekleşmediği gibi, ilişkilerde temel sorunları çözecek adımlar da atılamadı, sorunlara yenileri eklendi.

Diyalog sorunları çözmeye yetmiyor

“2017 yılında ilişkiler öyle dibe vurmuştu ki bundan sonra artık daha kötüsü olamaz diye düşündük. Taraflar, büyük gerilimlerin tekrarlanmaması için aslında yoğun çaba harcadı” diyen Brakel, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliğine hukuk danışmanlığı hizmeti veren avukatın Eylül ayında tutuklanmasına kadar da büyük krizlerin yaşanmasının önlendiğine dikkat çekti.

www.dw.com/tr/brakel-t%C3%BCrk-alman-ili%C5%9Fkileri-sevginin-bitti%C4%9Fi-bir-evlili%C4%9Fe-benziyor/a-51750917

Doğu Akdeniz – EastMed doğalgaz boru hattı anlaşması Atina’da imzalandı

Doğu Akdeniz’den çıkarılacak gazı Avrupa’ya taşıması planlanan EastMed boru hattıyla ilgili anlaşmanın imza töreni Atina’da yapıldı. Zappion Sarayı’nda düzenlenen imza törenine Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades de katıldı. Türkiye, boru hattı projesinin güzergahı üzerinde Libya ile deniz yetki alanları anlaşması imzalamıştı.

Anlaşma Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs enerji bakanları tarafından imzalandı.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis, imza töreni sonrası yaptığı açıklamada, Türkiye’yi ima ederek, üç ülke arasındaki enerji ittifakının hiçbir ülkeyi tehdit amaçlı olmadığını ve her ülkenin katılımına açık olduğunu söyledi.

Miçotakis, “Bu işbirliğine katılacak ülkelere koşulan tek şart, iyi komşuluk ilkelerine ve uluslararası hukuk kurallarına saygılı olmalardır” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da üç ülke arasında enerji alanındaki işbirliğinin bölgede barış ve istikrarın güvencesi olduğunu söyledi.

www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-50973890

—————

Ankara’nın karşı olduğu anlaşma imzalandı

Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti, EastMed doğal gaz boru hattının yapımını öngören prensip anlaşmasını Atina’da imzaladı. Taraflar bu anlaşmanın Türkiye ya da herhangi başka bir ülkeye karşı olmadığını belirtti.

Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs Cumhuriyeti arasında uzun süredir yapımı ile ilgili görüşmelerin sürdüğü ve Akdeniz’in doğusundaki doğalgaz yataklarından Avrupa’ya gaz sevk edecek olan denizaltı doğal gaz boru hattının prensip anlaşması, söz konusu üç ülkenin liderlerinin katıldığı bir törenle Atina’da imzalandı.

Yunanistan Başbakanı Kyriakos Miçotakis, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ve Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades’in katılımı ile imzalanan anlaşmanın ardından bir sonraki adımın, boru hattının yapımı için özel şirketlere yönelik ihale aşaması olacağı bildirildi.

Anlaşmanın imzalanmasının ardından, 2025 yılında faaliyete girmesi beklenen boru hattı ile ilgili açıklamalarda bulunan Yunanistan Başbakanı Miçotakis, “Biz Avrupa’ya enerji taşıyacak olan bir köprü inşa ediyoruz” dedi. Miçotakis ayrıca, EastMed boru hattının bölgeye istikrar ve bu bölgede yaşayan insanlara da zenginlik getireceğini ifade etti. Anlaşmanın imza töreni Yunan devlet televizyonu ERT tarafından canlı yayınlandı.

Türkiye’nin karşı olduğu proje

Tören sırasında açıklamalarda bulunan üç lider de, EastMed projesinin Türkiye’ye ya da bölgedeki herhangi başka bir ülkeye karşı olmadığını dile getirdi. Ankara ise başından beri EastMed boru hattı aracılığıyla, İsrail-Kıbrıs-Yunanistan ittifakının Türkiye’yi çembere almaya çalıştığını öne sürüyor. Türk hükümeti ayrıca, Türkiye’nin dahil olmadığı ya da onaylamadığı, Akdeniz’in doğusundaki hiçbir projenin hayata geçirilemeyeceğini vurguluyor.  

Denizin yer yer üç bin metre altından geçmesi tasarlanan EastMed boru hattının yaklaşık iki bin kilometre uzunluğunda olması planlanıyor. 2025 yılından itibaren İsrail doğal gazını Avrupa’ya taşıması düşünülen hattın en az altı milyar euroya mal olacağı tahmin ediliyor. EastMed boru hattı şu anki planlara göre İsrail’den Kıbrıs’ın güneyine, oradan Girit Adası‘na ve Girit’ten Yunanistan ana karasına ulaşacak. Bu yolla Yunanistan’a ulaşan doğal gazın da, Poseidon boru hattı ile İtalya’ya taşınması hedefleniyor. Hattın Avrupa’nın doğalgaz ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacağı belirtiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği (AB), Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltacağı gerekçesi ile EastMed’in yapımına destek veriyor.

Dw-Dpa

Ateş: “Uluslararası hukuka göre, bizim deniz yetki alanlarımızdan geçecek bir boru hattı için ülkemizin rızasının alınması gerekecek”

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) ve Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) tarafından düzenlenen “EastMed Boru Hattı Projesi Söylemleri Ne Kadar Gerçekçi?” başlıklı panelde konuşan, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Enerji ve Çok Taraflı Ulaştırma Genel Müdür Yardımcısı Zafer Ateş, Doğu Akdeniz’den çıkarılan gazın Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a oradan da İtalya’ya ulaştırılmasını hedefleyen EastMed (Doğu Akdeniz doğal gaz boru hattı) projesinin imzalar atılsa bile siyasi, ekonomik ve teknik bölgesel gerçeklerden dolayı kısa vadede gerçekleşmesinin mümkün olmadığını belirterek, “Uluslararası hukuka göre, bizim deniz yetki alanlarımızdan geçecek bir boru hattı için özellikle güzergah belirleme, çevre etki değerlendirme gibi unsurlar açısından ülkemizin rızasının alınması gerekecek” dedi.

Ateş, Doğu Akdeniz enerji kaynaklarının tüm havzaları dikkate alındığında dünyanın ispatlanmış doğal gaz ve petrol rezervlerinin yüzde 1’inden azına tekabül ettiğini vurgulayarak, buna rağmen söz konusu kaynakların enerjide dışa bağımlılığının azaltılması ya da ortadan kaldırılması ile gelir kaynağı açısından bölge ülkeleri için büyük önem arz ettiğini söyledi.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’e ilişkin vizyonunun iki ayağının, Türkiye’nin ve KKTC’nin hak ve çıkarlarının korunmasından oluştuğuna dikkati çeken Ateş, Türk tarafının bölgedeki doğal kaynakların paylaşımına ilişkin ortak komisyon kurulması çağrılarına rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY), Doğu Akdeniz’de attığı tek taraflı adımlara işaret etti.

30 Ekim 2018’den bugüne kadar Alanya-1, Finike-1 ve Karpaz-1 olmak üzere Doğu Akdeniz’de üç sondajın tamamlandığını, Güzelyurt-1 ve Magosa-1 olmak üzere de iki sondaj çalışmasının devam ettiğini anlatan Ateş, “2020 yılında 5 deniz sondajı daha yapmayı öngörüyoruz. KKTC’nin deniz ruhsat sahaları dahil olmak üzere 2023’e kadar hedefimiz, sondaj sahalarımızı 26’ya çıkarmak.” diye konuştu.

KKTC Enformasyon Dairesi

Anastasiadis: Sıcak temas tehlikesi var, MEB müzakere edilmek üzere masaya konulamaz

Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, “Kıbrıs sorununun çözümü havada olduğu sürece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının sorgulanmasını kabul etmem söz konusu değildir. Egemen bir devletin Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB), müzakere edilmek üzere masaya konulamaz” dedi.

Anastasiadis, Fileleftheros’a verdiği yeni yılın ilk söyleşisinde yarın (2 Ocak) Atina’da Güney Kıbrıs, Yunanistan ve İsrail arasında imzalanacak EastMed doğal gaz boru hattı projesinin hayata geçirilmesine dair anlaşmaya ve Berlin görüşmesi özelinde Kıbrıs sorununa değindi.

Rum lider, Atina’da yarın gerçekleşecek üçlü görüşmenin ve imzalanacak anlaşmanın üç ülkenin “egemenlik haklarıyla egemenliklerini Münhasır Ekonomik Bölge’lerinde kullanma haklarını yeniden teyit etme önlemi olacağı”  gerekçesiyle “çok önemli olduğu” görüşünü ortaya koydu.

“EGEMENLİK HAKLARININ YENİDEN TEYİT EDİLMESİ ÖNLEMİ”

Rum tarafında, devletler arasında imzalanacak bir anlaşmanın Türkiye’nin faaliyetlerini engelleyemeyeceği ve bu projede belirleyici unsurun müdahil şirketler olacağının söylenmekte olduğu hatırlatıldığında, “Böyle bir anlaşmanın imzalanması Türk faaliyetlerini engelleme önlemi değildir” diyen Anastasiadis, şöyle devam etti:

“Bu, devletlerin egemenliklerinin ve MEB’lerinde egemenlik haklarını kullanmalarının yeniden teyit edilmesi önlemidir. Projeye dair inceleme AB tarafından finanse ediliyor. Dolayısıyla, işbirliğine dair siyasi iradenin ve Avrupa’nın enerji güvenliği hedefinin başarılmasının ifadesidir. Projenin hayata geçirilmesini etkileyen belirleyici unsurların çok olduğu kuşkusuz. Eleştirenlere şunu soruyorum: Türkiye’nin hedefleri etkilenebilir diye pasif mi kalalım? Yani, Ankara egemenlik haklarını sorguladığı sürece, Türkiye öfkelenebilir veya başka bir şekilde davranabilir diye gerek AB, gerek müdahil devletler herhangi bir karar almaktan kaçmalı mıdır?”

“HALKA HİKAYE ANLATMASINLAR…”

Anastasaidis, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun birkaç gün önce kendisini “halka hikaye anlatmaktan vazgeçmeye çağırdığı” hatırlatıldığında, halka hikaye anlatmayı düşünmediğini, böyle bir niyeti olmadığını, imzaların atılması ile Türkiye’nin faaliyetlerinin son bulacağını da söylemediklerini belirtti. Türkiye’nin Mavi Vatan’ı kurma stratejisi olduğunu da hatırlatan Anastasiadis özetle şöyle devam etti:

“Halka,  güya çözüm sunulduğunu ama bizim tarafça siyasi irade gösterilmediği için gerçekleşmediği ve Türkiye’nin izlemekte olduğumuz bütün kanunsuz faaliyetlerinin Kıbrıs sorununun çözülmemesinden kaynaklandığı hikayesini anlatıyorlar. Burada Yunanistan’ın, Mısır’ın ve Kıbrıs’ın egemenlik haklarının sorgulanmasından söz ediyoruz. Egemenlik haklarının sorgulanması aslında yalnız Kıbrıslı Rumları değil, Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızı da etkiliyor. MEB’in küçülmesi, kısıtlanması veya tanınmaması Kıbrıslı Türk vatandaşlarımızı da etkiler. Dolayısıyla, olan her şey Kıbrıs sorununun, Kıbrıs Rum tarafı veya Kıbrıs Cumhuriyeti yüzünden çözülmemesine bağlanmasın. Unutulmasın ki Kıbrıs Cumhuriyeti BM ve AB üyesi egemen bir devlettir.”

TALAT’IN SÖYLEMİ…

Anastasiadis, II. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle Doğu Akdeniz’deki bütün sorunlar çözülür söylemini nasıl algıladığı da sorulduğunda “Sayın Akıncı’nın iyi niyetine inanıyorum. Ama aynı zamanda hareket alanının kısıtlı olduğunu da biliyorum.  İyi niyetli olduğundan kuşkum yok. Beni endişelendiren, gelmiş geçmiş bütün Kıbrıs Türk toplumu liderlerin dizginlerinin veya kontrolünün Türkiye’nin elinde olmasıdır. Sayın Mehmet Ali Talat çözüm yanlısı değil miydi? Konjonktür Dimitris Hristofyas’a Kıbrıs Türk tarafından müzakereci olarak Mehmet Ali Talat’ı getirdiğinde neden anlaşma sağlanamadı? O zamanlar AKEL, Kıbrıs sorununun çözülmesiyle bugün cereyan edenlerden birçoğundan kaçınılacağını bilmiyor muydu?  Kıbrıs sorunu neden çözülmedi?  Dimitris Hristofyas veya Mehmet Ali Talat istemediği için mi? Dolayısıyla, Kıbrıs sorununun 2013’de ortaya çıkmadığı, ihanetin ve 1974’teki Türk müdahalesinin sonucu olduğu anlaşılsın”

ENERJİ PROGRAMI…

“Doğu Akdeniz’de sular sürekli ısınıyor. Enerji programına devam edecek misiniz? Üçlü anlaşma tek başına Türk meydan okumalarını caydıracak unsur mu?” sorusu üzerine, Anastasiadis, müdahil şirketler ve devletlerle işbirliği içinde enerji programlarını uygulamada kararlı olduklarına işaret etti. Anastasiadis, üçlü işbirliklerinde de müdahil ülkelerin en yüksek faydayı edinmesinin hedeflediğine işaret ederek, askerî ittifak olmadığını söyledi. Rum lider “Üçlü işbirliklerinin görmezden gelinen önemi, MEB sınırlandırmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının güvenceye alınmasıdır. Bu işbirlikleri ve MEB sınırlandırmaları olmasaydı, uluslararasında konumumuz ne olurdu?” dedi.

Mısır’la üçlü işbirliğinin Fransa’nın da katılımıyla yakında 4’lü hale geleceği hatırlatılarak, bu ülkenin bölgeye ilgisi bağlamında Fransa’nın aktif bir katılım göstermesini bekleyip beklemediği sorulduğunda, her ülkenin kendi ekonomik menfaati peşinde olduğunu söyleyen Anastasiadis, Fransa’nın egemenlik haklarının veya toprağının sorgulanması tehlikesi bulunmadığını anlattı.

“SICAK TEMAS TEHLİKESİ VAR, ANCAK…”

Anastasiadis, Türkiye’nin, “Yunanistan’ın tahammülünü sınamak için Güney Kıbrıs’a da doğrudan etkisi olacak bir sıcak temasa girişip girişmeyeceği, bu yönde bir endişesi olup olmadığı” sorusu üzerine Türkiye-Libya mutabakatı sebebiyle ABD başta olmak üzere birçok ülkenin gösterdiği tepkilerin Türkiye’yi caydıracağını umduğunu söyledi.

Anastasiadis, “Tehlikeler, sadece ümit etmekle savuşturulmaz. Sonunda, müdahaleler ile böyle bir olasılığın caydırılacağına inanıyorum” dedi.

YUNANİSTAN İLE MEB SINIRLANDIRMASI YAPMAMA NEDENİ…

Kendisini, Yunanistan ile MEB sınırlandırması anlaşması yapmaktan alıkoyanın ne olduğu sorusuna karşılık, Miçotakis hükümeti ile ilişkilerinin, tıpkı SİRİZA hükümetiyle olduğu gibi, mükemmel olduğunu ve iki ülke arasındaki ilişkiler hakkındaki söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını söyleyen Anastasiadis, “İki ülkenin MEB sınırlandırması yapmama nedeni tamamen teknik” cevabını verdi.

“LAHEY’E BAŞVURU HAZIRLIK AŞAMASINDA”

Anastasiadis, Lahey’e başvuru konusunun ne aşamada olduğunun sorulması üzerine, “İlerliyoruz. Hazırlık aşamasındayız. Sunulduğu zaman Türkiye cevap vermeye çağrılacak” yanıtını verdi.

Rum Yönetimi Başkanı şöyle devam etti:

“Ya reddetmeyi seçecek –reddetmek hakkıdır çünkü uluslararası sözleşmeyi kabul etmiyor- ve hatta hakemliği de reddedecek. Veya başka örneklerde olduğu gibi ilk başta reddedecek, daha sonra bir hakemliği kabul edecek çünkü sıcak temas veya çatışmaların önlenmesinin tek yolu budur. Hakemlik, uluslararası hukuk temelinde her bir ülkenin ekonomik bölgelerini belirleyecek.”

“KIBRIS SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ HAVADA OLDUĞU SÜRECE….”

 “Bu konuların Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakere masasında bulunması ihtimalini göz ardı ediyor musunuz? Zaman zaman Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bu konuların da görüşülmesi yönünde çeşitli çabalar oldu” sorusuna karşılık Anastasiadis, “Kıbrıs sorununun çözümü havada olduğu sürece Kıbrıs Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının sorgulanmasını kabul etmem” dedi. Anastasiadis, şunları ekledi:

 “Halkın beklentilerine cevap veren, her iki toplumun da kabul edebileceği, BM ve AB ilke ve değerleri çerçevesinde bir çözümün bugün karşı karşıya bulunduğumuz sorunların ortadan kalkmasına önemli ölçüde yardımcı olabileceğinden kuşkum yok. Elbette bu ancak Türkiye, kendisinin ve haklarını savunduğunu iddia ettiği Kıbrıslı Türklerin çıkarına olduğunu anlaması şartıyla olacak. Bunun için, BM üyesi egemen bir devlet MEB’ini Deniz Hukuku Sözleşmesi temelinde belirler. Uluslararası hukuk ilkesini kabul etmesi gerekir.”

“EGEMEN BİR DEVLETİN MEB’İ…”

Gazetenin, “Kıbrıslı Türklerin istediği tam tersi” yorumu üzerine Anastasiadis şöyle devam etti:

“Egemen bir devletin MEB’i konusu müzakere masasına konulmaz çünkü mesele, Türkiye’nin ne alacağı ve Kıbrıs sorununun çözümü için ne şart koşacağı olacak. MEB konusu, siyasi eşitlikte, onların yorumladığı gibi, tanınıp tanınmadığı ve Merkezî Hükümet tarafından alınacak bütün kararlarda bir olumlu Kıbrıslı Türk oyuna sahip olup olmayacakları konusunda daha ileri diyalog için ön şart olarak ortaya konuluyor. Dolayısıyla,  diyaloğun devam etmesi için peşin talepte bulunuluyorsa, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararasında tanınan MEB’indeki egemenlik haklarını da karıştırmamızın ne anlama geleceğini hayal edebiliyor musunuz?”

Anastasiadis “Müzakerelerin yeniden başlaması hedefiyle Berlin’e gittiniz. Orada, mevcut Türk tezleri ortadayken bir anlaşmaya varsaydınız, böyle bir anlaşmanın perspektif ne olurdu?” sorusunu yanıtında, sorunun, Türkiye’nin bu aşamada üçlü görüşmeyi de, beşli konferansı da istememesi olduğunu söyledi. Berlin’e, BM Genel Sekreteri’nin daveti üzerine gittiklerine işaret eden Anastasiadis, Berlin görüşmesi öncesinde Türk hükümetinin itirazları olduğunu ve referans şartlarında Cumhurbaşkanı Akıncı ile karşılıklı anlayışa varamadıkları için değil, Türkiye’nin referans şartları ve izlenecek prosedürün gayrı resmi 5’li konferansta belirlenmesini istemesinden dolayı anlaşamadıklarını iddia etti.

“REFERANS ŞARTLARINDA KARŞILIKLI ANLAYIŞ OLMASINA RAĞMEN…”

Nikos Anastasiadis “9 Ağustos görüşmesinde iki lider arasında karşılıklı anlayış vardı. Buna rağmen Ankara’nın müdahaleleri nedeniyle referans şartlarına dair anlaşma başarılamadı. Bu vesileyle,  güya Kıbrıs Rum tarafı iyi niyet göstermesi gerekirdi eleştirisini yapanlara da yanıt vereyim. Anlaşma, Kıbrıs Rum tarafına bağlı değil. Müzakerelerin yeniden başlamaması veya diyaloğun çökmesi konusunda Kıbrıs Rum tarafının suçlanmasına artık son verilmeli” ifadelerini kullandı.

BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs geçici özel danışmanı Jane Holl Lute cephesinde yeni bir şey olup olmayacağı sorusuna, bunun BM Genel Sekreteri’ne bağlı olduğunu ancak şimdilik Lute’un Ada’yı ziyaret etmesi ihtimalini görmediğini söyleyen Anastasiadis, hemen önümüzdeki dönemde bir şey beklenemeyeceğini kaydetti.

CUMHURBAŞKANI TERCİHİ….

Anastasiadis, KKTC Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir tercihi olup olmadığı sorusuna karşılık ise, bu konuda ne olabileceğine dair bir pozisyon almayı düşünecek son kişi olduğunu söyledi. Anastasiadis, “Her iki toplumun da güvenlik duygusunu –yalnız asker konusunda değil, insan haklarının tesisi konusunda da- tatmin edecek bir çözüm bulmak için müzakerelerde ilerleme kararlılığında bir lider seçilmesini arzu ederim. Bu da karşılıklı saygı ve tanınmış uluslararası örgütlerin temel ilke ve değerlerine saygıyla olur” dedi.

Gündem Kıbrıs-Tak

İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın Amerikan Odaları, Trump tarafından imzalanan EastMed Yasası’nın ardından Doğu Akdeniz’deki güvenliğin önemine işaret eden ortak bir basın açıklaması yayınladı

İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın Amerikan Odaları (AmChams), Başkan Donald Trump tarafından imzalanan EastMed Yasası’nın ardından üç ülke ve Doğu Akdeniz’deki güvenliğin önemine işaret eden ortak bir basın açıklaması yayınladı.

Geçen cuma günü Medya’ya gönderilen basın açıklamasında, 2019 Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı’nın, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Doğu Akdeniz’deki dış politikasındaki tarihi değişimi gösterdiği, büyük ölçüde, Doğu Akdeniz bölgesindeki ortak ve müttefiklerin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa için önemli olduğu stratejik görüş ve ilkesini yansıttığı belirtildi.

Üç ticaret odası, EastMed Act’la Amerika Birleşik Devletleri’nin, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’la resmi stratejik taahhüdünün güçlü olmaya devam edeceğini vaat ettiğini kaydetti.

ABD ayrıca Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasında enerji güvenliği işbirliğini derinleştirmek için ortaklar ve müttefiklerle diplomatik çabaları desteklemeyi de vaat ediyor ve özel sektörü Doğu Akdeniz bölgesinde enerji altyapısında yatırım yapmaya teşvik ediyor.

Basın açıklamasına göre AmCham’ın Kıbrıs Başkanı Haris Kakoullis, yasanın Doğu Akdeniz havzasında yeni gerçekleri tanıdığını, üç ülkeye önemli yatırım fırsatlarının kapısını açtığını, küresel enerji haritasında bir varlık olmak için faaliyetleri önemli ölçüde sağlamlaştırdığını, ileriye yönelik enerji maliyetlerindeki azalmanın, ekonomilerinin temellerini oluşturan rekabetçi avantajları oluşturmasının beklendiğini söyledi.

AmCham Israil’in CEO’su Oded Rose da, Doğu Akdeniz’de büyük ticari ve ekonomik potansiyel gördüklerini, ortaklığı artırmak için Kıbrıs ve Yunanistan’daki kardeş ticaret odalarıyla mutabakat zaptları imzaladıklarını ifade etti.

AmCham Yunanistan’ın Başkanı Nikolaos Bakatselos da, EastMed Act’ın Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs’ın hâlihazırda gelişmiş olan bölgesel ortaklığını daha da büyüteceğine, bu ülkenin ABD ile ilişkilerinin kendilerine büyük ekonomik faydalar sağlayacağına dikkat çekti.